Cumhuriyet davasında Murat Sabuncu ve Ahmet Şık'a tahliye kararı

Cumhuriyet davasında Murat Sabuncu ve Ahmet Şık'ın tahliyesine karar verildi.

Cumhuriyet Gazetesi davasının 6'ncı duruşması bugün Silivri’de gerçekleştirildi.

Cumhuriyet davasında Murat Sabuncu ve Ahmet Şık'ın tahliyesine karar verildi

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi karşısındaki binada görülen duruşmaya, tutuklu sanıklar Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, muhabir Ahmet Şık ve Ahmet Kemal Aydoğdu ile bazı tutuksuz sanıklar ve avukatları katıldı.

Duruşmaya CHP Milletvekilleri ile HDP Milletvekillerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi de duruşmaya izleyici olarak katıldı. Duruşmada tanıklar dinlendi.

FARAÇ: GAZETENİN ADI 2. CUMHURİYET OLDU

Tanık Yazar Mehmet Faraç, gazetede 26 yıl çalıştığını belirterek, “18 yaşında Cumhuriyet Gazetesi'ne en genç muhabir olarak girdim. 18 yaşında Urfa gibi bir yerde çalıştım. Ardından yurt haber müdürü olarak çalıştım, daha sonra yazar olarak gazetede devam ettim" dedi.

PKK, Hizbullah ve DEAŞ gibi terör örgütlerle ilgili makaleler ve yazılar yazdığını anlatan Tanık Faraç , “Kubilay başlıklı yazım nedeniyle gazeteden çıkarıldım. İlhan Selçuk'un vefatından sonra gazeteden Atatürkçü insanlar gönderildi. İlhan Ağabeyinin vefatından sonra Cumhuriyetin adı 2. Cumhuriyet olmuştur. İlhan Selçuk'un vefat etmesi Cumhuriyet gazetesinin aydınlanmasının kapatılmasıdır" dedi.

Gazetenin trajının 8 bine düştüğünü iddia eden Faraç, gazete muhabirinin Kandil'e giderek, “Kandilde yere izmarit bile atılmıyor" şeklinde haber kaleme aldığını ifade etti.

Faraç, “Ben iki tane PKK ile ilgili kitap yazdım. Ben 'izmarit bile yere atılmıyor' denilmesini eleştirdim. Gazetenin dönüşümü İlhan Selçuk'un ölümünden sonradır. Cumhuriyet Gazetesi yok edilmiştir. Burada yargılananların FETÖ ile organik bağı var mıdır? Yok mudur? Ben bilemem" diye konuştu.

“İLHAN SELÇUK'U CEMAAT ÖLDÜRDÜ"

Faraç, “İlhan Selçuk'u cemaat öldürdü. Cumhuriyet Gazetesi Fetullahçıların içine girdi örgütlendi diyemem. Ancak kol kola girdiklerini gördüm. Zaman Gazetesi'nin basın özgürlüğünü savunan zihniyet benim Kubilay başlıklı yazımı sansürledi" dedi.

Faraç, Cumhuriyet Gazetesi'nin Zaman Gazetesiyle aynı başlıkları attığını da iddia etti. 

AVUKATLAR TEPKİ GÖSTERDİ

Sanıkların avukatları, tanık Mehmet Faraç'ın ifadelerine tepki gösterdi. 

Faraç da “Ben nasıl konuşacağımı çok iyi biliyorum. Kimsenin şüphesi olmasın" dedi.

TAVŞANOĞLU: BÖYLE BİR LEKEYİ ONLARA KONDURAMAM

Tanık Leyla Tavşanoğlu da 30 yıl gazetede çalıştığını belirterek, “Hali hazırda Cumhuriyet Yönetimiyle fikir uyuşmazlığım olsa da terör örgütü ile bağlantılı olduğunu düşünmek bile istemem. Böyle bir lekeyi onlara konduramam. Benden sonraki gazetenin işleyişi ile ilgili bilgim yok. Yeni yönetimle sadece 3 ay çalıştım. Kendileri gazeteci ya da hukuk insanıdır" dedi.

Tanık Tavşanoğlu şunları söyledi: “Gazeteci va Yazarlar Vakfı'nın davet etti. Ben de İbrahim Yıldız ve Orhan Erinç'ten izin alarak gittim. Gezi de akademisyenler, profesörler de vardı. Gazeteci ve Yazarlar Vakfı Genel Sekreteri bana 'Hoca Efendi'ye gideceğiz gelir misin?' dedi. Ben de ‘Tabii gelirim' dedim merak ediyordum.  Gittim. Ardından da gazetedekilere 'Yazılacak bir şey yok' dedim. Onlar da 'Tamam' dedi. Yazmadım."

Mahkeme Başkanı Abdurrahman Orkun Dağ'ın "Can Dündar size belli bir şekilde haber yazmanızı telkin etti mi?" diye sorduğu tanık Tavşanoğlu, "Hayır" yanıtını verdi.

