Diyarbakır Barosu'nun Cizre Raporu

     Diyarbakır Barosu önemli bir rapor yayınladı. Bu raporun bir özetini...

Haluk Özdalga haluk.ozdalga@haber3.com

     Diyarbakır Barosu önemli bir rapor yayınladı. Bu raporun bir özetini okuyucularıma sunmak istiyorum.

     Rapor'un tam adı " Cizre Sokağa Çıkma Yasağı Yaşanan Olaylar İnceleme Raporu".  Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi tarafından kaleme alınan Rapor, aynı Baro tarafından 21 Eylül'de kamuoyuna açıklandı.

     Biliyorsunuz, 4-12 Eylül tarihleri arasında Şırnak'ın Cizre ilçesinde, Valilik tarafından alınan bir kararla, 8 gün süreyle sokağa çıkma yasağı uygulandı.

     İlçenin dört mahallesinde hendek kazılmış ve barikatlar  kurulmuştu. Ayrıca bu mahallelerde, silahlı YPG'liler (PKK'lılar) da vardı. Amaç, hendek ve barikatların kaldırılması, silahlı unsurların yakalanması olarak duyuruldu.

    Yürütülen operasyonlar sonunda 21 sivil, ateşli silah ve şarapnel parçalarıyla veya hastaneye kaldırılamadığı için hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin  sekizi, 18 yaş ve altında. Bunlar arasında 35 günlük bir bebek de var.

     Kaymakamlık tarafından açıklanan bilye göre, ölen güvenlik görevlisi yok, 25 yaralı var.

     Sokağa çıkma yasağı bittikten sonra Şırnak Valiliği'nin yaptığı açıklamaya göre, operasyonlar sonunda; 1150 kg patlayıcı ve 39 bomba düzeneği imha edildi, 45 hendek ve barikat bertaraf edildi ve terör örgütünün kaybı 40-42 civarında oldu.

     Ancak, Valilik açıklamasında ifade edilen "40-42 civarında terör örgütü kaybı" hakkında somut bilgi ve belge yok. Yani, bu kişilerin kimlikleri, cesetleri, veya nereye defnedildikleri gibi herhangi bir somut bilgi ortaya çıkmış değil.

     Şimdi aşağıdaki bölümde, Rapor'dan yaptığım bir özeti sunuyorum. Bu özet içinde ağırlıklı olarak, öldürülen sivillerin yakınlarının ifadeleri yer tutuyor.

    Cizre Raporu

• İlçenin etrafı dört bir yandan askeri ve polis zırhlı araçlarıyla abluka altına alındı. Heyetimiz 5 Eylül günü Cizre’ye yaptığı sınırlı ziyarette, şehir etrafındaki yüksek tepelerde ve şehre hâkim tüm noktalarda konumlanmış tank ve zırhlı araçların namlularını şehre çevirdiği gözlemlendi.

• Sokağa çıkma yasağının uygulandığı 4 Eylül'den 12 Eylül'e kadar tüm GSM operatörlerinin hatları Valiliğin talimatıyla kesildi. İstisnalar ve bazı sabit hatlar dışında, Cizre ile dış dünya arasında bağlantı kurulamadı.

• Sokağa çıkma yasağı uygulaması boyunca bir-iki yer haricinde yiyecek, içecek ve ilaç tedariki yapılmadı; dükkan, market, eczane ve fırınlar dâhil tüm iş yerleri kapalı kaldı. Bu süre içerisinde dışarıdan Cizre’ye herhangi bir gıda veya içecek ulaştırılamadı.

• Sokağa çıkma yasağının tüm süre boyunca çok katı bir şekilde tatbik edildiği, Cizre’nin tümüne uygulandığı, ilçenin ana cadde ve kavşaklarının tümüne zırhlı araç ve tankların yerleştirildiği, sokak başlarında ise panzerlerin beklediği anlaşıldı veya gözlendi.

• Sokağa çıkma yasağının uygulandığı süre boyunca; halkın evleri ve yaşam alanları olan mahallelerde zırhlı araçlar ve ağır silahlarla bir askeri güvenlik operasyonu icra edildi. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı süre boyunca, top, havan, mayın ve diğer bir dizi ağır silah halkın yaşadığı alanda kullanıldı.

