Türk medyasında yeni trend: Amerikan Uzmanlığı

Türk medyasında paralar suyunu çekti. Hal böyle olunca, yabancı medya kaynaklı...

Engin Civan engin.civan@haber3.com

Türk medyasında paralar suyunu çekti.

Hal böyle olunca, yabancı medya kaynaklı bedava haberler revaçta.

İnsan, duyduğuna ve gördüğüne kolay inanan bir varlıktır.

Bunun içindir ki, bedava haberlerin de bir yansıması olarak, ana gündem maddesi olmaya devam ediyor Amerika.

Dahası, Amerika kaynaklı sansasyonel haberlerin beraberinde getirdiği ilgi, kamuoyunda bol miktarda Amerikan uzmanı peyda olmasına yol açtı.

Kovid-19, gösteriler ve Amerikan Başkanlık seçimleri bol bol tartışılıyor.

Bu tartışmalarda özellikle dikkatimi çeken iki konu var.

Birincisi, öngörülerin çok kesin ve mutlak olması.

İkincisi de öngörüde bulunan sözde uzmanların çoğunun konuları derinlemesine bilmeden ve sistemlerin mekaniğinin nasıl çalıştığını öğrenmeden, yüzeysel argümanlarla neden sonuç ilişkisi kurması.

Tamam, kabul ediyorum; ifade özgürlüğü var. Herkes kendine göre yorum yapabilir.

Ancak burada ilginç olan nokta, öngörüsü yanlış çıkanların, hiçbir zaman hatalarını kabul etmemeleri.

“Pardon, yanılmışım! Yanlış tahmin etmişim…” şeklinde hiçbir zaman teveccüh göstermemeleri.

Bu tutum, etrafta sentetik bir özgüven yapılanması olduğu yönünde düşündürüyor beni.

Gelelim konumuza…

Bugünkü analizimde, Amerikan Başkanlık seçimlerini mercek altına alacağım.

Bir süredir gözlüyorum; “Trump kesin kaybetti”, “Biden, kasıma kadar ölmezse kesin başkan olur” gibisinden bir sürü altı boş öngörü var.

Artık hepimiz biliyoruz ki, Kovid-19 öncesine kadar altın çağını yaşıyordu Amerika.

Enflasyon düşük, işsizlik tarihinin en alt seviyesinde, asgari ücret patlamış, ev sahibi olma oranı yüksek, borsalar coşmuş. Kısacası, Trump için seçimler formaliteden ibaret.

Fakat o da ne! Kovid-19 kara bir bulut gibi çöküyor Amerika’nın üzerine.

Ortalık toz duman! Ekonomi deseniz; tepetaklak!

Süper güç ABD, özellikle de sağlık hizmetlerinde etkisiz kalıyor ve muhaliflere birden umut ışığı doğuyor.

Toplum pandemiden gerilmişken, bir zencinin polis tarafından zalimce öldürülmesi sosyal olayları patlatıyor ve Amerika birkaç hafta içinde allak bullak duruma düşüyor.

SİSTEMİN MEKANİĞİ
Amerika'da Başkanı halk seçmez! Halk, eyalet bazında Başkanı seçecek delegeleri seçer ve o delegelerde çoğunluğu kazanan oturur koltuğa.

Son seçimden örnek verelim, Hillary Clinton toplam oyun yüzde 48’ini almasına rağmen, yüzde 46 oy alan Trump’a karşı kaybetti. Yani en fazla oyu alan Clinton değil, eyalet bazında delege sayısı yüksek olan Trump seçildi.

Hatta o günlerde Türkiye’de ekranlara çıkanlar; “Delegeler Trump’a oy vermeyecek, Hillary Başkan olacak…” spekülasyonu yaptılar.

Sanırım bizim canavar uzmanlar, Amerika’daki olayı, delegeler arasında büyük paraların döndüğü Türkiye’deki parti kurultayı sandılar.

Ben bu yazıyı birkaç gündür kafamda tasarlarken, sabah bomba bir haberle karşılaştım.

Son başkanlık seçimlerinde Trump’a karşı tavır koyan 2 delege, seçildikleri eyalette cezalandırılıyor. Konu, Anayasa Mahkemesi’ne taşınıyor.

Amerikan Anayasa Mahkemesi üyelerinin ideolojik duruşlarıyla kendi içinde bölünmüş bir kurumdur.

Buna rağmen, mahkeme 9‘a karşı sıfır oyla yapılan uygulamayı Anayasa’ya uygun buldu. Nadir bir oy birliği kararı oluştu.

Sizin anlayacağınız, eyaletlerden gelen delegelerden sapma yapanın cezalandırılması uygun bulundu. Delegelerin başkanı seçme sistemi nikah tazeledi.

