Almanya Başbakanı Merkel panikte...

Avrupa'ya dönük göçmen akışı yaz aylarından itibaren, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana eşi görülmemiş...

Haluk Özdalga haluk.ozdalga@haber3.com

Avrupa'ya dönük göçmen akışı yaz aylarından itibaren, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana eşi görülmemiş bir kitlesel göçe dönüştü.

Kaçak göçmenlerin büyük çoğunluğu, Türkiye üzerinden Yunan adalarına geçen Suriyeliler. Göçmenlerin birinci hedefi Almanya. Mevcut yoğunluk devam ederse gelecek yıl Almanya'ya ulaşacak göçmen sayısı 1,8 milyon olarak tahmin ediliyor. Bütün dünyadaki iltica taleplerinin yarısı Almanya'ya yapılmış olacak. Üstelik Rusya'nın müdahalesinden sonra, Suriye'de iç savaş alevlenebilir ve göçmen akışı daha da artabilir.

Almanya Başbakanı Angela Merkel bu durum karşısında panikte. Kendisi daha önce Almanya'yı, korunmaya muhtaç göçmenlere açık tutma sözü vermişti. Ama şimdi bu muazzam göçmen akışını kontrol altına almak zorunda. Aksi takdirde, siyasi kariyeri ani bir yere çakılışla son bulabilir. Pek çok Avrupa ülkesi gibi, Almanya'da da popülist ve aşırı siyasi akımlar güçleniyor. Bunun getireceği istikrarsızlık riskleri var. Merkel şimdi, Yunanistan krizinden daha büyük bir tehditle, hatta siyasi kariyerinin en çetin sınavıyla karşı karşıya.

AB yetkilileri aylarca bu büyük krize çözüm aradı. Çıkış yolu bulamadılar. Merkel işe bizzat el koydu ve sorunu çözebilecek bir plan geliştirdi. Bu planda anahtar ülke Türkiye. Merkel'in Almanya'daki konuşmaları ve Avrupa İstikrar Girişimi'nin (ESI) ayrıntılı açıklamalarına göre planın ana hatları şöyle. Göçmenler Almanya ve diğer AB ülkelerine iltica taleplerini Türkiye'den yapacak. Almanya belirli sayıda göçmen almayı kabul edecek ve bunlar düzenli bir şekilde taşınacak. Göçmen yükünü karşılamak için Türkiye'ye parasal yardım yapılacak. 2017'den itibaren Türkiye'nin geri kabul anlaşmasını uygulaması ve buna paralel TC vatandaşlarına AB'ye vizesiz seyahat imkanı sağlanması bekleniyordu. Şimdi Merkel kış bitmeden sorunu çözmek zorunda. O nedenle bu uygulamayı erkene almak istiyor.

Geri kabul anlaşması demek, Yunan adalarına giden göçmenlerin hepsinin iadesi ve Türkiye'nin bunları kabul etmesi demek. Geriye tek bir sorun kalıyor, Yunanistan'ın Türkiye'yi "güvenli iltica ülkesi" olarak tanıması. Bu, "güvenli ülke" kavramından farklı ve teknik bir kavram. Burada ayrıntılara girmeyelim ama halen demokrasi işlemese de Türkiye, AB mevzuatına göre "güvenli iltica ülkesi" koşullarını karşılıyor. Türkiye'nin, Cenevre Mülteci Sözleşmesi'ne koyduğu şerhi kaldırması da gerekmiyor.

Sap ve saman karışmasın

Merkel'in planını ve tavrını değerlendirirken, sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Her şeyden önce, kritik bir seçime iki hafta kala apar topar Türkiye'ye gelmesi en basit siyasi nezaket kurallarına aykırı. Beklemesi ve böyle önemli bir konuyu 1 Kasım'dan sonra kurulacak hükümetle konuşması gerekirdi. Bu davranış ayrıca 100 akademisyenin mektubunda isabetle belirtildiği gibi, mevcut iktidara siyasi destek anlamı taşıyor. Üstelik Merkel ziyaret sırasında, AB'nin temel değerlerini fütursuzca çiğneyen iktidara, tek bir eleştiri imasında dahi bulunmadı. Çıkarı söz konusu olunca, Alman Başbakan'ın gözü ilke görmüyor.

