TSK'nın Suriye'ye girmesi A'dan Z'ye yanlış

               Haziran...

Haluk Özdalga haluk.ozdalga@haber3.com

               Haziran başında ABD'li yetkililer, birbirine yakın günlerde iki açıklama yaptı. Önce Dışişleri Bakan Yardımcısı, son 10 ay içinde havadan bombardıman sonunda, Suriye ve Irak'ta yaklaşık 10,000 IŞİD (veya İD, İslam Devleti) militanının öldürüldüğünü açıkladı. Bu müthiş sayıya rağmen, arazideki militanların sayısı azalmıyor, artıyordu.

     Aynı günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı'nın kıdemli bir sözcüsü, önce Suriye'ye giden ve bir kısmı Irak'a geçen IŞİD militanları için aynen şunları söyledi: "Hemen hepsi Türkiye üzerinden oraya geçiyor. Bunu biliyoruz" (1). Demek ABD'li  yetkililerinin hesabına göre, sadece son 10 ay içinde 10 000'den çok IŞİD militanı Türkiye üzerinden Suriye'ye geçiş yaptı.

     Başkan Obama da hemen aynı günlerde, Türkiye'nin kendi sınırında, IŞİD militanlarının Suriye'ye geçişini önlemek için yeterli tedbir almadığını söyledi.

    Suriye Kürtlerinin PKK'ya bağlı örgütü PYD, yakın zamana kadar Türkiye sınırında üç bölgeyi (kanton) elinde tutuyordu: Batıdan doğuya doğru Afrin, Kobane ve Cezire.

     Bütün dünyanın bildiği gibi, Türkiye'den Suriye'ye akan IŞİD militanlarının kullandığı başlıca iki yol var: Afrin-Kobane ve Kobane-Cezire arasında kalan iki arazi parçası. Suriye tarafında, bu iki arazi parçasının ikisi de IŞİD'in elindeydi.

          Yine bu ay içinde, ABD'nin yoğun hava desteği altında, PYD güçleri Kobane-Cezire arasının tamamı ele geçirdi (Tel Abyad). Suriye sınırımızın 400 km'den fazla bir bölümü, Suriye Kürtlerinin eline geçmiş oldu.

     Artık IŞİD militanlarının Türkiye üzerinden Suriye'ye geçiş için kullanabileceği tek yol, Afrin-Kobane arası kaldı.

     Tabii bu gelişmelerin esas nedeni, AKP'nin Suriye'de izlediği politika. Bu akıl dışı politikanın adı, savaş yoluyla Suriye'de rejim değişikliği.

     Afrin-Kobane arasındaki arazi parçası, kuş uçuşu yaklaşık 90 km. Suriye tarafında büyük kısmı IŞİD'in elinde. Batıda kalan küçük kısmı ise, değişik muhalif grupların kontrolü altında.

     Bu arazi parçası Türkiye tarafında Kilis-Karkamış arasına denk geliyor. Karkamış, Fırat Nehri'nin Türkiye'yi terk edip Suriye'ye girdiği noktada. Yani, Kilis-Fırat arası diyebiliriz.

     Türkiye şimdi ne yapmalı? Bunu kısa süre önce bir makalede özetledim (2): IŞİD militanlarının  Suriye'ye geçişi için şimdi tek yol olan Kilis-Fırat arası, cihatçı militanlara artık kesinlikle kapatılmalı. Aksi takdirde, bir süre sonra yine ABD'nin yoğun desteği altında, PYD'nin o bölgeyi de alma ihtimali artar.

     Çünkü ABD için bölgede ilk hedef, IŞİD'in yenilgiye uğratılması ve yok edilmesi. Bölgede IŞİD çetelerine karşı mücadele veren en etkili güç, Irak ve Suriye Kürtleri.

     Esasen IŞİD'in bölgeden çıkarılması, Türkiye'nin de birinci önceliği olmalı. Çünkü eğer bu örgüt Suriye-Irak arasına yerleşirse, Türkiye'ye korkunç zararlar verecek.

       Ama AKP öyle düşünmüyor. Bunu Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil en yetkili ağızlar defalarca açıkladı. AKP'ye göre birinci öncelik IŞİD'in bitirilmesi değil, Esed'in iktidardan düşürülmesi. AKP'nin bu önceliği Türkiye'nin çıkarlarına uygun değil.

     AKP'nin üst düzey yetkilileri, Türkiye'den Suriye'ye akan IŞİD militanlarının niçin engellenemediğini şöyle açıklıyor: Türkiye'ye yılda 30-35 milyon turist geliyor, bunların hangisi terörist bilmek mümkün değil.

