Türkiye'deki artan vaka ve ölüm sayılarının ardından kötü haber geldi

Türkiye'deki artan vaka ve ölüm sayılarının ardından kötü haber geldi
Güncelleme:

İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, kış mevsiminin yaklaşmasıyla Covid-19 vakalarında artışından kaygı duyduklarını söyledi.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tufan Tükek, bu yıl kısıtlamaların bitmesi ve aşılamanın verdiği rahatlıkla maske ve mesafe kurallarına daha az dikkat edilmesi nedeniyle kışın daha zor geçebileceği konusunda uyardı.

Prof. Dr. Tükek, Covid salgınında durumun hemen hemen geçen senekiyle aynı düzeyde ilerlediğini söyleyerek, bu yıl farklı olarak hastaneye yatışlarda büyük bir artış olmadığını, bunu da aşının sağladığını belirtti.

Tükek, ancak başka büyük bir tehlikeye işaret ederek, “Vaka sayıları halen istediğimiz düzeyde azalmadı. Kasım ayından sonra büyük bir dalgayla, geçen seneyi geçirmiştik. Bu sene aşılanmayla birlikte yatan hasta sayısında o kadar büyük bir artış olmadı. Ama vaka sayılarında azalma olmaması, önümüzde yoğun kış şartlarının olması, kısıtlamaların tamamen kalkması ve okulların açılmasını da hesaba katarsak, aslında kasım ayından sonrası hakikaten bizi endişeye sevk ediyor” diye konuştu.

“BAZI ŞEHİRLERDE ORANLAR HÂLÂ ÇOK YÜKSEK”

Bazı şehirlerde 100 bindeki günlük vaka sayılarının halen 500-600’lerde olduğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Tükek, uyarıda bulundu ve “Bazı şehirlerimizin kurallara uymadığını, muhtemelen aşılamada da geri kaldıklarını vaka sayılarından görüyoruz. 100 binlik sayılara 500’ü geçen şehirler var. İstanbul epey zamandır günlük 100 binde 200’lü rakamlarda gidiyor. Bu seviyeler tolere edilebilir. Çünkü vaka sayısının artmasını önlüyor. Ama İstanbul’da işin içine girerse, yani 100 binde 300-400’e bile çıksa günlük vaka sayısı, bu sayılar 30 binlerden 40-50 binlere ulaşabilir” diye konuştu.

“YOĞUN BAKIM YATIŞLARI 20’Lİ YAŞLARA KADAR DÜŞTÜ”

Aşısız grubun özellikle 30’lu yaşların altında çok daha fazla olduğuna da işarete den Prof. Dr. Tükek, sözlerini şöyle sürdürdü:

Özellikle 30 yaşın altına baktığımızda aşılanma oranlarının çok düştüğünü, günlük aşılamaların da azaldığını kendi kliniğimizde de gözlemliyoruz.

Hastanede yatışlarda ise bize gelen hastaların dışında çok sayıda hasta için bazı merkezlerden konsültasyon isteniyor bizden de.

Burada dikkatimizi çeken şey, genellikle 20’li yaşlardaki hastaların tedavisi için sorular geliyor.

Bunların ağır pnömoni olup hastaneye yatırıldığı ve oksijen tedavisine başlandığı belirtiliyor.

Normalde bir üst solunum yolu enfeksiyonu, örneğin bir influenza’da, bu yaş grubunda bu kadar ağır bir tablo beklemeyiz.

Ama maalesef coronavirüste tablo, ağır oluyor. Özellikle Delta varyantı, gençlerde de ciddi, ağır pnömoni yaparak hastanın hayatına mal olacak düzeye gelebiliyor.

Hasta genç olmasına rağmen yoğun bakıma düşebiliyor, yoğun bakıma düştükten sonrasında ölüm oranları da artıyor.

Aynı şey, 65 yaşın üzerindekiler ve kronik hastalığı olanlar için de hala geçerli. Maalesef kaybettiğimiz günlük 200’ün üzerindeki vakalar arasında bu saydığım gruplar var.