Merkel sadece Türkiye'nin AB üyeliğine karşı değil, aynı zamanda Türkiye hakkında derin önyargıları olan bir siyasetçi. Pazar günü Türkiye'ye gelmeden önce, bu ziyareti "lanetli bir görev" olarak gördüğünü söylemiş! (International NYT, 19.10.2015). Kuyruğu iyice sıkışmış olmalı ki, lanetli gördüğü o göreve koştura koştura geldi ve önüne koyulan her öneriyi hemen kabul ediverdi.

Bu önemli konu, 1 Kasım'dan sonra kurulacak hükümet tarafından yürütülecek. Derin sessizlikleri gösteriyor ki, muhalefet partilerimiz işin öneminin pek farkında değil. Yeni hükümetin, sorunun çözümü için AB'nin en etkili ülkesi Almanya ve komşu Yunanistan'la işbirliği yapması gerekiyor. Böyle bir işbirliği, AB'yle ilişkilerin önünün açılmasına katkı yapabilir ve bu da Türkiye için iyi olur.

Ancak müzakereler iyi düşünülerek ve telaş etmeden götürülmeli. Adil yük paylaşımı için Almanya, Türkiye'de bulunan 2 milyonu aşkın Suriyeli arasından en az 500 bin göçmen almayı kabul etmeli. Bu sayı ilk bakışta yüksek görülebilir. Ama bunu kabul etmezlerse daha fazlası Almanya'ya başka yollardan ulaşacaktır. Diğer AB ülkeleri de Almanya gibi, Türkiye'den belirli sayıda Suriyeli göçmen almayı kabul etmeli. Suriye savaşının gelişmesine bağlı olarak, Türkiye'deki göçmen sayısı daha yüksek rakamlara çıkabilir. Almanya dahil AB, artışa bağlı ilave göçmen almayı da taahhüt etmeli. Türkiye'deki göçmenlere sağlanacak AB katkısı, bir defada ödenecek bir bedel olmamalı. Hakça olan, bu bedelin, her bir potansiyel göçmenin AB'ye getireceği alternatif maliyetin dikkate alınarak bulunmasıdır.    

Almanya Federal İçişleri Bakanlığı, vize muafiyeti konusunu Türk muhataplarıyla görüşmeyi dahi yıllarca reddetti. Yoksa geri kabul anlaşması çoktan yürürlüğe girmiş olacaktı. Bugün acele ediyorlar. Çünkü şimdi Merkel'in siyasi geleceği önemli ölçüde, Avrupa'da en az sevdiği ülke Türkiye'nin elinde.

">

Avrupa'ya dönük göçmen akışı yaz aylarından itibaren, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana eşi görülmemiş bir kitlesel göçe dönüştü.

Kaçak göçmenlerin büyük çoğunluğu, Türkiye üzerinden Yunan adalarına geçen Suriyeliler. Göçmenlerin birinci hedefi Almanya. Mevcut yoğunluk devam ederse gelecek yıl Almanya'ya ulaşacak göçmen sayısı 1,8 milyon olarak tahmin ediliyor. Bütün dünyadaki iltica taleplerinin yarısı Almanya'ya yapılmış olacak. Üstelik Rusya'nın müdahalesinden sonra, Suriye'de iç savaş alevlenebilir ve göçmen akışı daha da artabilir.

Almanya Başbakanı Angela Merkel bu durum karşısında panikte. Kendisi daha önce Almanya'yı, korunmaya muhtaç göçmenlere açık tutma sözü vermişti. Ama şimdi bu muazzam göçmen akışını kontrol altına almak zorunda. Aksi takdirde, siyasi kariyeri ani bir yere çakılışla son bulabilir. Pek çok Avrupa ülkesi gibi, Almanya'da da popülist ve aşırı siyasi akımlar güçleniyor. Bunun getireceği istikrarsızlık riskleri var. Merkel şimdi, Yunanistan krizinden daha büyük bir tehditle, hatta siyasi kariyerinin en çetin sınavıyla karşı karşıya.

AB yetkilileri aylarca bu büyük krize çözüm aradı. Çıkış yolu bulamadılar. Merkel işe bizzat el koydu ve sorunu çözebilecek bir plan geliştirdi. Bu planda anahtar ülke Türkiye. Merkel'in Almanya'daki konuşmaları ve Avrupa İstikrar Girişimi'nin (ESI) ayrıntılı açıklamalarına göre planın ana hatları şöyle. Göçmenler Almanya ve diğer AB ülkelerine iltica taleplerini Türkiye'den yapacak. Almanya belirli sayıda göçmen almayı kabul edecek ve bunlar düzenli bir şekilde taşınacak. Göçmen yükünü karşılamak için Türkiye'ye parasal yardım yapılacak. 2017'den itibaren Türkiye'nin geri kabul anlaşmasını uygulaması ve buna paralel TC vatandaşlarına AB'ye vizesiz seyahat imkanı sağlanması bekleniyordu. Şimdi Merkel kış bitmeden sorunu çözmek zorunda. O nedenle bu uygulamayı erkene almak istiyor.