     Halbuki söz konusu olan 30 milyon turistin kontrol edilmesi değil, cihatçı militanların Suriye'ye geçişinin sınırda durdurulması. İktidar istese, Türkiye bunu çok kolay yapar.

     Nitekim Kuzey Suriye Kürtleri bunu yapıyor. Onların yaptığını Türkiye yapamaz mı?

     AKP iktidarının bu konuda istekli olmadığını gösteren bir başka kanıt daha var. Son bir yıl içinde 10 000'den fazla militan geçiş yaptı. Eğer istense, hepsi olmasa bile an azında bir kaç bini yakalanırdı. Kaç kişi yakalandı? İsim verilerek ihbar edilenler hariç, neredeyse hiç biri!

       Buna karşılık medyada çıkan haberler gösteriyor ki, AKP'nin istediği, TSK'nın Afrin-Kobane arasındaki Suriye arazisine girmesi ve tampon bölge oluşturması.

         Askerin Suriye'ye gönderilmesi vahim bir adım olur. Çünkü:

     ● Uluslararası hukuka aykırı bir şekilde askerin başka ülkeye gönderilmesi, Türk askerini işgalci güç durumuna düşebilir. BM kararı yok. Suriye hükümetinin daveti yok.

     ● İç hukuk açısından da sorunlu bir durum var. TBMM Ekim 2014'de bir teskere kabul etti ve hükümete yetki verdi. Ama o teskere, Türkiye'ye yönelik terör tehdidi şartına bağlı. Veya, genel güvenlik riskine karşı alınacak tedbirlerin "uluslararası hukuka" uygun olması şartını getiriyor. Bunların hiçbiri yok. Yeni bir TBMM teskeresi gerekiyor.

   ●   Türkiye'nin tek başına karar alarak Suriye'ye asker göndermesi, düşünülmesi dahi ürkütücü bir macera olur. Bölgedeki başlıca yerel kuvvetler şunlar: Kürtler, IŞİD, Nusra Cephesi, İslami Cephe ve Esed güçleri. Uluslararası güçler şöyle: ABD, İran, Rusya ve Hizbullah (Lübnan).

      Bunlar arasında TSK'nın güvenebileceği ve işbirliği yapabileceği kuvvet pek görünmüyor. Buna karşılık çoğunun düşmanca bir tutum izleyeceği belli. Türk askerini göz göre göre ziyan yoluna göndermenin vebali çok ağır olur.

     ● Türkiye'nin konuyu diplomatik zeminde anlatması ve uluslararası destek bulması şart. Seçimden iktidar yetkisini kaybetmiş bir hükümetin bu desteği bulması hayli zor.

     ●  Cihatçıların Suriye'ye geçişini ve Türkiye'ye gelen mülteci akınını durdurmak için, veya bir sınır kapısının belli bir örgütün eline geçmesini engellemek için, askeri Suriye'ye göndermek gerekmiyor. Bu hedeflere, Türkiye tarafında tampon bölge kurarak ulaşmak çok daha kolay.

     ●     Askere savaş emri, somut ve başarılması mümkün bir hedef gösterilerek verilir. Asker bu hedefe ulaşınca başarılı olur. Esed'i devirmek için savaşan cihatçılara yardım et, bölgenin etnik yapısının değişmesini veya  Suriye'nin parçalanmasını engelle diye hedef olmaz. Zaten bunlar Türkiye'nin ve askerin işi değil. Eğer Suriye parçalanırsa, bunun nedeni AKP'nin en önde safta desteklediği iç savaş olacak. Esed devrilmez ise, Türk askeri başarısız mı sayılacak? Savaş daha yıllarca sürerse, asker yıllarca orada mı kalacak?

    ● Geriye tek bir hedef kalıyor. O bölgede bir Kürt oluşumunu engellemek. Bu amacı taşıyan bir askeri müdahale, hızlı bir şekilde Türkiye'yi iç savaşa ve bölünmeye kadar götürebilir. Kürtler Türkiye'nin düşmanı değil, dostu. Türkiye bölge Kürtleriyle işbirliği yapmalı.

                AKP tek başına hükümet kurma yetkisini son seçimde milleten alamadı. Geçici bir hükümet, TSK'dan harekât planı hazırlamasını isteyebilir. Ama acil bir durum yok. Yukarıda özetlenen koşullar çerçevesinde, özellikle iç siyasetle ilgili hesaplar yaparak, TSK'nın Suriye'ye girmesi için emir vermesi fevkalade sakıncalı.

      Karar yeni meclise ve yeni hükümete bırakılmalı.

(1)- "One year after shocking capture of Mosul, Islamic State remains formidable", Mitchell Prothero, McClatchy Foreign Staff, June 8, 2015
(2)- "Erdoğan ve Davutoğlu'na stratejik darbe: Tel Abyad", Haluk Özdalga, Zaman, 19.6.2015.