• Sokağa çıkma yasağının uygulandığı süre boyunca; mahallelerin içlerine doğru zırhlı araçlarla operasyon düzenleyerek ilerlemeye çalışan güvenlik görevlilerine  karşı mayın döşendi, silahlar kullanıldı.

• Hayatını kaybeden Bünyamin İrci'nin (14) babası Tarık İrci'nin (41, bakkal) ifadesi:

     Oğlum Bünyamin 14 yaşındaydı, 8. sınıfa gidiyordu. Bizim mahallede elektrik vardı ve diğer mahallelere göre nispeten güvenliydi. Bu arada havalar da oldukça sıcaktır burada.

     Oğlum ve bir kaç çocuk, hava çok sıcak olduğundan ve diğer mahallelerde elektrikler olmadığından, insanlara buz kalıpları taşıyorlardı. İnsanlar bu sıcak havada soğuk su içebilsin diye.



     9 Eylül  günü sabah uyandım, internete baktım. Özellikle Cizre ile ilgili olan haberlere bakıyordum. Oğlumun hayatını kaybettiğini internetten öğrendim. Oğlumun vurulduğu mahallede amcası oturuyor, oraya gidecekti. Biz o gece kendisini amcasının evinde sanıyorduk.

          Savcı bana oğlumu kimin öldürdüğünü sordu. Ben de savcıya “oğlumu siz öldürdünüz, güvenlik güçleriniz öldürdü” dedim. Alnından, şakağından, kalbinden ve teslim olup ellerini kaldırmasına rağmen ellerinden vurulmuş.

•  Hayatını kaybeden Osman Çağlı'nın (18) babası Nuri Çağlı'nın (62, işsiz) ifadesi:

      Osman 18 yaşındaydı. Olay sokağa çıkma yasağının üçüncü  günü saat sabah 6:30 sularında oldu. Evde sabah namazını kıldım. Yoğun silah ve patlama sesleri de geliyordu.

     Oğlum da merak edip çıktı. Biz çıkıp bakmaya cesaret edemiyorduk, ama o demek ki gençliğin verdiği cesaretle çıkıp ne olduğuna bakmak istedi.

      Kısa bir süre sonra büyük oğlum evin ikinci katından “Osman vuruldu, baba Osman’ı vurdular” diye bağırdı. Evin kapısına 40-50 metre uzakta vurulmuş yerdeydi.

      Yoğun ateşten dolayı bir süre yanına gidemedik. Yüksek binaların çatısından ateş ediyorlardı. Yoğun bir kurşun yağmuru altındaydık. Etrafındakilere annem ve babam ben ölmeden yetişsin, onları son defa göreyim demiş. Annesi yetişemedi ama ben yetiştim.

     Oğlum hem okulunu okurdu, hem de Kur’an okurdu. Pırlanta gibiydi.

• Hayatını kaybeden Cemile Çağırga'nın babası Ramazan Çağırga'nın (44) ifadesi:

     Kızım olayların üçüncü gününde, evimizin avlusunda vuruldu. Saat akşam 21 sularıydı. Okul ve resmi binalar gibi yerlerden ateş edildiğini düşünüyoruz. Kullanılan mermiler çok büyüktü. Mermi izleri hala kapı ve duvarlarımda duruyor.

     Kızım vurulduğunda zaten her yerde silah ve patlama sesleri geliyordu. Kızım vurulduktan on dakika sonra hayatını kaybetti.

     Olay anında hemen 112 Acil Servisi ve hastaneyi aradık, ancak sağlık personelleri gelemedi. Bizim evin o sırada elektriği vardı. Sabit hatan iletişime geçebiliyorduk.

      Kimse gelmeyince kızımın cesedini derin dondurucuya koyduk çürümesin diye. Cansız bedenini iki gün boyunca derin dondurucuda muhafaza etik. Ardından Cami morguna götürdük.

• Hayatını kaybeden Mehmet Sait Nayci’nin babası Ramazan Nayci'nin ( 41, inşaat işçisi) ifadesi:

     Yasağın üçüncü günüydü. Evimizin karşısında bir panzer duruyordu. Bütün mahalle sakinleri mahallenin iç kısmına doğru kaçıyordu. Panzer bütün mahalleyi tarıyordu.