“BU YAŞ GRUBU MASKE MESAFEYE DE DİKKAT ETMİYOR”

Toplumda ‘okullar açıldı, normal hayatımıza döndük, demek ki sorun ortadan kalktı’ gibi çok yanlış bir inanış olduğuna değinen Prof. Dr. Tükek, aşılanmanın istenen düzeye ulaşana kadar önlemlerin bırakılmaması gerektiğine de vurgu yaparak, “Sanki tehlike yok artık gibi bir algı var toplumda. Maskeye karşı zaten direnç vardı, şimdi özellikle genç grupta hem aşılı değiller, hem de çok fazla sosyal temas halindeler toplum içinde, diğer yaş gruplarıyla da üstelik, bir de bu gençlerin maskesiz olması da hastalığın bu yaş grubu arasında çok daha fazla artmasına neden oluyor. Aşı olmayan, maske takmayan ve sosyal mesafeye uymayan grup, coronavirüsün tam da istediği ortamı sunuyor” dedi.

“BU YIL İNFLUENZA AĞIR GEÇEBİLİR”

Geçtiğimiz yıl çok görülmeyen influenza, parainfluenza virüslerinin bu yıl yeniden görülmeye başlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Tükek, acil başvurularının iki katına çıktığını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

Şu an acillere başvurular iki katına çıkmış durumda. Hemen hemen hepsi boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırık gibi üst solunum yolu enfeksiyonu semptomları ile geliyor.

Tabii ki öncelikle coronavirüsü dışlamak için PCR testi yapıyoruz. PCR saygılarımız da bu dönem iki katına çıkmış durumda.

Ama gözlemlediğimiz kadarıyla covid pozitif çıkma oranı değişmedi. Yine yüzde 10-15 bandında.

Geri kalan yüzde 80-85’lik grup aslında diğer virüs enfeksiyonları ya da farklı semptomlar gibi gözüküyor.

Özellikle influenza ve onun türevleri (parainfluenza gibi) üst solunum yolu enfeksiyonu yapan hastalıklar, havaların değişmesiyle bu sene çok daha fazla gündemde.

Bu nedenle geçen seneye nispeten grip aşılarını bu yıl daha fazla öneriyoruz.

Çünkü hem maske kullanımında azalma var hem de geçen sene hastalık yapmadı bu virüsler, bu sene daha ciddi hastalık yapma potansiyeli var.

Virüs yeniden dolaşıma girdi ve insanlarda hastalık yapmaya başladı. O yüzden risk grubundakilerin mutlaka grip aşısı olması gerekiyor.

Bunlar dışında risk grubundaki bir hastaya bakım veren kişiler gibi dolaylı risk taşıyanların da kendileri risk grubunda olmasa da grip aşısı yaptırmalarında fayda var.

“KISIR DÖNGÜYÜ ANCAK AŞI İLE KIRABİLİRİZ”

Aşılara rağmen hastalığa yakalanmanın doğal olduğunu, aşıların ölüm ve ağır hastalığı engellemek üzere işe yaradığını da anlatan Prof. Dr. Tükek, sözlerini şöyle noktaladı:

Tabii ki siz gene kendinizi koruyacaksınız, maske takacaksınız, sosyal mesafeye devam edeceksiniz.

Aşı sizin ölmenizi önlüyor, daha ağır hastalık geçirmenizi engelliyor.İnfluenzada olduğu gibi, influenza aşısı da aynı.

RNA aşılarında genellikle bu var, sizin hastalığı daha ağır şekilde geçirmenizi önleyecek bir aşı yapılıyor ama virüsü taşıyabiliyorsunuz. Daha kısa sürüyor hastalığınız ve bulaştırma etkiniz.

Bir sarmal içerisine girdiğinizde diyelim ki, belki 5-6 ay vaka sayısında bir artış olacak, sayılar aynı düzeyde kalacak ama bir süre sonra aşılanma ile bulaştırıcılığın azalması sağlanacak ve bu şekilde bu döngüyü kıracağız.

Bu kısır döngüyü kırdığımızda, virüsün yayılmasını da engellemiş olacağız, virüs artık üzerinde yaşayacak organizma bulamadığı zaman da zayıflayacak ya da kendi kendini yok edecek. (DHA)