NATO Ankara zirvesi tarihi önem taşıyor, niçin?

Güncelleme:

Neredeyse bütün gözlemciler NATO Ankara zirvesinin olağanüstü önem taşıdığı konusunda hemfikir.

Zirve, dünya zor bir dönemden geçerken toplanıyor.

Tek kutuplu küresel düzen çözülüyor ve yerini muhtemelen çok merkezli dengeler üzerine kurulu bir sisteme bırakacak. Yeni düzenin kural ve kurumlarının oluşması yıllar sürecek. Geçiş sürecinde dünya ürkütücü bir kaos dönemi yaşıyor.

İran savaşı, ateşkes anlaşması (mutabakat zaptı) çerçevesinde bir barışla son bulursa, İsrail’in Netanyahu liderliğinde 1996’dan beri yürüttüğü temel strateji çökecek. Barış sağlanamazsa, daha büyük alevler bölgeyi yakabilir. Her iki durumda da derin dönüşümler bizi bekliyor.

Örnekler çoğaltılabilir.

Ancak Ankara zirvesini olağanüstü kılan birinci derecede kritik başka bir neden var: Ukrayna savaşının yeni bir tırmanma aşamasına girmesi ve yükselen Avrupa-Rusya savaşı riski.

NATO esas itibariyle, Amerika liderliğinde Avrupa’nın güvenliğini sağlamak için kurulmuş bir askeri teşkilat. Avrupa şimdi Rusya’yla savaşa hazırlanıyor, ama ABD’nin ne yapacağı belirsiz.

Soğuk Savaş döneminde bile risk bu kadar yüksek değildi. Çünkü o günlerde tarafların üzerinde anlaştığı kırmızı çizgiler vardı, şimdi çatışan kırmızı çizgiler var.

Nükleer silahlar üç yoldan hedefe gönderilebilir: Nükleer silah taşıma yeteneğine sahip uçak, füze veya denizaltı ile (havadan, karadan, denizden). Bu araçlara “nükleer üçlü” (nuclear triad) adı veriliyor. Soğuk Savaş döneminde “nükleer üçlü vurulmaz” mutabakatı vardı.

Şimdi Ukrayna, tamamen Batı’dan aldığı askeri destekle, Rusya’nın nükleer üçlü yeteneğini vuruyor. Ukrayna lideri Zelenski haziran başında Rusya liderine “açık mektup” yazdı ve Putin’e, katıldığı resmi toplantıları, hatta onun özel konutunu dahi vurabileceklerini bildirdi.

Moskova’da ise etkili strateji uzmanları, giderek daha yüksek sesle, nükleer silah kullanma zamanının artık çoktan geldiğini savunuyor. Bu yaklaşımın Kremlin’de giderek daha çok destek bulduğunu gösteren işaretler var.

Ağustos 2025’de Alaska’daki Trump-Putin zirvesinde, arazideki fiili durumu esas alan ve Ukrayna’nın NATO yolunu kapatan bir barış planı üzerinde mutabakat sağlandı, ama Avrupa’nın üç büyük ülkesi Almanya, İngiltere, Fransa (E3) o çözümü kabul etmedi.

Ukrayna da E3’le beraber hareket ediyor. Zelenski açık mektubunda, Alaska planını reddettiklerini net şekilde vurguluyor.

Alaska planı gibi Rusya’nın savaşı kazandığını tescil eden bir barış anlaşması şimdi Avrupa’nın kırmızı çizgisi, yani savaş nedeni. Rusya’nın durmayacağını ve başka ülkelere saldıracağını düşünüyorlar.

E3 liderleri 7 Haziran’da Londra’da toplandı ve “kalıcı barış” planlarını açıkladı: Ukrayna, NATO dahil dilediği askeri yapıya üye olmalı. Sınırların askeri yoldan değiştirilmesi ise kabul edilemez.

Ukrayna’nın NATO üyeliği Rusya’nın kırmızı çizgisi, yani savaş nedeni.

Rusya’nın savaşta aldığı topraklardan kendi rızasıyla çekilmesi ise düşünülemez.

Savaşı Şubat 2022’de başlatan Rusya, hemen ertesi ay İstanbul-Antalya’da, Ukrayna’nın NATO üyeliğini reddetmesi karşılığında askerlerini savaş öncesi sınırlara çekmeyi kabul etmiş, anlaşma sağlanmıştı. Araya zamanın Washington yönetimi girdi ve Ukrayna’yı savaşa devama ikna etti.

Ukrayna’nın kendi aldığı savaşa devam kararı nedeniyle kaybettiği toprakları, ağır bedel ödeyen Rusya kendi rızasıyla terk etmez, edemez. Üstelik o bölgede nüfusun çoğunluğunu Ruslar ve Rusça konuşanlar oluşturuyor.

Özetle, Avrupa-Rusya savaşı ciddi bir olasılık.

Avrupa hükümetlerinde genellikle yer alan merkez sağ ve sol siyasetçiler elbet durumun farkında. Şimdi onların aradığı en kritik teminat, Trump yönetiminin olası bir savaşta NATO’nun ünlü 5. maddesi uyarınca yanlarında duracağı sözü vermesi.