     İnsanlar nispeten daha güvenli olan mahallenin iç kısımlarına doğru kaçışıyorlardı. Herkes kaçınca biz de çıkıp kaçmaya başladık. Ben, eşim ve çocuklarım bitişikteki avluya varmak üzereydik. Bir anda oğlumdan “Aah baba” diye bir ses geldi.

     Oğlumu alıp onu evin arkasındaki hayvan barınağına götürdük. Orası daha güvenliydi. Orası kurşunların hedefinde değildi. Oğlum sabaha karşı saat 3'e kadar yaşadı. O saate kadar can çekişti. 3’de da yaşamını yitirdi. Bir kurşun sırtından girip göbeğinden çıkmıştı.

     Oğlum kan kaybından öldü. Komşular bile komşularının yardımına gelemiyordu ki, hastaneye götürmemiz imkansızdı. Ben ve annesi fenalaştık, bayıldık. Üç gün boyunca oğlumun cesedi ile birlikte başka diğer iki ceset de soğuk hava deposu gibi bir yerde bekletildi.

Hayatını kaybeden Özgür Taşkın’ın babası Sadun Taşkın'ın (41, sebze satıcısı) ifadesi:

     Oğlum Özgür 18 yaşında, lise 3. sınıftaydı. 9 Eylül  sabah saat 4’de, dört metre uzağımızda bulunan dayısının evine su içmeye gitti. Elektrik yoktu bizde. Ama karşı evde oturan kayın biraderimin jeneratörü vardı ve elektrik sağlıyorlardı bu şekilde.

     Oğlum da soğuk su içeceğim diye dayısına gitmek üzere çıktı. Saat 4’de gitti, bir saat sonra, 5’te dönerken kendisine ateş edilmiş, oğlumu vurmuşlar.

     Oğlum büyük mermilerle vurulmuştu. Sağ kolu tamamen parçalanmış, kopmuştu. Vücudunun çeşitli yerlerinden de vurulmuştu. Oğlum bir saat bu şekilde kaldı, sonra hayatını kaybetti.

     Eşim gelip feryat ederek, kalk Özgür’ü vurmuşlar dedi. Hemen kalkıp koştuk yanına vardık. Anne, baba gelin sizi son kez öpeyim, hakkınızı helal edin deyip bizi öptü. Sonra da kollarımda can verdi.

     Ya tank ya da panzerden oğluma ateş edilmiş. Evin duvarına gelen kurşunlar çok büyüktü. Beton kolonlar bile parçalanmış.

Hayatını kaybeden Maşallah Edin’in eşi Ahmet Edin'in (38, şoför) ifadesi:

     Ben Irak’taydım ve haberleri izliyordum. Ailemi merak etim ve ağabeyimin evini, sabit hattı aradım. Eşim ve çocuklarımı çağırmalarını söyledim. Eşim geldi, konuştuk, bana iyi olduklarını söyledi. Ağabeyimin evi zaten bizim evin hemen bitişiğindeki evdir.

     Görüşmemiz biti, telefonu kapattık. Eve giderlerken ilk olarak yengem avlu kapısından çıkmış ve vurulmuş. O sırada üç aylık bebeği de kucağındaydı. Bebek de yaralanmış. Ayağından ve kulağından vurulmuş.

     Eşim ve amcam, yengemin vurulup düştüğünü görünce yardıma koşmuşlar hemen, ama keskin nişancılar her çıkanı vurmuş, onları da vurmuşlar.

     Amcam kapının iç tarafına, avlu tarafına düşerken, karım da yengemin hemen yanına, kapının dış tarafına düşmüş. Bunlar yaşanırken bebek yaralı halde ve yerde ağlıyormuş. Yengem yaralıyken, bebeğe daha fazla kurşun gelmesin diye üstüne kapanmış, kendini ona siper etmiş.

     Bebeğin annesi ve eşim o yerde hayatını kaybetti. Bebek ise iki saat boyunca cesetlerin arasında vurulmuş halde kalmış. Kimse bebeği alamıyor, her çıkanı taramışlar.

Sakat kalan Abdullah Özcan'ın (33, inşaat işçisi) ifadesi:

     Evliyim ve altı (6) çocuğum var. Bir mesleğim yok, daha çok inşaatlarda çalışıyorum. 6 Eylül günü saat 20:15-20:30 civarıydı. Yoğun bir kurşun sesi başladı. Abdest aldım, misafir odasına geçtim. Namazlık oradaydı, orada namaza duracaktım.



