Stratejik derinliğin yenilgisi

 Sona eren Kuzey Suriye operasyonunda söylendiği gibi sahada üstün olan masada...

Necdet Saraç saracnecdet@hotmail.com

 Sona eren Kuzey Suriye operasyonunda söylendiği gibi sahada üstün olan masada da kazandı mı? Onlarca yılın getirdiği sorunlar 10 gün içinde bitti mi?

Bu sorulara verilecek cevaplar, bakış açısıyla doğrudan ilgilidir.

Bölgede şiddeti, savaşı, istikrarsızlığı yükseltmek emperyalist güç odakları için çocuk oyuncağı olduğu için, kendine özgü bir politik çizgin olmadığı ve tahteravanın merkezinde oturamadığın sürece, sana rağmen, hem yaratılan girdaba dahil olman, hem de en çok zarar görenler safında yer alman an meselesi oluyor, sonra da Trump gibi bir çıkıp, rahatça “çocukların kavga etmesini bir süre seyredip sonra ayırıyoruz” diyebiliyor…

Türkiye 8 yıl önce bir kez daha tam da bunu yaşadı. Emperyalist merkezlerde üretilen, Yeşil Kuşak Projesi gibi projeler “Arap Baharı”na kadar uzadı ve o arada “bizimkiler” bir kez daha “Yeni Osmanlı” hayalleri kurdular…

 “Göreceksiniz inşallah, en kısa zamanda Şam'a gidecek, Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi'nde namazımızı da kılacağız” deyip arkasından “Allah Allah” nidaları içinde 'Biz oraya zalim Esed'in hükümranlığına son vermek için girdik' dedikten 8 yıl sonra sonra, sanki bunları sen söylemişsin ve hiçbir şey olmamış havasında, “Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü önemliymiş” vurgusu yaparak,  “dediğimi yaptık ve YPG sınırımızın 32 km’nin dışına çıkarıldı” diyerek sonucu büyük bir zafer havasında sunmak mümkün…

Son 1-2 aylık açıklamalara, Ankara ve Soçi mutabakatına yansıyanlara bakarak “Türkiye’yi ciddi bir diplomatik başarı” elde etmiş olarak sunmak da “kazanan tarafa Türkiye’yi de yazmak “teorik olarak” mümkün…

Fetih sureleriyle gidilse de “savaş” denmesinin yasak, ateşkes yerine “ara” kavramının kullanılmasının serbest, “savaş muhabirliği” yerine “savaş gazeteciliğinin” yapıldığı bir ortamda, “akıllı ol” uyarılarıyla yapılan anlaşmayı askeri ve diplomatik başarı olarak sunmak tabi ki mümkün…

Oysa bir başka açıdan bakabilsek, sonuçların hiç de resmi zafer açıklamalara benzemediğini görmek mümkün olur.

Ankara'dan sonra Soçi'de de gördük ki, 2011 yılına yani en başa döndük.
Bu sürecin asıl kazananı Rusya ve Rusya üzerinden olsa da Esad'lı Suriye oldu!
Baştan itibaren "Esad'la anlaşalım" diyenlere kulak verilseydi, 8 yıl kaybedilmez, yüzbinlerce insan ölmez, kentler harap olmaz, ortaya milyonlarca mülteci çıkmaz, milyarlarca dolar silaha yatırılmaz, hem ABD’ye, hem de Rusya’ya bağımlılık bu kadar artmaz, uluslar arası alanda da, Arap dünyasında da bu kadar prestij kaybedilmez, yeni Osmanlıcı “stratejik derinlik” ortaya çıkmaz, stratejik yenilgi de yaşanmazdı…

Bu işin asıl kaybedeni Kürt hareketi gibi gözükse de, aslında kaybeden esas itibariyle bir kez daha bir bütün olarak bölge halkları oldu. Kurtuluş savaşı dönemi Cumhuriyet Türkiye’si hariç, bölge halkları neredeyse son 200 yıldır kendi gücüne güvenmek yerine hep emperyalist güçlere güvenerek hareket ediyor, onların ipiyle kuyuya iniyor ve o kuyudan bir türlü çıkamıyor!

