Sanat da, sanatçı da aykırıdır

Haber3.com yazarı Necdet Saraç yazdı: Tarkan, Sezen Aksu, Mustafa Sandal ve çemberin dışında kim varsa hedefte Bilinmeli ki, sanat biatı reddeder; asidir, aykırıdır ve özgürlüğü tercih eder. Aykırı olmaktan ve özgürlükten beslenir. Doğası gereği muhaliftir ve iktidar karşıtıdır.

Necdet Saraç saracnecdet@hotmail.com

Yalnızca siyasette ve ekonomide değil, aklınıza gelecek her alanda güzel ve zengin ülkemizi çoraklığa iten iktidarın yarattığı siyasi iklimin hedefinde bir kez daha sanatçılar var: Tarkan, Sezen Aksu, Mustafa Sandal ve çemberin dışında kim varsa hedefte…

İz bırakan, değişime kapı aralayan, değiştiren her sanatçı aykırı fikirlerden ve özgürlükten beslenir ve yaratır, ortalamanın üstündedir, bu yüzden de çizgi dışıdır. Bu bizde de dünyanın her yerinde de böyledir. Üstelik yalnızca sanatta da değil, bilim başta olmak üzere, felsefede, siyasette…
Einstein, Picasso… Napolyon, Marx, Atatürk…
Ömer Hayyam, Edip Harabi, Nazım Hikmet, Aşık Mahsuni…

Değişim, yaratıcılık ve tabi akıllarda kalma çizgi dışı olmayı, ortalama aklın üstünde olmayı zorunlu kılar. “Çemberin içine giren”, iktidarla, parayla, güçle beslenen sanatçı yaratıcılıktan uzaklaşır. Örneğin siyasi olarak durdukları yer “sağ” olsa da Orhan Gencebay’ı da Müslüm Gürses’i de öne çıkaran, efsane yapan onların “batsın bu dünya” isyanıydı! Hayatı boyunca bu “isyanı” devam ettiren Müslüm Gürses’in “Baba” olarak kalmaya devam etmesi de, iktidarla iç içe geçen, kendisini iktidarın emrine sokan Orhan Gencebay’ın yaratıcılığının ölmesinin ve etki alanının daralmasın nedeni de bu. Çünkü sanat iktidara, daha doğru bir ifadeyle statükoya yaklaştıkça tükenir, uzaklaştıkça güçlenir! Çünkü sanat özgürlük ister…
Bir dönem milyonları peşinden sürükleyen Orhan Gencebay ya da sesiyle ve söyledikleriyle bir dönem Alevi müziğinin yıldız ismi Yavuz Bingöl’ün  büyülerinin bozulmasının, sihirlerinin kaybolmasının nedenlerini buralarda aramak gerekir. Onlar belki düne göre daha fazla para kazanıyorlar ama onları besleyen ana damarlardan koptular ve kültür hayatından silindiler… Eğer Ahmet Kaya hala yaşamaya devam ediyorsa, Sezen Aksu’ya tavır alanlar dönüp Ahmet Kaya’ya baksınlar…

TARİFLER VE YASAKLAR ÇORAKLAŞTIRIR

Mevcut iktidar zihni altyapısını “tarifler ve yasaklar” üzerine kurduğu için bunu anlamak da görmek de istemiyor. Sorun tam da burada… “Şampiyonlar Ligine” çıkmak bir yana, en geri ülkelerle kıyaslanmamızın nedenleri de burada yatıyor. Ülkede yaratıcılığın yerlerde sürünmesinin nedeni de bu!

Bu kafa yalnızca Sezen Aksu’ya tavır almakla kalmaz “Daha Allah ile cihan yok iken / Biz anı var edip ilan eyledik / Hakk'a hiçbir layık mekân yok iken /
Hanemize aldık mihman eyledik. Kendisinin ismi henüz yok idi / İsmi söyle dursun cismi yok idi / Hiçbir kıyafeti resmi yok idi / Sekil verip tıpkı insan eyledik” diyen Edip Harabi’ye ya da “Beşikler vermişim Nuha / Salıncaklar hamaklar / Havva anan dünkü çocuk sayılır / Anadoluyum ben / Tanıyor musun” diyen Ahmet Arif’e de tavır almaktan geri kalmaz, onlara alan açacağına, onlarla kavga eder!