     Namaza duracakken, daha niyet etmemişken ayağımda bir sıcaklık hissetim. Elimi bacağıma uzatım, elime kan geldi. Vurulduğumu anladım ve o sırada yere yığıldım. Aileme seslendim, yardım istedim. Ailem gelip beni oradan çekti. Kendimi kanın içinde gördüm ve sonrasını hatırlamıyorum.

     Aynı gece hastaneye götüremediler beni. Sokaklarda çatışma ve silah sesleri vardı. Dışarı çıktığımız anda bizi öldürürlerdi.

     Sabah bir ara silah sesleri durunca, ambulans gelip bizi aldı ve Cizre Devlet Hastanesine götürdü. Cizre’de sadece ayağıma pansuman yaptılar. Biz kendi imkanlarımızla Diyarbakır'da bir özel hastaneyle bağlantıya geçtik.

Sokağı çıkma yasağı sonra erdikten sonra (bu raporun kaleme alındığı tarihe kadar), silahla hayatını kaybeden kişiler hakkında, otopsi ve ölüm muayene işlemi dışında, başka bir soruşturma işlemi yapılmadı. Ölüm olayının gerçekleştiği hiç bir yerde olay yeri incelemesi, delil toplama veya savcılık incelemesi yapılmadı.

     Sonuç değerlendirmeler

     Dört mahallede sokaklara hendek kazılması, barikat kurulması ve silahlı örgüt unsurlarının o mahallelerde saklanması durumunda, elbette güvenlik güçlerinin operasyon yapma yetkisi ve hakkı vardır.

     Ancak bu operasyon, 120 000 nüfuslu bir ilçenin tamamı ablukaya alınarak, yukarıda özetlenen aşırı katı şartlarda ve en temel insani ihtiyaçlar gözetilmeden yapılmıştır.

     Rapor'da da anlatıldığı gibi, on binlerce sivilin yaşadığı mahallelerde, zırhlı araçlar, ağır makineli silahlar ve toplarla donatılmış tanklar kullanılarak operasyonlar yapılmıştır.

     Zırhlı araçlardan ve şehre hakim tepelerden, silahlı militan ve silahsız sivil halk ayrımına gereken dikkat gösterilmeden ateş açıldığı görülmektedir. Evlerinde bulunan insanlar bile ateşli silahların hedefi olmuştur.

     Sokağa çıkma yasağı da, aşırı katı ölçülerde kullanılmıştır. Yasağı ihlal eden çocuklara, kadınlara veya sivillere karşı uygulanacak hukuki yaptırım, onların ateşli silahların hedefi olması değildir.

     Cizre'de yaşananlar, özellikle sivillerin ölümü ve yaralanmaları, iç hukukumuzda ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde öngörülen kuralların ve temel insan haklarının ihlal edildiği anlamına geliyor.

     Diyarbakır Barosu da, Birleşmiş Milletlerin ilgili birimini, hukuki incelemelerde bulunmak için Cizre'ye davet etmiş.

     Ama işin bir de siyasi yönleri var.

     Biliyorsunuz, o dört mahalledeki sandıkları taşıma kararı alındı. Demek yapılan o ağır operasyonlar yeterli netice vermemiş.

     Daha da önemlisi, Cizre'de yaşananlar ne yazık ki, Kürt sorununu çözümüne değil, Türkiye'nin parçalanmasına giden yola döşenen yeni bir taş oldu.

     Kendinizi Cizre'de, Şırnak'ta, bölgede ve hatta Türkiye'nin her hangi bir köşesinde yaşayan bir Kürt vatandaş yerine koyun ve empati yapmaya çalışın. Eminim niçin öyle olduğunu kolayca anlayacaksınız.

     Ancak öyle görünüyor ki, AKP'nin karar vericileri bunu anlayamıyor. Ama onların da en azından bir kısmı, sanırım 1 Kasım akşamı sandıklar açıldığında anlayacak.

     Sadece Şırnak'ta değil, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bütün Doğu ve Güneydoğu illerinde AKP'nin oylarının neredeyse sıfırlandığını görünce anlayacaklar.

