Hukukun olmadığı yerde suikast kaygısı olur!

Necdet Saraç yazdı: Türkiye normal bir ülke olsa, iktidarı kaybetmek “beka sorunu” olmasa, tehdit de olmaz, suikast de akla gelmez.

Necdet Saraç saracnecdet@hotmail.com

 CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Eğer iş belli grupların ellerine silah alıp belli kişileri öldürme yoluna gitmezlerse bir gerilim olmaz” vurgusundan sonra “siyasi cinayetlerle ilgili kaygılarım var” demesi iktidar sözcülerinin yaptığı gibi “bir muhalefet propagandası” olarak görülüp, önemsizleştirilemez. Çünkü krizlerin derinleştirilerek nasıl kaosa dönüştürüldüğüne 1980 öncesi de, sonrası da tanıklık ettik, hem de kerelerce…

Kılıçdaroğlu’nun hem 13 milyon oy alan CHP’nin Genel Başkanı olarak, hem de aynı zamanda birkaç kez saldırıya uğramış bir kişi olarak “siyasi cinayetlerle ilgili kaygılarım var” diyerek sertleşen ve kural tanımaz hale gelen siyasi ortama dikkat çekmesinden, iktidarı uyarmasından daha doğal ne olabilir?

Sanki 7 Haziran-1 Kasım 2015 arasında yaşanan katliamlar başka bir ülkede olmuş, sanki bu ülkede son bir yıl içinde birçok gazeteci saldırıya uğramamış, sanki Selçuk Özdağ ölümden dönmemiş gibi iktidar temsilcilerinin “korku iklimini kendileri yaratmışken, Kılıçdaroğlu’nun “ülkede korku iklimi oluşturmaya çalıştığını" iddia etmeleri, sanki “varmış” gibi “bu iddiaların temel amacı, ülkemizin milli birlik ve beraberliğini zedelemek ve toplumsal huzurumuzu bozmaktır” demeleri ve arkasından da “Biz, bundan sonra olacaklardan, olabilecek her türlü siyasi suikasttan, cinayetten, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun sorumlu olduğuna inanıyoruz” demeleri yalnızca bir akıl tutulması değil, çaresizliğin bir sonucu olarak zıvanadan çıkmanın son halidir!

Bundan dolayı karşımızda, son 15-20 yılda kamunun olanaklarıyla diledikleri her şeyi yapan, her istedikleri “Kanun Hükmünde Kararname”ye dönüştüğü için çok hızlı ve fazlaca zenginleşen oligarşik bir yapı var! Bu yapı iktidardan gittiğinde her şeyleri ile gideceklerini gördüğü için, “beka beka” dedikleri ülke falan değil, yalnızca kendi kişisel bekalarına dönüşmüş durumda! Kalıcı bir iktidar istemelerinin, hiç gitmemek üzere bir iktidar kurgulamalarının nedeni de bu!
Bu yüzden kaybetmemek için tehdit, saldırı, linç, hapis dahil “her şeyi yaparız” algısı yaratmaya çalışıyorlar! Dinen faizi haram ilan edip, “offshore”lar üzerinden kaçırılan paraların, ödenmeyen vergilerin de, kamu kaynaklarından yarattıkları yeni zenginlerin nedeni de, kamu mallarının peşkeş çekildiği “siyasi akraba” derneklerinin, vakıflarının nedeni de bu! SADAT’ın varlığının nedeni de bu! Önüne gelen, itiraz eden herkese terörist yaftası yapıştırılmasının nedeni de bu!

Türkiye normal bir ülke olsa, iktidarı kaybetmek “beka sorunu” olmasa, tehdit de olmaz, suikast de akla gelmez. Ama iktidar “benden sonrası Tufan” diye düşünüp, buna uygun davrandığı için biz bugün bunları konuşuyoruz! Çünkü krizden beslenenler kaosu tetiklerler, hukuk yerine hukuksuzluğu, mafyayı ve paramiliter güçleri, kurumsallık yerine kişiselliği ve keyfiliği öne çıkarırlar!

