Konya Kulu'dan İsveç Stockholm'a giden yolda kimler ıslandı?

Güncelleme:

Türkiye Süper Ligi’nde mücadele eden bir takım, 2-1 öndeyken hakem kararıyla 3-2 mağlup oluyorsa, bu yazının kurallarını da en başından belirlemekte fayda var.

ABD’de İsrail eleştirilemez! Evet, yazılmamış böyle bir kural var. Anında sizi semitik, ırkçı ve Yahudi düşmanı ilan ederler.

Son “Gazze” olaylarında da bunu yaşadık. Misal, dünyanın sayılı üniversitelerinden olan Harvard’ın Rektörü de Gazze olaylarıyla ilgili ifadelerinden dolayı istifaya zorlandı.

Türkiye'de de yazılı olmayan benzeri bir kural var.

Anadolu topraklarında yeşermekle birlikte Sünni, Alevi, Kürt ve benzeri kimliklerden etnik ya da inanç kimliği olarak söz etmek isterseniz, hemen size de bir yafta yapıştırırlar.

Ya ırkçısındır ya kafatasçısındır; en azından Atatürk düşmanısındır.

O nedenle “demokrat liberal bir insan” olarak kuralı en baştan koyayım: Türkiye'de Kürt olmak, Alevi olmak, Süryani olmak veya kendi görüşüne göre herhangi bir duruşta olmak bana göre fazilettir. 

Bendeniz seçim sonuçlarını halkın cehaletiyle yıkayıp kendi kendine mental mastürbasyon yapan ‘eğitimli cahiller’ kümesine dahil olmadığım için de kendimi şanslı kabul ediyorum.

Anadolu irfanının ve kolektif karar verme geleneğinin, her türlü “eğitimli cahil” güruhun görüşünü döver inancındayım.

Şimdi gelelim asıl konumuza!  

İSVEÇ'İN NATO ÜYELİĞİ

TBMM İsveç'in NATO üyeliğini kabul etti. Muhalefet de kendine düşen görevi yaptı. İşte bu kadar! “Erdoğan bütün yaygarasına rağmen ‘öpe öpe’ kabullenmek zorunda kaldı…” mealinden yorumlarla coştu.

Gelin size konuyu başka bir açıdan ve tarihsel perspektiften ele alayım

T.C. Dışişleri Bakanlığında ciddi bir makam vardır: ‘Maslahat Güzar’  

Bu makamda oturan kişi T.C. sefaretinde güncel konuları ‘manage’ eden, yani idare eden kişidir. Durumu idare eder.

Son 200 yıldır da Türkiye'nin dış politikasına bakarsanız, öne çıkan liderlerin de durumu idare ettiğini görürsünüz.

Abdülhamit, Atatürk ve en uzun cumhuriyet dönemi liderliği yapmış Erdoğan da dış politikada durumu idare ermiştir.

Abdülhamit “Sırtlan Sofrasına oturmuş” Big Powers = Büyük Devletlere, iti ite kırdırma taktiğiyle asgari kayıpla kalmak istemiş.

Atatürk, o dönem yükselişte olan Komünizme ve lideri Lenin’e anti- emperyalist kartını oynayarak işgalci Rumlara karşı silah ve para tedarik etmiştir.

Cumhuriyeti kurduktan sonra İngilizlerle Boğazlar kartını oynayıp Montrö anlaşmasını imzalamış ve Türkiye’yi Batı’ya çıpalamıştır. Yani bir bakıma o da koşulları idare etmiştir.

Erdoğan'ın İsveç çıkışına bakarsak, yine aynı taktiği görüyoruz. Öyle ki ortada bir süreç var ve nasıl yönetmek gerekiyor?

Vladimir Putin, Ukrayna’ya dalınca (ki ABD demokratlarının dış politika faciasıdır!) İskandinavlar panik yaptı, tıpkı Türkiye’nin geçmişte yaptığı panik gibi, güvenliklerini sağlamak için adeta NATO’nun kucağına atladılar.

Erdoğan da uyanık davrandı ve anlaşmalar çerçevesinde Türkiye'nin itiraz hakkını kullandı.

Peki, Türkiye ne dedi: “Eey İsveç bir müttefik olarak sen yıllardır Türkiye’yle savaşan ve Türkiye'yi bölmek isteyen terörist PKK’ye neden yardım ve yataklık yapıyorsun? Böyle dostluk ve müttefiklik olur mu?”

Aşağıda örnekleriyle açıklayacağım gibi, İsveç yıllardır kendi sosyal demokrat ve liberal felsefesi içinde PKK’yla ilişki içinde.

NATO üyesi olarak Türkiye, ABD, İngiltere ve benzeri büyük ekonomilere zaten mızıkçılık yapıp üyelikte ayağını sürtemezdi.

Türkiye ne yaptı?

Sonunda kabul edeceğini bile bile bir bilinçlenme yarattı. Şimdi herkes İsveç’in PKK ile dans ettiğini biliyor. İsveç de bundan sonra daha dikkatli olacağını beyan etti.