 Not: Rapor'un tam metni için:
http://www.diyarbakirbarosu.org.tr/filemanager/cizre%20raporu.pdf

">

     Diyarbakır Barosu önemli bir rapor yayınladı. Bu raporun bir özetini okuyucularıma sunmak istiyorum.

     Rapor'un tam adı " Cizre Sokağa Çıkma Yasağı Yaşanan Olaylar İnceleme Raporu".  Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi tarafından kaleme alınan Rapor, aynı Baro tarafından 21 Eylül'de kamuoyuna açıklandı.

     Biliyorsunuz, 4-12 Eylül tarihleri arasında Şırnak'ın Cizre ilçesinde, Valilik tarafından alınan bir kararla, 8 gün süreyle sokağa çıkma yasağı uygulandı.

     İlçenin dört mahallesinde hendek kazılmış ve barikatlar  kurulmuştu. Ayrıca bu mahallelerde, silahlı YPG'liler (PKK'lılar) da vardı. Amaç, hendek ve barikatların kaldırılması, silahlı unsurların yakalanması olarak duyuruldu.

    Yürütülen operasyonlar sonunda 21 sivil, ateşli silah ve şarapnel parçalarıyla veya hastaneye kaldırılamadığı için hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin  sekizi, 18 yaş ve altında. Bunlar arasında 35 günlük bir bebek de var.

     Kaymakamlık tarafından açıklanan bilye göre, ölen güvenlik görevlisi yok, 25 yaralı var.

     Sokağa çıkma yasağı bittikten sonra Şırnak Valiliği'nin yaptığı açıklamaya göre, operasyonlar sonunda; 1150 kg patlayıcı ve 39 bomba düzeneği imha edildi, 45 hendek ve barikat bertaraf edildi ve terör örgütünün kaybı 40-42 civarında oldu.

     Ancak, Valilik açıklamasında ifade edilen "40-42 civarında terör örgütü kaybı" hakkında somut bilgi ve belge yok. Yani, bu kişilerin kimlikleri, cesetleri, veya nereye defnedildikleri gibi herhangi bir somut bilgi ortaya çıkmış değil.

     Şimdi aşağıdaki bölümde, Rapor'dan yaptığım bir özeti sunuyorum. Bu özet içinde ağırlıklı olarak, öldürülen sivillerin yakınlarının ifadeleri yer tutuyor.

    Cizre Raporu

• İlçenin etrafı dört bir yandan askeri ve polis zırhlı araçlarıyla abluka altına alındı. Heyetimiz 5 Eylül günü Cizre’ye yaptığı sınırlı ziyarette, şehir etrafındaki yüksek tepelerde ve şehre hâkim tüm noktalarda konumlanmış tank ve zırhlı araçların namlularını şehre çevirdiği gözlemlendi.

• Sokağa çıkma yasağının uygulandığı 4 Eylül'den 12 Eylül'e kadar tüm GSM operatörlerinin hatları Valiliğin talimatıyla kesildi. İstisnalar ve bazı sabit hatlar dışında, Cizre ile dış dünya arasında bağlantı kurulamadı.

• Sokağa çıkma yasağı uygulaması boyunca bir-iki yer haricinde yiyecek, içecek ve ilaç tedariki yapılmadı; dükkan, market, eczane ve fırınlar dâhil tüm iş yerleri kapalı kaldı. Bu süre içerisinde dışarıdan Cizre’ye herhangi bir gıda veya içecek ulaştırılamadı.

• Sokağa çıkma yasağının tüm süre boyunca çok katı bir şekilde tatbik edildiği, Cizre’nin tümüne uygulandığı, ilçenin ana cadde ve kavşaklarının tümüne zırhlı araç ve tankların yerleştirildiği, sokak başlarında ise panzerlerin beklediği anlaşıldı veya gözlendi.

• Sokağa çıkma yasağının uygulandığı süre boyunca; halkın evleri ve yaşam alanları olan mahallelerde zırhlı araçlar ve ağır silahlarla bir askeri güvenlik operasyonu icra edildi. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı süre boyunca, top, havan, mayın ve diğer bir dizi ağır silah halkın yaşadığı alanda kullanıldı.

• Sokağa çıkma yasağının uygulandığı süre boyunca; mahallelerin içlerine doğru zırhlı araçlarla operasyon düzenleyerek ilerlemeye çalışan güvenlik görevlilerine  karşı mayın döşendi, silahlar kullanıldı.