Maalesef örnek çok…

Kılıçdaroğlu’nun hem de devletin bakanlarının, mülki amirlerinin ve tabi kameraların gözü önünde daha 2019’da hem de Ankara’nın burnunun dibinde, Çubuk’ta Madımakvari bir linç girişimine uğramadı mı? Her şey ayan beyan ortadayken, linç girişiminden dolayı  Kılıçdaroğlu bir eve 2 buçuk saat sığınmak zorunda kalmışken, "yakın bu evi” sloganları kameralara yansımışken, tutuklama bir yana, saldıranlar kahraman yapılmışken iddianamede bu saldırı bir “protesto”, linç girişimi de “izdihdam” diye yansımadı mı?

Gazetecilere yapılan saldırılarda, üstelik birçoğunda saldırganlar yakalanmışken hangi sonuç alındı, hangisinde siyasi bir sorumlu yargı önüne çıkartıldı? Saldırıları onayların ifadesi alındı mı? Sahi saldırı sonucu ölümden dönen Selçuk Özdağ davası ne oldu?
Alaadin Çakıcı’nın Kılıçdaroğlu’na tehdit mektupları ile ilgili ne yapıldı?
Sedat Peker’in uyuşturucu trafiği ve “çökme” iddiaları ile ilgili neden soruşturma açılmadı?
Sedat Peker’in iddia ettiği “infaz listesinin” üzerine niye gidilmedi?
Peki ya; Meral Akşener’in Rize gezisi sonrasında, saldırı girişimi sonrası “Daha neler olacak neler. Daha dur bakalım, bunlar iyi günler” diyen Erdoğan’ın bu sözleri açık bir tehdit olsa da, üzerine neden gidilemedi?
Kavramların içini boşaltarak, kendileri dışında herkesin terörist ilan edildiği bir ortamda Erdoğan’ın "ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını da hatırlatmak istiyoruz" demek açık tehdit anlamına gelmez mi?
Faili meçhullerden vazgeçtik, “Erdoğan'ın döneminde, Türkiye'de siyasi cinayetlere ve faili meçhullere son verildi” diyen AKP Sözcüsü Ömer Çelik “faili belli” bu gelişmelere ne der acaba?

13 Ekim 2021, Ankara

Necdet Saraç

">

 CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Eğer iş belli grupların ellerine silah alıp belli kişileri öldürme yoluna gitmezlerse bir gerilim olmaz” vurgusundan sonra “siyasi cinayetlerle ilgili kaygılarım var” demesi iktidar sözcülerinin yaptığı gibi “bir muhalefet propagandası” olarak görülüp, önemsizleştirilemez. Çünkü krizlerin derinleştirilerek nasıl kaosa dönüştürüldüğüne 1980 öncesi de, sonrası da tanıklık ettik, hem de kerelerce…

Kılıçdaroğlu’nun hem 13 milyon oy alan CHP’nin Genel Başkanı olarak, hem de aynı zamanda birkaç kez saldırıya uğramış bir kişi olarak “siyasi cinayetlerle ilgili kaygılarım var” diyerek sertleşen ve kural tanımaz hale gelen siyasi ortama dikkat çekmesinden, iktidarı uyarmasından daha doğal ne olabilir?

Sanki 7 Haziran-1 Kasım 2015 arasında yaşanan katliamlar başka bir ülkede olmuş, sanki bu ülkede son bir yıl içinde birçok gazeteci saldırıya uğramamış, sanki Selçuk Özdağ ölümden dönmemiş gibi iktidar temsilcilerinin “korku iklimini kendileri yaratmışken, Kılıçdaroğlu’nun “ülkede korku iklimi oluşturmaya çalıştığını" iddia etmeleri, sanki “varmış” gibi “bu iddiaların temel amacı, ülkemizin milli birlik ve beraberliğini zedelemek ve toplumsal huzurumuzu bozmaktır” demeleri ve arkasından da “Biz, bundan sonra olacaklardan, olabilecek her türlü siyasi suikasttan, cinayetten, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun sorumlu olduğuna inanıyoruz” demeleri yalnızca bir akıl tutulması değil, çaresizliğin bir sonucu olarak zıvanadan çıkmanın son halidir!

