Zeka düzeyi eşittir ayakkabı numarası !

Haber3.com yazarı R. Bülend Kırmacı yazısı:  Evet, zeka düzeyleri ayakkabı numarası kadar olanların yön verdiği bir devrandır bu!

R. Bülend Kırmacı r.b.kirmaci@gmail.com

 Zeka, gerçekliğe kavrayıcı uyum ve çözüm getirme yeteneği, akıl, anlama, soyutlama becerisidir. Her “akıllı” insan zeki olmayabilir ancak her “zeki” insan bence “akıllı” var-sayılmalıdır.

Peki toplumsal zekadan veya toplumsal akıldan söz edebilir miyiz?

Eğer tıpkı bireylerin olduğu gibi toplumların da bir hafızası varsa, toplumları da “zeka” ve “akıl” terazisinde tartabiliriz…

 Madem gündemde seçim, dilimizde siyaset var; gelin oradan başlayalım ve bitirelim.

Listeler meydanda, vaatler ortada, yarış kızışıyor… Peki biz yurttaşlar bu işin neresindeyiz?

 Sandığa giderken siyasetin “zeka düzeyi” ile toplumsal aklımız tartıya vurulsa; vergide hakkaniyet, eşitlikçi ücret, gelir dağılımı adaleti “diyemeyen” siyasal ittifakların aklımızla alay etmediğinden nasıl emin olabiliriz?

 Sandıktan çıktıktan sonra aralarında deprem, su kaynakları, uzay savaşları, biyolojik güvenlik konularında yeterince uzman bulunmayan bu siyasetlerin, akli becerilerinin çetrefil sorunlara çözüm üretecek kabiliyeti olduğunu hangi zekamızla düşünebiliriz?

 Göz göre göre popüler siyaset lafazanlığa, palangaya, hamasete dayanıyor, en çok da toplumsal belleğin zayıflığına güveniyor… Ne koysam yerler, ne desem uyarlar iddiasındalar!

 Zeka düzeyleri ayakkabı numarası kadar olan, fakat ayak oyunlarında mahir bir dolu zübük, iktisadi akıldan vareste ve duygusal tercihlerle sömürüyü tazeleyen koca bir toplumu simyacı gibi arkasından sürüklüyor!

 Fakat bu siyaseti biraz da bu toplum üretmiyor mu?

Bu zeki ulusun akıllı gençlerinin kaderi de burada düğümleniyor!

 Sözel kültürün egemen olduğu, sanayi-gerisi toplum olmanın ikliminde, ticari kapitalizmin kurnazlığı içinde siyasi yapılarımız şekillenmektedir.

Bu amorf yapılar da geleceğimizi berbat etmektedir.

 Hala toprak ağalığının olduğu yerde delege ağalığı da doğaldır, hala takım oyunu oynanmayan yerde lider sultası da olağandır…

Hala bencillikle bireyciliğin karıştırıldığı, erkini ekonomik bağımsızlığından alamayan insanların toplumunda, ucuz kahramanlar aramak; bulduğunu sanıp “aldanmak” da normaldir…

 Bunu “uyanıklar” ve üzerimizde “kapanmamış hesapları” olup, bizi paramparça etmek için gece-gündüz planlar yapanlar biliyor…

 Geliriyle, geçimiyle güçsüzleştirilen halkı, kendi kendisinden ve kendinden olandan adeta “nefret” ettirecek bir “boşunalık duygusuyla” zihnen şekillendiriyorlar…

İktisadi aklın dumura uğramasıyla, sandık, geleceğin en büyük sosyal tabutu haline geliyor!

 Evet, zeka düzeyleri ayakkabı numarası kadar olanların yön verdiği bir devrandır bu!