• Hayatını kaybeden Bünyamin İrci'nin (14) babası Tarık İrci'nin (41, bakkal) ifadesi:

     Oğlum Bünyamin 14 yaşındaydı, 8. sınıfa gidiyordu. Bizim mahallede elektrik vardı ve diğer mahallelere göre nispeten güvenliydi. Bu arada havalar da oldukça sıcaktır burada.

     Oğlum ve bir kaç çocuk, hava çok sıcak olduğundan ve diğer mahallelerde elektrikler olmadığından, insanlara buz kalıpları taşıyorlardı. İnsanlar bu sıcak havada soğuk su içebilsin diye.



     9 Eylül  günü sabah uyandım, internete baktım. Özellikle Cizre ile ilgili olan haberlere bakıyordum. Oğlumun hayatını kaybettiğini internetten öğrendim. Oğlumun vurulduğu mahallede amcası oturuyor, oraya gidecekti. Biz o gece kendisini amcasının evinde sanıyorduk.

          Savcı bana oğlumu kimin öldürdüğünü sordu. Ben de savcıya “oğlumu siz öldürdünüz, güvenlik güçleriniz öldürdü” dedim. Alnından, şakağından, kalbinden ve teslim olup ellerini kaldırmasına rağmen ellerinden vurulmuş.

•  Hayatını kaybeden Osman Çağlı'nın (18) babası Nuri Çağlı'nın (62, işsiz) ifadesi:

      Osman 18 yaşındaydı. Olay sokağa çıkma yasağının üçüncü  günü saat sabah 6:30 sularında oldu. Evde sabah namazını kıldım. Yoğun silah ve patlama sesleri de geliyordu.

     Oğlum da merak edip çıktı. Biz çıkıp bakmaya cesaret edemiyorduk, ama o demek ki gençliğin verdiği cesaretle çıkıp ne olduğuna bakmak istedi.

      Kısa bir süre sonra büyük oğlum evin ikinci katından “Osman vuruldu, baba Osman’ı vurdular” diye bağırdı. Evin kapısına 40-50 metre uzakta vurulmuş yerdeydi.

      Yoğun ateşten dolayı bir süre yanına gidemedik. Yüksek binaların çatısından ateş ediyorlardı. Yoğun bir kurşun yağmuru altındaydık. Etrafındakilere annem ve babam ben ölmeden yetişsin, onları son defa göreyim demiş. Annesi yetişemedi ama ben yetiştim.

     Oğlum hem okulunu okurdu, hem de Kur’an okurdu. Pırlanta gibiydi.

• Hayatını kaybeden Cemile Çağırga'nın babası Ramazan Çağırga'nın (44) ifadesi:

     Kızım olayların üçüncü gününde, evimizin avlusunda vuruldu. Saat akşam 21 sularıydı. Okul ve resmi binalar gibi yerlerden ateş edildiğini düşünüyoruz. Kullanılan mermiler çok büyüktü. Mermi izleri hala kapı ve duvarlarımda duruyor.

     Kızım vurulduğunda zaten her yerde silah ve patlama sesleri geliyordu. Kızım vurulduktan on dakika sonra hayatını kaybetti.

     Olay anında hemen 112 Acil Servisi ve hastaneyi aradık, ancak sağlık personelleri gelemedi. Bizim evin o sırada elektriği vardı. Sabit hatan iletişime geçebiliyorduk.

      Kimse gelmeyince kızımın cesedini derin dondurucuya koyduk çürümesin diye. Cansız bedenini iki gün boyunca derin dondurucuda muhafaza etik. Ardından Cami morguna götürdük.

• Hayatını kaybeden Mehmet Sait Nayci’nin babası Ramazan Nayci'nin ( 41, inşaat işçisi) ifadesi:

     Yasağın üçüncü günüydü. Evimizin karşısında bir panzer duruyordu. Bütün mahalle sakinleri mahallenin iç kısmına doğru kaçıyordu. Panzer bütün mahalleyi tarıyordu.

     İnsanlar nispeten daha güvenli olan mahallenin iç kısımlarına doğru kaçışıyorlardı. Herkes kaçınca biz de çıkıp kaçmaya başladık. Ben, eşim ve çocuklarım bitişikteki avluya varmak üzereydik. Bir anda oğlumdan “Aah baba” diye bir ses geldi.