Amerikan Anayasası Dünya'nın en eski anayasasıdır.

Öyle zırt pırt değiştirilmesi imkansızdır.

Neden mi?

Kurucu babalar konu üzerinde bayağı kafa patlatmış. Adı üstünde: Birleşik Devletler.

Durum böyle olunca, 630 bin nüfuslu minicik Vermont eyaletinin de 2 senatörü var, ekonomisi İtalya’dan büyük 40 milyon nüfuslu Kaliforniya’nın da 2 senatörü var.

Anayasa değiştirilmiyor ama ek madde eklenebiliniyor. Bunun için Senato’da 3’te 2 çoğunluk gerekiyor. Ne ki değişim oldukça zor.

Nüfusun temsil hakkı ihlal olmasın diye bizdeki Meclis’e benzeyen Temsilciler Meclisi var. Orada eyaletler nüfuslarına göre temsil edilebiliyorlar. Mesela, Kaliforniya’nın 52 milletvekili varken, Vermont’un 1 milletvekili var.

İşte başkanı seçecek ‘Seçim Delegeleri Kurulu/ Electoral College’ eyaletlerin nüfuslarına göre dağılımı yapılmış bir grup.

Örneğin Kaliforniya en yüksek nüfusla 55 delege çıkarıyor. Bizim küçük Vermont da 3 delege çıkarıyor.

Şimdi geliyoruz zurnanın zırt dediği yere, en çok oyu almıyorsun ama başkan oluyorsun.

Bu nasıl bir denklem?

Başkanlık seçimlerinde eyalet bazındaki oylar genelde tarihi bir şablon sergiler.

Örneğin Kaliforniya, Trump ve partisine/Cumhuriyetçilere katiyen oy vermez. Gelecek seçimde Biden kazanır; 55 delege Biden’e yazılır.

Teksas kesinlikle Demokratlara vermez; 38 delegesi Trump’a yazılır.

Dikkat ettiyseniz parçalanma yok! Eyalet bazında çoğunluğu alan bütün eyalet delegelerini kapıyor.

İşte bu noktada, Beyaz Saray’ın anahtarını kritik 3-5 eyalet elinde tutuyor.

Bunlara İngilizcede ‘Swing States’ deniyor. Doğrudan tercüme edilip ‘Salıncak Eyaletler’ olarak Türkçe politik jargona girmiş.

Bence doğrusu ‘İki arada bir derede’ eyaletler olarak daha güzel tanımlanıyorlar. Artık neyse…

Peki, hangi eyaletler kritik?

Florida, İllinois, Pennsylvania, Virginia, Ohio. Her seçimde bu liste değişir ama genelde eklediklerim listede vardır.

Bu kritik eyaletleri kazanan ABD’nin Başkanlık koltuğuna oturur.

Belki hatırlayanınız vardır. Küçük Bush Florida’yı 6 bin oyla kazanıp, delegelerini toplamış ve Al Gore seçimleri kaybetmişti. Gore da aynı Hillary gibi toplam oyda Bush’a fark atmıştı ama nafile.

Belki de o 6 bin oy Irak Savaşı’nın kaderini belirleyen 6 bin pusula oldu.

KİM KAZANIR?
Liberal CNN’in savunduğu ve birçok sola teşne ana akım medyanın anketlere bakıp öne sürdüğü gibi, “Biden açık ara önde, Trump kazanamaz” demek için henüz çok erken.

Evet, Amerikan yönetimi virüs krizinde fena çuvalladı.

Evet, polis şiddeti ve sistematik ırkçılık halen mevcut.

Evet, ekonomik mucize yaşanırken seçimler Trump için çantada keklikti ama artık değil.

Bu noktada…

Eski tüfeklerden, Dr. Kıvılcımlı’dan bir tanımı ödünç alarak şu noktaya dikkatimizi çekmek isterim:

Amerika’da özellikle küçük yerleşim merkezlerinde yaşayan beyazlar (Mütegallibe) sokaklarda yapılan gösterilerde yağmalanan mağazaları, yıkılan heykelleri, kırılan vitrinleri, yakılan kiliseleri, sessizce izliyor.

Amerika 335 milyonluk bir ülke ve siz Netflix’deki dizi konularına bakmayın, toplum oldukça tutucu, ülke içine kapanık bir diyar.

Amerikalılar Akdenizliler gibi fazla politize değil, seçimlere katılım oranları da yüzde 35-40 aralığında dolanmakta.

Ez cümle, etrafta ahkam kesip şimdiden kesin sonuç telaffuz eden kahinlere hak ettiklerinden fazla prim vermeyin. Henüz erken. Özellikle eylül ayı ile beraber ekonomi ‘V‘ şeklinde bir toparlanmaya girerse, Sarışın Başkan, kibrine rağmen, koltuğa oturabilir.