Bu nedenle Sezen Aksu’ya, Tarkan’a ya da Nazım Hikmet’e, Ahmet Arif’e tavır almak, müdahale etmek, sanatsal üretimlerini engellemek yalnızca çoraklaşmanın önünü açar, ülkenin geleceğine kast eder…

Bu tür müdahaleler demokrasinin değil otoritenin, ifade ve inanç özgürlüğünün değil dini iktidarların olduğu ülkelerde olur… İktidarın yaydığı bu zihniyete tavır almamak, yarın bütün alanlarda teslim olmayı beraberinde getirir.

Bilinmeli ki, sanat biatı reddeder; asidir, aykırıdır ve özgürlüğü tercih eder. Aykırı olmaktan ve özgürlükten beslenir. Doğası gereği muhaliftir ve iktidar karşıtıdır. Örneğin, müzik yalnızca keyifli zaman geçirme değildir, aynı zamanda bir siyasal eleştiridir, hem siyasette, hem günlük yaşamda, aşkta da bir isyandır aynı zamanda…

Dinci ve muhafazakar çevrelerden evrensel ölçülerde sanatçı çıkmaması bu yüzden tesadüf değildir. Şiir de, edebiyat da, sinema da, müzik de aykırı olmayı gerektirir… Müzikten, eğlenceden, sanattan, siyasi mizahtan, itiraz kültüründen nefret eden bir toplum yaratma çabası da, çok kültürlülüğü tek kültürlüğe indirme çabası ülkeyi çoraklaştırıyor, kentleri karanlığa gömüyor…

Türkiye’de siyasi mizahın ölmesinin arka planında da bu zihniyet vardır. Sabahattin Alilerin, Aziz Nesinlerin, Rıfat Ilgazların 1945’lerde 60 bin satan “Marko Paşa”sını anlamadan, 1980’lerde 500 bin satan GIRGIR Dergisinin yok olmasını sorgulamadan bugünü anlayamayız! Bunu anlayamayınca Metin Akpınar’ın, Zeki Alasya’nın “Deve Kuşu Kaberası”nı da, “Yasakları”nı da, Kemal Sunal’ın, İlyas Salman’ın, Şener Şen’in siyasi içerikli komedi filmlerinin bugün bile neden bu kadar çok izlendiğini de anlayamayız!

19 Ocak 2022, İstanbul

Necdet Saraç

">

Yalnızca siyasette ve ekonomide değil, aklınıza gelecek her alanda güzel ve zengin ülkemizi çoraklığa iten iktidarın yarattığı siyasi iklimin hedefinde bir kez daha sanatçılar var: Tarkan, Sezen Aksu, Mustafa Sandal ve çemberin dışında kim varsa hedefte…

İz bırakan, değişime kapı aralayan, değiştiren her sanatçı aykırı fikirlerden ve özgürlükten beslenir ve yaratır, ortalamanın üstündedir, bu yüzden de çizgi dışıdır. Bu bizde de dünyanın her yerinde de böyledir. Üstelik yalnızca sanatta da değil, bilim başta olmak üzere, felsefede, siyasette…
Einstein, Picasso… Napolyon, Marx, Atatürk…
Ömer Hayyam, Edip Harabi, Nazım Hikmet, Aşık Mahsuni…

Değişim, yaratıcılık ve tabi akıllarda kalma çizgi dışı olmayı, ortalama aklın üstünde olmayı zorunlu kılar. “Çemberin içine giren”, iktidarla, parayla, güçle beslenen sanatçı yaratıcılıktan uzaklaşır. Örneğin siyasi olarak durdukları yer “sağ” olsa da Orhan Gencebay’ı da Müslüm Gürses’i de öne çıkaran, efsane yapan onların “batsın bu dünya” isyanıydı! Hayatı boyunca bu “isyanı” devam ettiren Müslüm Gürses’in “Baba” olarak kalmaya devam etmesi de, iktidarla iç içe geçen, kendisini iktidarın emrine sokan Orhan Gencebay’ın yaratıcılığının ölmesinin ve etki alanının daralmasın nedeni de bu. Çünkü sanat iktidara, daha doğru bir ifadeyle statükoya yaklaştıkça tükenir, uzaklaştıkça güçlenir! Çünkü sanat özgürlük ister…
Bir dönem milyonları peşinden sürükleyen Orhan Gencebay ya da sesiyle ve söyledikleriyle bir dönem Alevi müziğinin yıldız ismi Yavuz Bingöl’ün  büyülerinin bozulmasının, sihirlerinin kaybolmasının nedenlerini buralarda aramak gerekir. Onlar belki düne göre daha fazla para kazanıyorlar ama onları besleyen ana damarlardan koptular ve kültür hayatından silindiler… Eğer Ahmet Kaya hala yaşamaya devam ediyorsa, Sezen Aksu’ya tavır alanlar dönüp Ahmet Kaya’ya baksınlar…