BOYA: CUMHURİYETİ SAVUNAMAYANLAR CUMHURİYETİN ADINI KULLANAMAZ

Tanık Namık Kemal Boya çalışmalarla Cumhuriyet gazetesinin tirajını 100 bine ulaştırdıklarını belirterek, “İlhan Selçuk ve Türkan Saylan'ın gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten ben de 2009'da nasibimi aldım. Gözaltına alındım serbest bırakıldım. 2013'te bugün sözü geçen yönetim değişiklikleri ile okuyucu arasında değişim oldu. Verdiğimiz ilanlara müdahale edildi biz de ilan vermekten vazgeçtik. Bazı yayın değişiklikleri de oldu. Bazı haberlerin logonun üstüne çıkması ya da Gülen ile yapılan Fakirhane haberi gibi olaylar yaşandı. Bunlarla ilgili ufak tefek görüşmelerimiz olsa da çözüm olmadı. Daha fazla 2014 Eylül'ünde temsilcilerle toplanarak boykot kararı aldık ama bu durumda çalışan arkadaşları zor duruma düşürecek diye esneterek Bilim ve Teknik'in yayınlandığı cuma günleri dışında genel boykot düzenlenmesine karar verdik. Herkes eline aldığı gazetenin kendini temsil etmediğini söylüyordu. Bu tüm okurlarda benzer tepki oldu. 2014'te başlayan bu boykot ile bazı etkilenmeler oldu ama yeni yönetimler ve yeni çalışanlarla değişim devam etti.

Gazete 1924'de Mustafa Kemal Paşa emriyle kurulmuştu. Cumhuriyet'i savunmayanlar 'Cumhuriyet' adını da kullanamaz" ifadelerini kullandı. 

DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

Mahkeme heyeti bu tanıkların dinlenilmesinin ardından duruşmaya ara verdi.

DURUŞMA ÖNCESİNDE GERGİNLİK

Öte yandan, duruşma öncesinde cezaevi önünde basın açıklaması gerginliği yaşandı.

CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Utku Çakırözer ile DİSK Genel Başkanı Kani Beko'nun da aralarında bulunduğu grup duruşma salonunun karşısında bulunan alanda bir araya geldi.

Burada barikat oluşturan jandarma ekipleri, gruba “OHAL süresince Valilik kararıyla basın açıklaması yasaktır" şeklinde bildirimde bulundu.

Sezgin Tanrıkulu ile jandarma komutanı arasında tartışma çıktı.

Jandarma komutanı söz konusu yazıyı göstererek okudu.

Kısa süren sözlü tartışmanın ardından CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Utku Çakırözer jandarma ekipleri önünde kısa süreli açıklama yaptı.

TANRIKULU: YARGILAMA DEĞİL, ZULÜM

Tanrıkulu, “Basın özgürlüğü için buradayız.  Adalet için buradayız. Bu uygulamanın adı faşizmdir. Bu uygulamalara her koşulda karşı çıkacağız. Bu uygulama hukuk dışıdır. Arkadaşlarımız 500 güne yakın mahpustur. Yol boyunca zulüm var barikat var. Buraya kimse gelemiyor. Burada yargılama  değil, zulüm yapılıyor. Ben avukatlık yaşamım boyunca cezaevi kampüsünün yanında duruşma olmayacağını ifade etmiştim. Cezaevinin yanında adliye olmaz, duruşma salonu olmaz ve buradan adalet çıkmaz. Yine de biz arkadaşlarımızın özgürlüğü için buradayız" dedi.

Çakırözer ise gazetecilerin ve milletvekillerinin serbest bırakılmasının demokrasinin önünü açacağını, kendilerine yapılan uygulamanın doğru bir davranış olmadığını ifade etti.  

Ardından Kani Beko, mikrofonlara konuşmaya başladığı sırada jandarma tekrar açıklamanın yasak olduğunu belirtti. Beko jandarma tarafından alandan uzaklaştırdı.

Bunun üzerine gruptakiler, duruşmayı izlemek için salona girdi.

Bu arada, Çağlayan Adliyesi’nde dün gerçekleştirilen Adalet Nöbeti’ne katılanlar, cezaevinde bulunanlar için özgürlük çağrısı yapmıştı.

Aralarında avukat, gazeteci ve akademisyenlerin bulunduğu gruptakiler, gökyüzüne kırmızı balon bırakmıştı.

İSTENEN CEZALAR

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nca hazırlanan iddianamede, sanıklar Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Mehmet Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay'ın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" suçundan ayrı ayrı 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

İddianamede, gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik'in "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 11,5 yıldan 43 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

İddianamede, sanıklar Bülent Utku, Hacı Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya'nın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 9,5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını öngörülüyor.

İddianamede, sanıklar Güray Tekinöz ve Turhan Günay'ın "silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme" ve "hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma" suçlarından ayrı ayrı 8,5 yıldan 22 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.

Murat Sabuncu ve Akın Atalay 495 gündür, Ahmet Şık ise 434 gündür cezaevinde bulunuyor.

Sonraki Haber