">

Türk medyasında paralar suyunu çekti.

Hal böyle olunca, yabancı medya kaynaklı bedava haberler revaçta.

İnsan, duyduğuna ve gördüğüne kolay inanan bir varlıktır.

Bunun içindir ki, bedava haberlerin de bir yansıması olarak, ana gündem maddesi olmaya devam ediyor Amerika.

Dahası, Amerika kaynaklı sansasyonel haberlerin beraberinde getirdiği ilgi, kamuoyunda bol miktarda Amerikan uzmanı peyda olmasına yol açtı.

Kovid-19, gösteriler ve Amerikan Başkanlık seçimleri bol bol tartışılıyor.

Bu tartışmalarda özellikle dikkatimi çeken iki konu var.

Birincisi, öngörülerin çok kesin ve mutlak olması.

İkincisi de öngörüde bulunan sözde uzmanların çoğunun konuları derinlemesine bilmeden ve sistemlerin mekaniğinin nasıl çalıştığını öğrenmeden, yüzeysel argümanlarla neden sonuç ilişkisi kurması.

Tamam, kabul ediyorum; ifade özgürlüğü var. Herkes kendine göre yorum yapabilir.

Ancak burada ilginç olan nokta, öngörüsü yanlış çıkanların, hiçbir zaman hatalarını kabul etmemeleri.

“Pardon, yanılmışım! Yanlış tahmin etmişim…” şeklinde hiçbir zaman teveccüh göstermemeleri.

Bu tutum, etrafta sentetik bir özgüven yapılanması olduğu yönünde düşündürüyor beni.

Gelelim konumuza…

Bugünkü analizimde, Amerikan Başkanlık seçimlerini mercek altına alacağım.

Bir süredir gözlüyorum; “Trump kesin kaybetti”, “Biden, kasıma kadar ölmezse kesin başkan olur” gibisinden bir sürü altı boş öngörü var.

Artık hepimiz biliyoruz ki, Kovid-19 öncesine kadar altın çağını yaşıyordu Amerika.

Enflasyon düşük, işsizlik tarihinin en alt seviyesinde, asgari ücret patlamış, ev sahibi olma oranı yüksek, borsalar coşmuş. Kısacası, Trump için seçimler formaliteden ibaret.

Fakat o da ne! Kovid-19 kara bir bulut gibi çöküyor Amerika’nın üzerine.

Ortalık toz duman! Ekonomi deseniz; tepetaklak!

Süper güç ABD, özellikle de sağlık hizmetlerinde etkisiz kalıyor ve muhaliflere birden umut ışığı doğuyor.

Toplum pandemiden gerilmişken, bir zencinin polis tarafından zalimce öldürülmesi sosyal olayları patlatıyor ve Amerika birkaç hafta içinde allak bullak duruma düşüyor.

SİSTEMİN MEKANİĞİ
Amerika'da Başkanı halk seçmez! Halk, eyalet bazında Başkanı seçecek delegeleri seçer ve o delegelerde çoğunluğu kazanan oturur koltuğa.

Son seçimden örnek verelim, Hillary Clinton toplam oyun yüzde 48’ini almasına rağmen, yüzde 46 oy alan Trump’a karşı kaybetti. Yani en fazla oyu alan Clinton değil, eyalet bazında delege sayısı yüksek olan Trump seçildi.

Hatta o günlerde Türkiye’de ekranlara çıkanlar; “Delegeler Trump’a oy vermeyecek, Hillary Başkan olacak…” spekülasyonu yaptılar.

Sanırım bizim canavar uzmanlar, Amerika’daki olayı, delegeler arasında büyük paraların döndüğü Türkiye’deki parti kurultayı sandılar.

Ben bu yazıyı birkaç gündür kafamda tasarlarken, sabah bomba bir haberle karşılaştım.

Son başkanlık seçimlerinde Trump’a karşı tavır koyan 2 delege, seçildikleri eyalette cezalandırılıyor. Konu, Anayasa Mahkemesi’ne taşınıyor.

Amerikan Anayasa Mahkemesi üyelerinin ideolojik duruşlarıyla kendi içinde bölünmüş bir kurumdur.

Buna rağmen, mahkeme 9‘a karşı sıfır oyla yapılan uygulamayı Anayasa’ya uygun buldu. Nadir bir oy birliği kararı oluştu.

Sizin anlayacağınız, eyaletlerden gelen delegelerden sapma yapanın cezalandırılması uygun bulundu. Delegelerin başkanı seçme sistemi nikah tazeledi.

Amerikan Anayasası Dünya'nın en eski anayasasıdır.

Öyle zırt pırt değiştirilmesi imkansızdır.