Ankara zirvesinde NATO Genel Sekreteri Rutte’nin orkestra şefliğinde, Avrupalı merkez liderler Trump’ın gözüne girmek ve onu yanlarına çekmek için her türlü cambazlığı yapacak. Bol milyar dolarlı silah siparişleri dahil.

Trump seçim kampanyası sırasında en temel hedeflerinden birinin, yeni bir Dünya Savaşını engellemek olduğunu defalarca vurgulamıştı. Avrupa-Rusya savaşına Amerika’nın katılması, büyük savaşa giden kestirme bir yol olacaktır.

İkinci olarak Trump, kendi Ukrayna barış planını Avrupalıların engellediğini biliyor.

Trump ve takımı Ankara’da muhtemelen, diplomatik dilde NATO’dan kopmadıklarını teyit ederken, Avrupalı politikacıların arzuladığı gibi olası savaşta yanlarında durma sözünü vermeyecek.

Bu yaklaşımın belirtileri de var.

Trump’ın “Ankara’ya Erdoğan’ı sevdiğim için gidiyorum, yoksa gitmezdim. Çünkü o benim her dediğimi yaptı” açıklaması, doğal olarak, iktidar ve muhalefet çevreleri tarafından iç siyaset açısından yorumlandı.

Ama “kızım sana söylüyorum…” muhtevasında okunursa, o açıklamanın esas muhatabının Avrupalılar olduğu görülebilir. Trump, hayati önem atfedilen zirveye sadece ev sahibini sevdiği için gittiğini vurgulayarak, harıl harıl toplantıya hazırlanan Avrupalıları bir kez daha aşağıladı ve küçümsedi.

Avrupalı merkez politikacılar da aslında Trump’tan nefret ediyor. Ama Ankara’da herhalde yine onun karşısında imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi dizilip hazırola geçecek ve en iyi bildikleri işi yapacaklar.

Türkiye ne yapmalı?

Avrupa güvenliği zor bir sınavdan geçiyor.

Avrupa’nın şimdi moda deyişle yeni bir “güvenlik mimarisine” ihtiyacı var.

Daha basit bir ifadeyle bu, Avrupa’nın kalıcı bir “Rusya siyaseti” oluşturması anlamına geliyor.

Silahlanma, ortak ve rasyonel bir güvenlik mimarisi olmadan yeterli güvence sağlayamaz.

Avrupa halen böyle bir Rusya siyasetine sahip değil. Ankara zirvesi o doğrultuda bir adım oluştursa dahi, yakın gelecekte bu hedefin başarılması zayıf ihtimal.

Çünkü kalıcı bir Rusya siyaseti için Avrupa çapında kapsamlı bir siyasi mutabakat sağlayabilmek çok zor.

Bu noktada Türkiye geniş bir hareket alanına sahip. Çünkü elinde üç büyük koz var. Savaşan iki tarafla da iyi ilişkiler içinde. Etkili bir orduya ve askeri sanayiye sahip. Rusya siyaseti Avrupalılara kıyasla Washington’la daha uyumlu.

Ama hiç kimse hayale kurmasın. Ağır demokratik değerler zaafı nedeniyle o hareket alanının AB üyeliğini kapsayacak kadar genişlemesi mümkün değil. Tam 35 yıl önce “Hayal gücü kriter olsaydı, çoktan AB’ye üye olmuştuk” diye yazmıştım. Değişen şey ne kadar az!

Savaştan yıllar önce başlayan Ukrayna krizi sırasında Ankara, önce kayıtsız ve ilgisiz kaldı. Bir ara Ukrayna’nın NATO üyeliği sürecinde adeta bir koçbaşı gibi hareket etti, o tavrın sonuçlarını hesaplayamadı.

Rusya’nın savaşı başlatması Ankara’nın hiç beklemediği bir sürpriz oldu, ama gerçeklerle yüzleşince tutumunu hızla doğru yönde düzeltti. Hem Rusya hem Ukrayna ile iyi ilişkiler sürdürmeye başladı.

Ankara zirvesinden önce Rusya’yla yakın temas kurulması gerek diye düşünüyordum, isabetli bir kararla Dışişleri Bakanı Hakan Fidan iki günlük bir ziyaret için Moskova’ya gitti, Putin ve Dışişleri Bakanı Lavrov dahil kapsamlı görüşmeler yaptı.

Görüşmelerin içeriği medyaya yansımadı ama yapılmış olması dahi kendi başına Rusya’yla dengeli ilişkilerin devam edeceğine işaret ediyor. Eminim içerik hakkında en azından Washington’a bilgi verilmiştir.

Gelişmelerin üzücü bir yönü, çıkarlarımızı yakından ilgilendiren Avrupa’nın güvenlik arayışı hakkında muhalefet, birkaç cümlelik olsun anlamlı bir duruş ortaya koyamıyor.

“İktidara gelince AB’ye gireceğiz” ifadesi artık yeterli değil. Muhalefetin, girmek istediği AB’nin en hayati sorunları karşısında ne düşündüğünü açıklaması, tavır alması gerekiyor.

Siyaset böyle yapılıyor.

 

Diğer Yazıları
Bir sonraki savaş Avrupa-Rusya arasında olabilir
Evet, İran’da rejim değişti, ama nasıl?
İran niçin hâlâ ayakta ve sert vurabiliyor?