TARİFLER VE YASAKLAR ÇORAKLAŞTIRIR

Mevcut iktidar zihni altyapısını “tarifler ve yasaklar” üzerine kurduğu için bunu anlamak da görmek de istemiyor. Sorun tam da burada… “Şampiyonlar Ligine” çıkmak bir yana, en geri ülkelerle kıyaslanmamızın nedenleri de burada yatıyor. Ülkede yaratıcılığın yerlerde sürünmesinin nedeni de bu!

Bu kafa yalnızca Sezen Aksu’ya tavır almakla kalmaz “Daha Allah ile cihan yok iken / Biz anı var edip ilan eyledik / Hakk'a hiçbir layık mekân yok iken /
Hanemize aldık mihman eyledik. Kendisinin ismi henüz yok idi / İsmi söyle dursun cismi yok idi / Hiçbir kıyafeti resmi yok idi / Sekil verip tıpkı insan eyledik” diyen Edip Harabi’ye ya da “Beşikler vermişim Nuha / Salıncaklar hamaklar / Havva anan dünkü çocuk sayılır / Anadoluyum ben / Tanıyor musun” diyen Ahmet Arif’e de tavır almaktan geri kalmaz, onlara alan açacağına, onlarla kavga eder!

Bu nedenle Sezen Aksu’ya, Tarkan’a ya da Nazım Hikmet’e, Ahmet Arif’e tavır almak, müdahale etmek, sanatsal üretimlerini engellemek yalnızca çoraklaşmanın önünü açar, ülkenin geleceğine kast eder…

Bu tür müdahaleler demokrasinin değil otoritenin, ifade ve inanç özgürlüğünün değil dini iktidarların olduğu ülkelerde olur… İktidarın yaydığı bu zihniyete tavır almamak, yarın bütün alanlarda teslim olmayı beraberinde getirir.

Bilinmeli ki, sanat biatı reddeder; asidir, aykırıdır ve özgürlüğü tercih eder. Aykırı olmaktan ve özgürlükten beslenir. Doğası gereği muhaliftir ve iktidar karşıtıdır. Örneğin, müzik yalnızca keyifli zaman geçirme değildir, aynı zamanda bir siyasal eleştiridir, hem siyasette, hem günlük yaşamda, aşkta da bir isyandır aynı zamanda…

Dinci ve muhafazakar çevrelerden evrensel ölçülerde sanatçı çıkmaması bu yüzden tesadüf değildir. Şiir de, edebiyat da, sinema da, müzik de aykırı olmayı gerektirir… Müzikten, eğlenceden, sanattan, siyasi mizahtan, itiraz kültüründen nefret eden bir toplum yaratma çabası da, çok kültürlülüğü tek kültürlüğe indirme çabası ülkeyi çoraklaştırıyor, kentleri karanlığa gömüyor…

Türkiye’de siyasi mizahın ölmesinin arka planında da bu zihniyet vardır. Sabahattin Alilerin, Aziz Nesinlerin, Rıfat Ilgazların 1945’lerde 60 bin satan “Marko Paşa”sını anlamadan, 1980’lerde 500 bin satan GIRGIR Dergisinin yok olmasını sorgulamadan bugünü anlayamayız! Bunu anlayamayınca Metin Akpınar’ın, Zeki Alasya’nın “Deve Kuşu Kaberası”nı da, “Yasakları”nı da, Kemal Sunal’ın, İlyas Salman’ın, Şener Şen’in siyasi içerikli komedi filmlerinin bugün bile neden bu kadar çok izlendiğini de anlayamayız!

19 Ocak 2022, İstanbul

Necdet Saraç

Tüm yazılarını göster