Ancak inanıyorum ki, bu zeki Ulusun, akıllı insanları, “korkma” diye başlayan istiklal marşını, ilk emri “oku” diye öğütleyen inançlarını hatırlayacak; düşünerek, üreterek, paylaşarak ve dayanışma içinde gerçekten kendilerine layık bir ekonomik, siyasal ve sosyal düzeni kuracaklardır…

">

 Zeka, gerçekliğe kavrayıcı uyum ve çözüm getirme yeteneği, akıl, anlama, soyutlama becerisidir. Her “akıllı” insan zeki olmayabilir ancak her “zeki” insan bence “akıllı” var-sayılmalıdır.

Peki toplumsal zekadan veya toplumsal akıldan söz edebilir miyiz?

Eğer tıpkı bireylerin olduğu gibi toplumların da bir hafızası varsa, toplumları da “zeka” ve “akıl” terazisinde tartabiliriz…

 Madem gündemde seçim, dilimizde siyaset var; gelin oradan başlayalım ve bitirelim.

Listeler meydanda, vaatler ortada, yarış kızışıyor… Peki biz yurttaşlar bu işin neresindeyiz?

 Sandığa giderken siyasetin “zeka düzeyi” ile toplumsal aklımız tartıya vurulsa; vergide hakkaniyet, eşitlikçi ücret, gelir dağılımı adaleti “diyemeyen” siyasal ittifakların aklımızla alay etmediğinden nasıl emin olabiliriz?

 Sandıktan çıktıktan sonra aralarında deprem, su kaynakları, uzay savaşları, biyolojik güvenlik konularında yeterince uzman bulunmayan bu siyasetlerin, akli becerilerinin çetrefil sorunlara çözüm üretecek kabiliyeti olduğunu hangi zekamızla düşünebiliriz?

 Göz göre göre popüler siyaset lafazanlığa, palangaya, hamasete dayanıyor, en çok da toplumsal belleğin zayıflığına güveniyor… Ne koysam yerler, ne desem uyarlar iddiasındalar!

 Zeka düzeyleri ayakkabı numarası kadar olan, fakat ayak oyunlarında mahir bir dolu zübük, iktisadi akıldan vareste ve duygusal tercihlerle sömürüyü tazeleyen koca bir toplumu simyacı gibi arkasından sürüklüyor!

 Fakat bu siyaseti biraz da bu toplum üretmiyor mu?

Bu zeki ulusun akıllı gençlerinin kaderi de burada düğümleniyor!

 Sözel kültürün egemen olduğu, sanayi-gerisi toplum olmanın ikliminde, ticari kapitalizmin kurnazlığı içinde siyasi yapılarımız şekillenmektedir.

Bu amorf yapılar da geleceğimizi berbat etmektedir.

 Hala toprak ağalığının olduğu yerde delege ağalığı da doğaldır, hala takım oyunu oynanmayan yerde lider sultası da olağandır…

Hala bencillikle bireyciliğin karıştırıldığı, erkini ekonomik bağımsızlığından alamayan insanların toplumunda, ucuz kahramanlar aramak; bulduğunu sanıp “aldanmak” da normaldir…

 Bunu “uyanıklar” ve üzerimizde “kapanmamış hesapları” olup, bizi paramparça etmek için gece-gündüz planlar yapanlar biliyor…

 Geliriyle, geçimiyle güçsüzleştirilen halkı, kendi kendisinden ve kendinden olandan adeta “nefret” ettirecek bir “boşunalık duygusuyla” zihnen şekillendiriyorlar…

İktisadi aklın dumura uğramasıyla, sandık, geleceğin en büyük sosyal tabutu haline geliyor!

 Evet, zeka düzeyleri ayakkabı numarası kadar olanların yön verdiği bir devrandır bu!

Ancak inanıyorum ki, bu zeki Ulusun, akıllı insanları, “korkma” diye başlayan istiklal marşını, ilk emri “oku” diye öğütleyen inançlarını hatırlayacak; düşünerek, üreterek, paylaşarak ve dayanışma içinde gerçekten kendilerine layık bir ekonomik, siyasal ve sosyal düzeni kuracaklardır…

Tüm yazılarını göster