Yarım Kalan Senfoni

Cumhuriyet Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafindan zamanının en ileri siyasal sistemi olarak kurulmuş. Bu konuda tartışma yok. Bu konuda tartışma açanların olsa olsa niyeti bozuk olur. Son ayların moda analizi ile modernleşme hareketinin başlangıcından bu yana 200 yıldır süren Rumeli-Anadolu çatışması, Cumhurbaşkanı seçimlerinde tekrar ortaya çıktı. Önce ufak bir tanım yapalım. Burada Rumeli ve Anadolu kişilerin coğrafi memleketlerinin değil temsil ettikleri ideolojilerin adıdır. Gerçi Enver Paşa ve diğer İttihatçilarla Mustafa Kemal de Rumelilidir ancak bugün artık kurumlar kişilerin geldiği ‘toprağın’ yerini almıştır. Aynı bağlamda, Abdulhamit, Kazım Karabekir, Özal, Fettullah Gülen, Anadolu’yu temsil eden kurumlar ve kişilerdir. Cumhurbaskanlığı seçimi ile gündeme gelen krizde ortaya çıkan tabloya baktığımızda coğrafi konumları ile örtüşen kurumları daha net seçebilmekteyiz. Bir siyasi parti olan CHP, Cumhuriyetin bekçiliği görevini üstlenen Harp Okulu Rumeli cephesinde, AKP Anadolu cephesinde yer almaktadır. Silahların gölgesinde yazılmış Anayasa ve onun yüksek Mahkemesi de CHP ile aynı bölgededir. Kriz şimdilik erken seçimle aşılmış gözükmekte. Acaba mı ? Seçimlerden aday olanların listesine bakıldığı zaman aşırı sağcı, milliyetçi ve kesinlikle dünyadan bihaber MHP’den milletvekili olmak isteyen bürokrat sayısı rekor düzeydedir. Acaba bu insanlar daha önce nasıl görev yapıyorlardı? İnsanlar demokratik haklarını kullanarak büyük şehirlerde gösteriler yapmaktalar. Demokrasi adına güzel bir manzara. Ancak katılımcıların söylediği marşların, bağırdıkları sloganların 21. Yüzyılın gerçekleri ile uzaktan yakından alakası yok. Hatta hatta, göstericilerin psikolojisi nostaljik ve ütopik. Türkiye, global dünya ekonomisinin bir parçasıdır ve Türkiye dış dünyadan gelecek sermaye yatırımlarına muhtaçtır. Türkiye sanayicisi büyük ölçüde dış dünyaya taşeronluk yapmaktadır. Tarım sektöründe bu eğilim giderek yayılmaktadır. Türkiye de enerji açığı hızlı bir şekilde artmaktadır ve bu ancak dış kaynakla kapatılır. Yetişmiş iş gücünün iş bulma imkanı, Türkiye’nin global ekonomiye entegrasyonu ile doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle göstericiler görüntüsü ve sesi güzel ama senaryosu zayıf bir dizi ürettiler. İç göçün ve demografinin bir cilvesi olarak, AKP ve şu anda temsil ettiği ‘Anadolu’ sayısal olarak iktidarı ve sandığı elinde tutmaktadır. Kurumsal olarak Rumeli’nin daha güçlü olduğu ortaya çıktı ama iki taraf da tamiri zor yaralar aldı. Sessiz çoğunluğun ekonomik durumunun son 5 yılda düzelmiş olması da AKP’nin gizli silahı. AKP’nin cumhurbaskanlığı adaylığında gösterdiği esneksizlikle ve CHP nin kendi siyasi amaçları için mobilize ettiği kurumlar, aşırı kan kaybetti. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat’tan sonra bir e-muhtıra Türkiye’de artık yeni bir paradigmanın gündeme gelmesi gerektiğine işaret etmekte. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının başlattığı Cumhuriyet organik olarak gelişmeye bırakılsın. 19. yüzyıl gerçeklerine dayanarak kurulmuş siyasi ve idari sistemlerde ısrar etmenin bir anlamı yok. Israr etmek ancak gerginlik getirir ve ülkenin geleceğini ipotek altına alır. Daha doğrusu zaten ipotek altında olan ülkenin geleceğini daha ağır ipotekler altına sokar. Değerli büyüklerimize sesleniyorum. Bir çok kurum bu krizle bitti, bu senfoni henüz bitmedi. Gerisini düzgün besteleyin, cenaze marşı olmasın.