Geri kabul anlaşması demek, Yunan adalarına giden göçmenlerin hepsinin iadesi ve Türkiye'nin bunları kabul etmesi demek. Geriye tek bir sorun kalıyor, Yunanistan'ın Türkiye'yi "güvenli iltica ülkesi" olarak tanıması. Bu, "güvenli ülke" kavramından farklı ve teknik bir kavram. Burada ayrıntılara girmeyelim ama halen demokrasi işlemese de Türkiye, AB mevzuatına göre "güvenli iltica ülkesi" koşullarını karşılıyor. Türkiye'nin, Cenevre Mülteci Sözleşmesi'ne koyduğu şerhi kaldırması da gerekmiyor.

Sap ve saman karışmasın

Merkel'in planını ve tavrını değerlendirirken, sapla samanı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Her şeyden önce, kritik bir seçime iki hafta kala apar topar Türkiye'ye gelmesi en basit siyasi nezaket kurallarına aykırı. Beklemesi ve böyle önemli bir konuyu 1 Kasım'dan sonra kurulacak hükümetle konuşması gerekirdi. Bu davranış ayrıca 100 akademisyenin mektubunda isabetle belirtildiği gibi, mevcut iktidara siyasi destek anlamı taşıyor. Üstelik Merkel ziyaret sırasında, AB'nin temel değerlerini fütursuzca çiğneyen iktidara, tek bir eleştiri imasında dahi bulunmadı. Çıkarı söz konusu olunca, Alman Başbakan'ın gözü ilke görmüyor.

Merkel sadece Türkiye'nin AB üyeliğine karşı değil, aynı zamanda Türkiye hakkında derin önyargıları olan bir siyasetçi. Pazar günü Türkiye'ye gelmeden önce, bu ziyareti "lanetli bir görev" olarak gördüğünü söylemiş! (International NYT, 19.10.2015). Kuyruğu iyice sıkışmış olmalı ki, lanetli gördüğü o göreve koştura koştura geldi ve önüne koyulan her öneriyi hemen kabul ediverdi.

Bu önemli konu, 1 Kasım'dan sonra kurulacak hükümet tarafından yürütülecek. Derin sessizlikleri gösteriyor ki, muhalefet partilerimiz işin öneminin pek farkında değil. Yeni hükümetin, sorunun çözümü için AB'nin en etkili ülkesi Almanya ve komşu Yunanistan'la işbirliği yapması gerekiyor. Böyle bir işbirliği, AB'yle ilişkilerin önünün açılmasına katkı yapabilir ve bu da Türkiye için iyi olur.

Ancak müzakereler iyi düşünülerek ve telaş etmeden götürülmeli. Adil yük paylaşımı için Almanya, Türkiye'de bulunan 2 milyonu aşkın Suriyeli arasından en az 500 bin göçmen almayı kabul etmeli. Bu sayı ilk bakışta yüksek görülebilir. Ama bunu kabul etmezlerse daha fazlası Almanya'ya başka yollardan ulaşacaktır. Diğer AB ülkeleri de Almanya gibi, Türkiye'den belirli sayıda Suriyeli göçmen almayı kabul etmeli. Suriye savaşının gelişmesine bağlı olarak, Türkiye'deki göçmen sayısı daha yüksek rakamlara çıkabilir. Almanya dahil AB, artışa bağlı ilave göçmen almayı da taahhüt etmeli. Türkiye'deki göçmenlere sağlanacak AB katkısı, bir defada ödenecek bir bedel olmamalı. Hakça olan, bu bedelin, her bir potansiyel göçmenin AB'ye getireceği alternatif maliyetin dikkate alınarak bulunmasıdır.    

Almanya Federal İçişleri Bakanlığı, vize muafiyeti konusunu Türk muhataplarıyla görüşmeyi dahi yıllarca reddetti. Yoksa geri kabul anlaşması çoktan yürürlüğe girmiş olacaktı. Bugün acele ediyorlar. Çünkü şimdi Merkel'in siyasi geleceği önemli ölçüde, Avrupa'da en az sevdiği ülke Türkiye'nin elinde.

Tüm yazılarını göster