İnsan mı ''Kötü'', Sistem mi İnsanlık Dışı?
İnsan…
Hem "en şerefli" yaratılan, hem en adi kusurları içinde barındıran canlı…
Suçlusu olduğu bütün günahları vecd içinde işleyen, diğer yanda günahsızlık vaazları veren bir fırsatçı!
Yükselince merdiveni iten, dünyanın tüm nimetlerinin tapusuna musallat olan yaratık.
Sahip olduklarının efendisi; tutkularının kölesi aşağılık haz yığını...
Neler yapıyor neler; şu… İnsan!
Sırf zevk için hemcinsini avlıyor, bulabildiği her servetin önünde kan akıtıyor; tapınakta bir sunak, sunakta kurban; hem vuran hem kaçan kendisi, saf katıksız ahlaksız, insan…
Çalıyor kardeşlerinden, soyuyor toprağını, yağmalıyor ormanları, kirletiyor suları…
Tecavüz ediyor, kadın bedeni ve çocuk emeği üzerinden para biriktiriyor;
'Komşusu açken tok yatmanın' ayıbını çoktan aşmış; yalama olmuş, tüm mahalle açlıktan ağlarken, saçını tarayan insan!
Okullar açıyor, bombalar üretiyor, savaşlar açıyor ölüm satıyor, insan oğlu insan!
Hazine veriyorsun soyuyor, selam durduğu bayrağın ve yurttaşı olduğu vatanın altını oyuyor;
Dağı taşı dereyi ovayı "tahvil" gibi gören sonra da iki metre bez ile toprakta yem olan: ahmak oğlu ahmak insan!
Neyse buraya kadar sert gittik belki ama, bizimkisi bir uyandırma seansı olsun istedik…
Elbet insanın varlık amacı bu değil, bu olmasa gerek…
Peki insanı insanlıktan çıkaran sistemi de kuran veya kanıksayan yine insan değil mi?
Evet, evet ve…
Yine de bir umut; bilimi, sanatı, kendisini barışa adayanları, çölde suyu arayanları, dertli kardeşlerine derman olmak için çabalayanları da hatırlayınca ve de…
Onların da birer insan olduğunu düşününce,
Umudu çoğaltmak ve sistemi sorgulamak gerekmiyor mu?
Bırakalım kötülüğün rengini, katillerin parmak izlerini, güce tapan cüce ruhları, başkasının sefaleti üzerinden racon kesen asalakları…
Envayi çeşit sahtekarlar, kalpazanlar, sapıklar, sapkınlığı kutsayanlar bir yanda dursun...
Kendi cehennemlerine yansınlar…
Biz, bu dünyayı cennet olmaktan alıkoyan, gencecik düşünce tomurcuklarını ve emeği ve onuru ezen sistemin otopsisini yapalım;
Öyle bir sistem ki…
İnsanın zaaflarını besleyen, erdemlerini ise törpüleyen bir düzenek kurulmuş.
Açgözlülüğü “başarı” diye pazarlayan, merhameti “zayıflık” gibi gösteren bir akıl arsızca fırlamış...
Rekabeti körüklerken vicdanı susturan, üretimi kutsarken paylaşımı unutturan bir mekanizma…
İnsanı yalnızlaştıran ve kalabalıklar içinde yarıştıran, kazananı yücelten ama kaybedeni görünmez kılan...
Bu sistem;
insanın içindeki karanlığı icat etmedi belki… Ama...
O karanlığı büyüttü.
Besledi.
Meşrulaştırdı.
Ve en tehlikelisi..
Normalleştirdi...
Bugün "kötülük" / hatta suç ve suçluluk, çoğu zaman bireysel bir sapma değil; sistemsel bir sonuçtur.
Çünkü...
İnsan; sistemin ödüllendirdiği şeye dönüşür.
Eğer bir düzende en çok kazananlar en acımasız olanlarsa…
Eğer en hızlı yükselenler en çok ezenlerse…
Eğer en çok alkışlananlar en çok tüketenlerse…
Orada sorun sadece insan değildir.
Orada, sorun; insanı o hale getiren, o hale gelmeyi cazip kılan koşulların tekrarıdır.
Çünkü sistem dediğimiz şey, soyut bir kavram değildir…
İnsanın kurduğu, sonra kendisinin esiri olduğu bir çarktır.
Ve o çark, döndükçe insanı öğütür.
Değerleri öğütür.
Vicdanı öğütür.
Sonra da geriye “başarılı ama eksik”, “zengin ama huzursuz”, “güçlü ama yalnız” bireyler bırakır.
Peki ya çözüm?
İnsanı değiştirmek mi, sistemi dönüştürmek mi?
Aslında ikisi birbirinden ayrı değil.
Bu yüzden mesele bir suçlu aramak değil…
Aslolan bir uyanış başlatmaktır.
Küçük ama gerçek bir uyanış…
Bir çocuğun emeğini sömürmemekle başlar.
Bir ağacı kesmemekle…
Bir komşunun halini sormakla…
Bir haksızlığa sessiz kalmamakla…
Ve en önemlisi;
“Ben ne yapabilirim?” sorusunu samimiyetle sormakla başlar bu uyanış!
Sonra daldan dala, elden gönüle, ustan yüreklere akar bu uyanış;
Zaten sistem dediğimiz dev yapı; milyonlarca küçük tercihin toplamıdır.
Ve o tercihler değişmeden, hiçbir büyük değişim mümkün değildir...
Evet…
İnsan kötüdür diyerek işin içinden çıkamayız.
Sistem insanlık dışı diyerek sorumluluktan kaçamayız.
Gerçek şu ki;
İnsan da sorumludur,
Sistem de…
Ama umut da yine insandadır.
Çünkü aynı insan;
Yıkan da odur,
Yapan da…
Yakan da odur,
Yaşatan da…
Ve belki de en büyük soru şudur:
Biz hangi insan olmayı seçiyoruz?
İşte bir limana, bir durağa, bir sığınağa varıyoruz; bir umudun da adına sarılıyoruz:
İnsana insancıl sol düzen ne çok yaraşır…
Dr. R.Bülend Kırmacı
[email protected]
https://x.com/bulendkirmaci
https://www.facebook.com/r.bulendkirmaci
https://rbulendkirmaci.wordpress.com/