     Oğlumu alıp onu evin arkasındaki hayvan barınağına götürdük. Orası daha güvenliydi. Orası kurşunların hedefinde değildi. Oğlum sabaha karşı saat 3'e kadar yaşadı. O saate kadar can çekişti. 3’de da yaşamını yitirdi. Bir kurşun sırtından girip göbeğinden çıkmıştı.

     Oğlum kan kaybından öldü. Komşular bile komşularının yardımına gelemiyordu ki, hastaneye götürmemiz imkansızdı. Ben ve annesi fenalaştık, bayıldık. Üç gün boyunca oğlumun cesedi ile birlikte başka diğer iki ceset de soğuk hava deposu gibi bir yerde bekletildi.

Hayatını kaybeden Özgür Taşkın’ın babası Sadun Taşkın'ın (41, sebze satıcısı) ifadesi:

     Oğlum Özgür 18 yaşında, lise 3. sınıftaydı. 9 Eylül  sabah saat 4’de, dört metre uzağımızda bulunan dayısının evine su içmeye gitti. Elektrik yoktu bizde. Ama karşı evde oturan kayın biraderimin jeneratörü vardı ve elektrik sağlıyorlardı bu şekilde.

     Oğlum da soğuk su içeceğim diye dayısına gitmek üzere çıktı. Saat 4’de gitti, bir saat sonra, 5’te dönerken kendisine ateş edilmiş, oğlumu vurmuşlar.

     Oğlum büyük mermilerle vurulmuştu. Sağ kolu tamamen parçalanmış, kopmuştu. Vücudunun çeşitli yerlerinden de vurulmuştu. Oğlum bir saat bu şekilde kaldı, sonra hayatını kaybetti.

     Eşim gelip feryat ederek, kalk Özgür’ü vurmuşlar dedi. Hemen kalkıp koştuk yanına vardık. Anne, baba gelin sizi son kez öpeyim, hakkınızı helal edin deyip bizi öptü. Sonra da kollarımda can verdi.

     Ya tank ya da panzerden oğluma ateş edilmiş. Evin duvarına gelen kurşunlar çok büyüktü. Beton kolonlar bile parçalanmış.

Hayatını kaybeden Maşallah Edin’in eşi Ahmet Edin'in (38, şoför) ifadesi:

     Ben Irak’taydım ve haberleri izliyordum. Ailemi merak etim ve ağabeyimin evini, sabit hattı aradım. Eşim ve çocuklarımı çağırmalarını söyledim. Eşim geldi, konuştuk, bana iyi olduklarını söyledi. Ağabeyimin evi zaten bizim evin hemen bitişiğindeki evdir.

     Görüşmemiz biti, telefonu kapattık. Eve giderlerken ilk olarak yengem avlu kapısından çıkmış ve vurulmuş. O sırada üç aylık bebeği de kucağındaydı. Bebek de yaralanmış. Ayağından ve kulağından vurulmuş.

     Eşim ve amcam, yengemin vurulup düştüğünü görünce yardıma koşmuşlar hemen, ama keskin nişancılar her çıkanı vurmuş, onları da vurmuşlar.

     Amcam kapının iç tarafına, avlu tarafına düşerken, karım da yengemin hemen yanına, kapının dış tarafına düşmüş. Bunlar yaşanırken bebek yaralı halde ve yerde ağlıyormuş. Yengem yaralıyken, bebeğe daha fazla kurşun gelmesin diye üstüne kapanmış, kendini ona siper etmiş.

     Bebeğin annesi ve eşim o yerde hayatını kaybetti. Bebek ise iki saat boyunca cesetlerin arasında vurulmuş halde kalmış. Kimse bebeği alamıyor, her çıkanı taramışlar.

Sakat kalan Abdullah Özcan'ın (33, inşaat işçisi) ifadesi:

     Evliyim ve altı (6) çocuğum var. Bir mesleğim yok, daha çok inşaatlarda çalışıyorum. 6 Eylül günü saat 20:15-20:30 civarıydı. Yoğun bir kurşun sesi başladı. Abdest aldım, misafir odasına geçtim. Namazlık oradaydı, orada namaza duracaktım.