Bundan dolayı karşımızda, son 15-20 yılda kamunun olanaklarıyla diledikleri her şeyi yapan, her istedikleri “Kanun Hükmünde Kararname”ye dönüştüğü için çok hızlı ve fazlaca zenginleşen oligarşik bir yapı var! Bu yapı iktidardan gittiğinde her şeyleri ile gideceklerini gördüğü için, “beka beka” dedikleri ülke falan değil, yalnızca kendi kişisel bekalarına dönüşmüş durumda! Kalıcı bir iktidar istemelerinin, hiç gitmemek üzere bir iktidar kurgulamalarının nedeni de bu!
Bu yüzden kaybetmemek için tehdit, saldırı, linç, hapis dahil “her şeyi yaparız” algısı yaratmaya çalışıyorlar! Dinen faizi haram ilan edip, “offshore”lar üzerinden kaçırılan paraların, ödenmeyen vergilerin de, kamu kaynaklarından yarattıkları yeni zenginlerin nedeni de, kamu mallarının peşkeş çekildiği “siyasi akraba” derneklerinin, vakıflarının nedeni de bu! SADAT’ın varlığının nedeni de bu! Önüne gelen, itiraz eden herkese terörist yaftası yapıştırılmasının nedeni de bu!

Türkiye normal bir ülke olsa, iktidarı kaybetmek “beka sorunu” olmasa, tehdit de olmaz, suikast de akla gelmez. Ama iktidar “benden sonrası Tufan” diye düşünüp, buna uygun davrandığı için biz bugün bunları konuşuyoruz! Çünkü krizden beslenenler kaosu tetiklerler, hukuk yerine hukuksuzluğu, mafyayı ve paramiliter güçleri, kurumsallık yerine kişiselliği ve keyfiliği öne çıkarırlar!

Maalesef örnek çok…

Kılıçdaroğlu’nun hem de devletin bakanlarının, mülki amirlerinin ve tabi kameraların gözü önünde daha 2019’da hem de Ankara’nın burnunun dibinde, Çubuk’ta Madımakvari bir linç girişimine uğramadı mı? Her şey ayan beyan ortadayken, linç girişiminden dolayı  Kılıçdaroğlu bir eve 2 buçuk saat sığınmak zorunda kalmışken, "yakın bu evi” sloganları kameralara yansımışken, tutuklama bir yana, saldıranlar kahraman yapılmışken iddianamede bu saldırı bir “protesto”, linç girişimi de “izdihdam” diye yansımadı mı?

Gazetecilere yapılan saldırılarda, üstelik birçoğunda saldırganlar yakalanmışken hangi sonuç alındı, hangisinde siyasi bir sorumlu yargı önüne çıkartıldı? Saldırıları onayların ifadesi alındı mı? Sahi saldırı sonucu ölümden dönen Selçuk Özdağ davası ne oldu?
Alaadin Çakıcı’nın Kılıçdaroğlu’na tehdit mektupları ile ilgili ne yapıldı?
Sedat Peker’in uyuşturucu trafiği ve “çökme” iddiaları ile ilgili neden soruşturma açılmadı?
Sedat Peker’in iddia ettiği “infaz listesinin” üzerine niye gidilmedi?
Peki ya; Meral Akşener’in Rize gezisi sonrasında, saldırı girişimi sonrası “Daha neler olacak neler. Daha dur bakalım, bunlar iyi günler” diyen Erdoğan’ın bu sözleri açık bir tehdit olsa da, üzerine neden gidilemedi?
Kavramların içini boşaltarak, kendileri dışında herkesin terörist ilan edildiği bir ortamda Erdoğan’ın "ülkenin yönetimine talip olduklarını söylemekten vazgeçmelerinin kendileri için daha iyi olacağını da hatırlatmak istiyoruz" demek açık tehdit anlamına gelmez mi?
Faili meçhullerden vazgeçtik, “Erdoğan'ın döneminde, Türkiye'de siyasi cinayetlere ve faili meçhullere son verildi” diyen AKP Sözcüsü Ömer Çelik “faili belli” bu gelişmelere ne der acaba?

13 Ekim 2021, Ankara

Necdet Saraç

Tüm yazılarını göster