OECD Raporu ve Kara Para

Kara para ile mücadele bir saydamlık sorunu.İlkeleri arasında demokrasiye ve insan haklarına...

R. Bülend Kırmacı r.b.kirmaci@gmail.com

Kara para ile mücadele bir saydamlık sorunu.

İlkeleri arasında demokrasiye ve insan haklarına bağlılık olan OECD’nin son raporunda, Türkiye, “gri” tondan, “kara listeye” ‘kayabilir’ deniyor.

OECD’nin saptamalarında “kara liste” Kuzey Kore ve İran’la sınırlı tutulduğundan, kara para ile terörizmin finansmanına önemli ama dar bir yorum getirildiği söylenebilir.

Oysa, yaşlı Kıt’a’nın kimi kent (banka) devletleri ile Pasifik’te “para aklama cenneti” olarak işlev görülen devletler de bu listede olmalıydı.

Öte yanda, halklardan ‘aşırılmış servetler, ‘kara’ sınıftan yeşil dolar balyaları, Libya, Mısır ‘baharı’ NATO bombardımanı eşliğinde ‘çiçek açarken’ ya da Ortadoğu ‘kabile yönetimleri’ devrilirken anımsanabiliyor…

Kuşkusuz, kara para ile terörizmin bağına ilişkin yorumu daha da genişletmek için, bir ayağı Afgan vahasında bulunan altın hilal pergelinin transit kavisler çizerek, Atlantik pazarında girdiği rekabete de bakmak gerek..

PKK terörünün finansman durağında, uyuşturucu-altın-silah sarmalından tahsilatın rotasını da irdelemek…

Artık, metruk ve metropol terörizminin kaynakları, “Ladin’in keşfiyle” görülmedik bir esneklikte okunabilir.

Türkiye’nin bir zorluğuysa; yalnız OECD çatısında değil, AB çıtasında iyileştirme çabası sergilediği güvenlik ile yurttaş hakları dengesini korumaya çalışırken; bazen ‘haksızca’ eleştirilmesi ve çoğu zaman yalnız bırakılmasındadır.

Bununla birlikte OECD raporunun ülkemizle ilgili tespitleri, ekonomik anlamda pazarı, sosyal yaşamda aileyi, çalışma alanında bireyi güven altına alabilecek ekonominin kamusal takviyesi açısından çözümlemeler de içermekte…

Ekonomimizde devlet payı OECD ülkelerine göre daha küçük. Kamu kaynaklarının üçte ikisi mal ve hizmet harcamaları için yapılmakta (GSYİH’nın % 17,9’u), kamu istihdamı açısından OECD ülkelerinde % 29,3’e dek ulaşan oranlar, bizde % 11’ler düzeyinde…

Seksen dört yıl sonra kent ve kırsal nüfus oranlarının neredeyse takla attığı ( % 76’ya %23) gereksinimleri artan, bilgi çağına tutunmaya çalışan Türkiye’nin, Dünya ile bütünleşmesi, kayıt altında bir ekonomiye, geçerli bir demokrasiye bağlı…

Bu, kara para ile terörizmin kaynaklarını kurutmak kadar, % 11’lik büyümesinin %80’inin iç tüketime bağlı olduğu tabloyu yatırımla, üretimle, dış satımla, adil bir vergi düzeniyle, tersine çevirmeyi ve halkın refahını artıran düzenlemeleri gerçekleştirmeyi gerektiren bir durumdur.

OECD raporunda atıfta bulunulduğu -ve kendi deneyimizle çok daha iyi bildiğimiz- gibi; ekonomisi kamusal yatırım ve harcamalardan hak ettiği payı alabilen Türkiye, Dünya’da da hak ettiği yeri alabilecektir.

">

Kara para ile mücadele bir saydamlık sorunu.

İlkeleri arasında demokrasiye ve insan haklarına bağlılık olan OECD’nin son raporunda, Türkiye, “gri” tondan, “kara listeye” ‘kayabilir’ deniyor.

OECD’nin saptamalarında “kara liste” Kuzey Kore ve İran’la sınırlı tutulduğundan, kara para ile terörizmin finansmanına önemli ama dar bir yorum getirildiği söylenebilir.

Oysa, yaşlı Kıt’a’nın kimi kent (banka) devletleri ile Pasifik’te “para aklama cenneti” olarak işlev görülen devletler de bu listede olmalıydı.

Öte yanda, halklardan ‘aşırılmış servetler, ‘kara’ sınıftan yeşil dolar balyaları, Libya, Mısır ‘baharı’ NATO bombardımanı eşliğinde ‘çiçek açarken’ ya da Ortadoğu ‘kabile yönetimleri’ devrilirken anımsanabiliyor…

Kuşkusuz, kara para ile terörizmin bağına ilişkin yorumu daha da genişletmek için, bir ayağı Afgan vahasında bulunan altın hilal pergelinin transit kavisler çizerek, Atlantik pazarında girdiği rekabete de bakmak gerek..

PKK terörünün finansman durağında, uyuşturucu-altın-silah sarmalından tahsilatın rotasını da irdelemek…

Artık, metruk ve metropol terörizminin kaynakları, “Ladin’in keşfiyle” görülmedik bir esneklikte okunabilir.

Türkiye’nin bir zorluğuysa; yalnız OECD çatısında değil, AB çıtasında iyileştirme çabası sergilediği güvenlik ile yurttaş hakları dengesini korumaya çalışırken; bazen ‘haksızca’ eleştirilmesi ve çoğu zaman yalnız bırakılmasındadır.

Bununla birlikte OECD raporunun ülkemizle ilgili tespitleri, ekonomik anlamda pazarı, sosyal yaşamda aileyi, çalışma alanında bireyi güven altına alabilecek ekonominin kamusal takviyesi açısından çözümlemeler de içermekte…

Ekonomimizde devlet payı OECD ülkelerine göre daha küçük. Kamu kaynaklarının üçte ikisi mal ve hizmet harcamaları için yapılmakta (GSYİH’nın % 17,9’u), kamu istihdamı açısından OECD ülkelerinde % 29,3’e dek ulaşan oranlar, bizde % 11’ler düzeyinde…

Seksen dört yıl sonra kent ve kırsal nüfus oranlarının neredeyse takla attığı ( % 76’ya %23) gereksinimleri artan, bilgi çağına tutunmaya çalışan Türkiye’nin, Dünya ile bütünleşmesi, kayıt altında bir ekonomiye, geçerli bir demokrasiye bağlı…

Bu, kara para ile terörizmin kaynaklarını kurutmak kadar, % 11’lik büyümesinin %80’inin iç tüketime bağlı olduğu tabloyu yatırımla, üretimle, dış satımla, adil bir vergi düzeniyle, tersine çevirmeyi ve halkın refahını artıran düzenlemeleri gerçekleştirmeyi gerektiren bir durumdur.

OECD raporunda atıfta bulunulduğu -ve kendi deneyimizle çok daha iyi bildiğimiz- gibi; ekonomisi kamusal yatırım ve harcamalardan hak ettiği payı alabilen Türkiye, Dünya’da da hak ettiği yeri alabilecektir.

Tüm yazılarını göster