Türkiye'de “örnek sosyal demokrat ülke” olarak solcular arasında büyük sempati toplayan İsveç'in aslında Atatürk ilkelerine uymayan faaliyetler içinde bulunduğu ortaya çıktı.

Bakın, bilinçlenme çerçevesinde benim gibi birisinden, Kulu ilçesinin gerçeklerini okuyorsunuz.

KULU DEMOGRAFİSİ

Kulu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde ayaklanmalar ve isyanlar nedeniyle büyük çapta Kürt aşiretlerinin yerleştirildiği bir ilçe. Yerleşen aşiretlerin çoğunluğu da Alevi Kürtler.

Aslında Kulu Konya’nın ilçesi olmasına rağmen Ankara’ya ve yine Kürt aşiretlerinin yerleştirildiği Haymana’ya coğrafi olarak daha yakın, ama ne hikmetse idari olarak Konya’ya bağlanmış bir ilçe.

Gel zaman git zaman Avrupa’ya yapılan göçte yaklaşık 170 bin kişi Türkiye’den  İsveç’e gitmiş, fakat gidenlerin 3‘te 1 Kulu’dan…

Özellikle İsveç’ten iltica hakkı alan bazı vatandaşlar zaman içinde -ki bunların çoğu Kürt Alevilerdir- İsveç’te siyasete girmiş, bakanlık ve milletvekilliği yapmaktalar.

Buraya kadar sorun yok, hatta Anadolu topraklarından yetişen nesillerin başarısı olarak da kabul edebiliriz.

Fakat siyasete giren bu etnik gruplar, İsveç platformunu kullanıp Türkiye aleyhine faaliyet gösterince işin rengi değişiyor.

Örnek bir: Kürt Alevi kökenli bir kadın milletvekili İsveç parlamentosuna diğer arkadaşlarıyla beraber yazılı önerge veriyor: “İsveç, PKK’yi terörist kuruluş listesinden çıkarsın…”  Ne alaka? Sanki İsveç’in başka önceliği mi yok!

Bence daha da büyük felaket, aynı kadın milletvekili İstanbul’a geliyor. Dönemin İstanbul CHP il Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nu makamında ziyaret ediyor. Duvarda Atatürk ve Kılıçdaroğlu’nun portreleri ve Türk bayrağının önünde karelerce poz veriyor.

Bendeniz bu duruşa dikkat çekince maruz kalmadığım kişisel saldırı kalmadı. Fakat hiç kimse konuya yönelik bir eleştiri yazamadı, yazmadı. Dedim ya, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan eğitimli cahil çok…

Örnek iki: PKK üst yönetimi, kızlı erkekli genç PKK’lıları her yaz moral kampına gönderir. Kandil’den inen PKK’lılar Erbil’den kalkan bir düzüne charter uçakla Stockholm’a uçar. Yolcuları dünyaca kabul görmüş terörist bir kuruluşun olan uçakların inişine İsveç ‘Welcome’ der ve moral kamplarını açar.

Türkiye, İsveç’in NATO üyeliğine itiraz etti ve bu itiraz, İsveç’in PKK’ye yardım ve yataklık yaptığı gerçeği konusunda bir bilinçlenme yarattı. Şimdi top İsveç’te… 

Türkiye’nin kazanımı budur. Kamuoyunu uyandırmak…

Romantik solculara ve CHP üzerinden sosyal demokratlık yapan vatandaşlara ufak bir mantık çıkarımım var.

“İsveç, Atatürk düşmanıdır” derken kastım şöyle: Atatürk’ün bence iki vazgeçilmez mirası var. Birincisi Mısak-ı Milli, ikincisi de laiklik.

PKK’nin hedefi ne? Silahlı mücadele yoluyla

1) Toprak kapıp bağımsız devlet kurmak! (Hani Mısak-ı Milli?)

2) İsminle müsamaha Kürt Kominist (Emekçi) partisini iktidar yapmak! (Hani laiklik?)

Onun için suikasta uğrayıp öldürülen İsveç Başbakanı Olaf Palme Bulvarı’ndan karşıdan karşıya geçerken iki defa düşünün. (Hangi yerel yönetimlerin bulvarlara isim vermesi de ayrı tez konusudur!)

GELDİK SON KULU BOMBASINA
15 Temmuz kalkışmasına genel başkanlarının işaret ettiği gibi , CHP’liler hep bir ağızdan koro halinde “Tiyatro” demişti. Halbuki yıllar önceden FETÖ’nün lansmanını yaptığı Ekmelettin’i Başkan adayı yapan da yine aynı liderdi. Her neyse…

15 Temmuz darbe girişiminden dolayı Türkiye'de halen 3 yüksek rütbeli general tutuklu. Bu 3 generalden ikisi nere doğumlu biliyor musunuz? Evet, doğru! Konya’nın Kulu ilçesinden.

Diğer Yazıları
Yüzde 0,0055
Futbol, Fenerbahçe ve Siyaset
10 Kasım Üzerine Düşünceler
Türkiye'nin altı da üstü de alev alev
İsrail-Hamas savaşında aysbergin görünmeyen yüzü