     Namaza duracakken, daha niyet etmemişken ayağımda bir sıcaklık hissetim. Elimi bacağıma uzatım, elime kan geldi. Vurulduğumu anladım ve o sırada yere yığıldım. Aileme seslendim, yardım istedim. Ailem gelip beni oradan çekti. Kendimi kanın içinde gördüm ve sonrasını hatırlamıyorum.

     Aynı gece hastaneye götüremediler beni. Sokaklarda çatışma ve silah sesleri vardı. Dışarı çıktığımız anda bizi öldürürlerdi.

     Sabah bir ara silah sesleri durunca, ambulans gelip bizi aldı ve Cizre Devlet Hastanesine götürdü. Cizre’de sadece ayağıma pansuman yaptılar. Biz kendi imkanlarımızla Diyarbakır'da bir özel hastaneyle bağlantıya geçtik.

Sokağı çıkma yasağı sonra erdikten sonra (bu raporun kaleme alındığı tarihe kadar), silahla hayatını kaybeden kişiler hakkında, otopsi ve ölüm muayene işlemi dışında, başka bir soruşturma işlemi yapılmadı. Ölüm olayının gerçekleştiği hiç bir yerde olay yeri incelemesi, delil toplama veya savcılık incelemesi yapılmadı.

     Sonuç değerlendirmeler

     Dört mahallede sokaklara hendek kazılması, barikat kurulması ve silahlı örgüt unsurlarının o mahallelerde saklanması durumunda, elbette güvenlik güçlerinin operasyon yapma yetkisi ve hakkı vardır.

     Ancak bu operasyon, 120 000 nüfuslu bir ilçenin tamamı ablukaya alınarak, yukarıda özetlenen aşırı katı şartlarda ve en temel insani ihtiyaçlar gözetilmeden yapılmıştır.

     Rapor'da da anlatıldığı gibi, on binlerce sivilin yaşadığı mahallelerde, zırhlı araçlar, ağır makineli silahlar ve toplarla donatılmış tanklar kullanılarak operasyonlar yapılmıştır.

     Zırhlı araçlardan ve şehre hakim tepelerden, silahlı militan ve silahsız sivil halk ayrımına gereken dikkat gösterilmeden ateş açıldığı görülmektedir. Evlerinde bulunan insanlar bile ateşli silahların hedefi olmuştur.

     Sokağa çıkma yasağı da, aşırı katı ölçülerde kullanılmıştır. Yasağı ihlal eden çocuklara, kadınlara veya sivillere karşı uygulanacak hukuki yaptırım, onların ateşli silahların hedefi olması değildir.

     Cizre'de yaşananlar, özellikle sivillerin ölümü ve yaralanmaları, iç hukukumuzda ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde öngörülen kuralların ve temel insan haklarının ihlal edildiği anlamına geliyor.

     Diyarbakır Barosu da, Birleşmiş Milletlerin ilgili birimini, hukuki incelemelerde bulunmak için Cizre'ye davet etmiş.

     Ama işin bir de siyasi yönleri var.

     Biliyorsunuz, o dört mahalledeki sandıkları taşıma kararı alındı. Demek yapılan o ağır operasyonlar yeterli netice vermemiş.

     Daha da önemlisi, Cizre'de yaşananlar ne yazık ki, Kürt sorununu çözümüne değil, Türkiye'nin parçalanmasına giden yola döşenen yeni bir taş oldu.

     Kendinizi Cizre'de, Şırnak'ta, bölgede ve hatta Türkiye'nin her hangi bir köşesinde yaşayan bir Kürt vatandaş yerine koyun ve empati yapmaya çalışın. Eminim niçin öyle olduğunu kolayca anlayacaksınız.

     Ancak öyle görünüyor ki, AKP'nin karar vericileri bunu anlayamıyor. Ama onların da en azından bir kısmı, sanırım 1 Kasım akşamı sandıklar açıldığında anlayacak.

     Sadece Şırnak'ta değil, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bütün Doğu ve Güneydoğu illerinde AKP'nin oylarının neredeyse sıfırlandığını görünce anlayacaklar.

 Not: Rapor'un tam metni için:
http://www.diyarbakirbarosu.org.tr/filemanager/cizre%20raporu.pdf

Tüm yazılarını göster