Neden mi?

Kurucu babalar konu üzerinde bayağı kafa patlatmış. Adı üstünde: Birleşik Devletler.

Durum böyle olunca, 630 bin nüfuslu minicik Vermont eyaletinin de 2 senatörü var, ekonomisi İtalya’dan büyük 40 milyon nüfuslu Kaliforniya’nın da 2 senatörü var.

Anayasa değiştirilmiyor ama ek madde eklenebiliniyor. Bunun için Senato’da 3’te 2 çoğunluk gerekiyor. Ne ki değişim oldukça zor.

Nüfusun temsil hakkı ihlal olmasın diye bizdeki Meclis’e benzeyen Temsilciler Meclisi var. Orada eyaletler nüfuslarına göre temsil edilebiliyorlar. Mesela, Kaliforniya’nın 52 milletvekili varken, Vermont’un 1 milletvekili var.

İşte başkanı seçecek ‘Seçim Delegeleri Kurulu/ Electoral College’ eyaletlerin nüfuslarına göre dağılımı yapılmış bir grup.

Örneğin Kaliforniya en yüksek nüfusla 55 delege çıkarıyor. Bizim küçük Vermont da 3 delege çıkarıyor.

Şimdi geliyoruz zurnanın zırt dediği yere, en çok oyu almıyorsun ama başkan oluyorsun.

Bu nasıl bir denklem?

Başkanlık seçimlerinde eyalet bazındaki oylar genelde tarihi bir şablon sergiler.

Örneğin Kaliforniya, Trump ve partisine/Cumhuriyetçilere katiyen oy vermez. Gelecek seçimde Biden kazanır; 55 delege Biden’e yazılır.

Teksas kesinlikle Demokratlara vermez; 38 delegesi Trump’a yazılır.

Dikkat ettiyseniz parçalanma yok! Eyalet bazında çoğunluğu alan bütün eyalet delegelerini kapıyor.

İşte bu noktada, Beyaz Saray’ın anahtarını kritik 3-5 eyalet elinde tutuyor.

Bunlara İngilizcede ‘Swing States’ deniyor. Doğrudan tercüme edilip ‘Salıncak Eyaletler’ olarak Türkçe politik jargona girmiş.

Bence doğrusu ‘İki arada bir derede’ eyaletler olarak daha güzel tanımlanıyorlar. Artık neyse…

Peki, hangi eyaletler kritik?

Florida, İllinois, Pennsylvania, Virginia, Ohio. Her seçimde bu liste değişir ama genelde eklediklerim listede vardır.

Bu kritik eyaletleri kazanan ABD’nin Başkanlık koltuğuna oturur.

Belki hatırlayanınız vardır. Küçük Bush Florida’yı 6 bin oyla kazanıp, delegelerini toplamış ve Al Gore seçimleri kaybetmişti. Gore da aynı Hillary gibi toplam oyda Bush’a fark atmıştı ama nafile.

Belki de o 6 bin oy Irak Savaşı’nın kaderini belirleyen 6 bin pusula oldu.

KİM KAZANIR?
Liberal CNN’in savunduğu ve birçok sola teşne ana akım medyanın anketlere bakıp öne sürdüğü gibi, “Biden açık ara önde, Trump kazanamaz” demek için henüz çok erken.

Evet, Amerikan yönetimi virüs krizinde fena çuvalladı.

Evet, polis şiddeti ve sistematik ırkçılık halen mevcut.

Evet, ekonomik mucize yaşanırken seçimler Trump için çantada keklikti ama artık değil.

Bu noktada…

Eski tüfeklerden, Dr. Kıvılcımlı’dan bir tanımı ödünç alarak şu noktaya dikkatimizi çekmek isterim:

Amerika’da özellikle küçük yerleşim merkezlerinde yaşayan beyazlar (Mütegallibe) sokaklarda yapılan gösterilerde yağmalanan mağazaları, yıkılan heykelleri, kırılan vitrinleri, yakılan kiliseleri, sessizce izliyor.

Amerika 335 milyonluk bir ülke ve siz Netflix’deki dizi konularına bakmayın, toplum oldukça tutucu, ülke içine kapanık bir diyar.

Amerikalılar Akdenizliler gibi fazla politize değil, seçimlere katılım oranları da yüzde 35-40 aralığında dolanmakta.

Ez cümle, etrafta ahkam kesip şimdiden kesin sonuç telaffuz eden kahinlere hak ettiklerinden fazla prim vermeyin. Henüz erken. Özellikle eylül ayı ile beraber ekonomi ‘V‘ şeklinde bir toparlanmaya girerse, Sarışın Başkan, kibrine rağmen, koltuğa oturabilir.

Tüm yazılarını göster