23 Ekim 2019, İstanbul

Necdet Saraç

">

 Sona eren Kuzey Suriye operasyonunda söylendiği gibi sahada üstün olan masada da kazandı mı? Onlarca yılın getirdiği sorunlar 10 gün içinde bitti mi?

Bu sorulara verilecek cevaplar, bakış açısıyla doğrudan ilgilidir.

Bölgede şiddeti, savaşı, istikrarsızlığı yükseltmek emperyalist güç odakları için çocuk oyuncağı olduğu için, kendine özgü bir politik çizgin olmadığı ve tahteravanın merkezinde oturamadığın sürece, sana rağmen, hem yaratılan girdaba dahil olman, hem de en çok zarar görenler safında yer alman an meselesi oluyor, sonra da Trump gibi bir çıkıp, rahatça “çocukların kavga etmesini bir süre seyredip sonra ayırıyoruz” diyebiliyor…

Türkiye 8 yıl önce bir kez daha tam da bunu yaşadı. Emperyalist merkezlerde üretilen, Yeşil Kuşak Projesi gibi projeler “Arap Baharı”na kadar uzadı ve o arada “bizimkiler” bir kez daha “Yeni Osmanlı” hayalleri kurdular…

 “Göreceksiniz inşallah, en kısa zamanda Şam'a gidecek, Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi'nde namazımızı da kılacağız” deyip arkasından “Allah Allah” nidaları içinde 'Biz oraya zalim Esed'in hükümranlığına son vermek için girdik' dedikten 8 yıl sonra sonra, sanki bunları sen söylemişsin ve hiçbir şey olmamış havasında, “Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğü önemliymiş” vurgusu yaparak,  “dediğimi yaptık ve YPG sınırımızın 32 km’nin dışına çıkarıldı” diyerek sonucu büyük bir zafer havasında sunmak mümkün…

Son 1-2 aylık açıklamalara, Ankara ve Soçi mutabakatına yansıyanlara bakarak “Türkiye’yi ciddi bir diplomatik başarı” elde etmiş olarak sunmak da “kazanan tarafa Türkiye’yi de yazmak “teorik olarak” mümkün…

Fetih sureleriyle gidilse de “savaş” denmesinin yasak, ateşkes yerine “ara” kavramının kullanılmasının serbest, “savaş muhabirliği” yerine “savaş gazeteciliğinin” yapıldığı bir ortamda, “akıllı ol” uyarılarıyla yapılan anlaşmayı askeri ve diplomatik başarı olarak sunmak tabi ki mümkün…

Oysa bir başka açıdan bakabilsek, sonuçların hiç de resmi zafer açıklamalara benzemediğini görmek mümkün olur.

Ankara'dan sonra Soçi'de de gördük ki, 2011 yılına yani en başa döndük.
Bu sürecin asıl kazananı Rusya ve Rusya üzerinden olsa da Esad'lı Suriye oldu!
Baştan itibaren "Esad'la anlaşalım" diyenlere kulak verilseydi, 8 yıl kaybedilmez, yüzbinlerce insan ölmez, kentler harap olmaz, ortaya milyonlarca mülteci çıkmaz, milyarlarca dolar silaha yatırılmaz, hem ABD’ye, hem de Rusya’ya bağımlılık bu kadar artmaz, uluslar arası alanda da, Arap dünyasında da bu kadar prestij kaybedilmez, yeni Osmanlıcı “stratejik derinlik” ortaya çıkmaz, stratejik yenilgi de yaşanmazdı…

Bu işin asıl kaybedeni Kürt hareketi gibi gözükse de, aslında kaybeden esas itibariyle bir kez daha bir bütün olarak bölge halkları oldu. Kurtuluş savaşı dönemi Cumhuriyet Türkiye’si hariç, bölge halkları neredeyse son 200 yıldır kendi gücüne güvenmek yerine hep emperyalist güçlere güvenerek hareket ediyor, onların ipiyle kuyuya iniyor ve o kuyudan bir türlü çıkamıyor!

23 Ekim 2019, İstanbul

Necdet Saraç

Tüm yazılarını göster