">

               Haziran başında ABD'li yetkililer, birbirine yakın günlerde iki açıklama yaptı. Önce Dışişleri Bakan Yardımcısı, son 10 ay içinde havadan bombardıman sonunda, Suriye ve Irak'ta yaklaşık 10,000 IŞİD (veya İD, İslam Devleti) militanının öldürüldüğünü açıkladı. Bu müthiş sayıya rağmen, arazideki militanların sayısı azalmıyor, artıyordu.

     Aynı günlerde ABD Dışişleri Bakanlığı'nın kıdemli bir sözcüsü, önce Suriye'ye giden ve bir kısmı Irak'a geçen IŞİD militanları için aynen şunları söyledi: "Hemen hepsi Türkiye üzerinden oraya geçiyor. Bunu biliyoruz" (1). Demek ABD'li  yetkililerinin hesabına göre, sadece son 10 ay içinde 10 000'den çok IŞİD militanı Türkiye üzerinden Suriye'ye geçiş yaptı.

     Başkan Obama da hemen aynı günlerde, Türkiye'nin kendi sınırında, IŞİD militanlarının Suriye'ye geçişini önlemek için yeterli tedbir almadığını söyledi.

    Suriye Kürtlerinin PKK'ya bağlı örgütü PYD, yakın zamana kadar Türkiye sınırında üç bölgeyi (kanton) elinde tutuyordu: Batıdan doğuya doğru Afrin, Kobane ve Cezire.

     Bütün dünyanın bildiği gibi, Türkiye'den Suriye'ye akan IŞİD militanlarının kullandığı başlıca iki yol var: Afrin-Kobane ve Kobane-Cezire arasında kalan iki arazi parçası. Suriye tarafında, bu iki arazi parçasının ikisi de IŞİD'in elindeydi.

          Yine bu ay içinde, ABD'nin yoğun hava desteği altında, PYD güçleri Kobane-Cezire arasının tamamı ele geçirdi (Tel Abyad). Suriye sınırımızın 400 km'den fazla bir bölümü, Suriye Kürtlerinin eline geçmiş oldu.

     Artık IŞİD militanlarının Türkiye üzerinden Suriye'ye geçiş için kullanabileceği tek yol, Afrin-Kobane arası kaldı.

     Tabii bu gelişmelerin esas nedeni, AKP'nin Suriye'de izlediği politika. Bu akıl dışı politikanın adı, savaş yoluyla Suriye'de rejim değişikliği.

     Afrin-Kobane arasındaki arazi parçası, kuş uçuşu yaklaşık 90 km. Suriye tarafında büyük kısmı IŞİD'in elinde. Batıda kalan küçük kısmı ise, değişik muhalif grupların kontrolü altında.

     Bu arazi parçası Türkiye tarafında Kilis-Karkamış arasına denk geliyor. Karkamış, Fırat Nehri'nin Türkiye'yi terk edip Suriye'ye girdiği noktada. Yani, Kilis-Fırat arası diyebiliriz.

     Türkiye şimdi ne yapmalı? Bunu kısa süre önce bir makalede özetledim (2): IŞİD militanlarının  Suriye'ye geçişi için şimdi tek yol olan Kilis-Fırat arası, cihatçı militanlara artık kesinlikle kapatılmalı. Aksi takdirde, bir süre sonra yine ABD'nin yoğun desteği altında, PYD'nin o bölgeyi de alma ihtimali artar.

     Çünkü ABD için bölgede ilk hedef, IŞİD'in yenilgiye uğratılması ve yok edilmesi. Bölgede IŞİD çetelerine karşı mücadele veren en etkili güç, Irak ve Suriye Kürtleri.

     Esasen IŞİD'in bölgeden çıkarılması, Türkiye'nin de birinci önceliği olmalı. Çünkü eğer bu örgüt Suriye-Irak arasına yerleşirse, Türkiye'ye korkunç zararlar verecek.

       Ama AKP öyle düşünmüyor. Bunu Cumhurbaşkanı ve Başbakan dahil en yetkili ağızlar defalarca açıkladı. AKP'ye göre birinci öncelik IŞİD'in bitirilmesi değil, Esed'in iktidardan düşürülmesi. AKP'nin bu önceliği Türkiye'nin çıkarlarına uygun değil.

     AKP'nin üst düzey yetkilileri, Türkiye'den Suriye'ye akan IŞİD militanlarının niçin engellenemediğini şöyle açıklıyor: Türkiye'ye yılda 30-35 milyon turist geliyor, bunların hangisi terörist bilmek mümkün değil.

     Halbuki söz konusu olan 30 milyon turistin kontrol edilmesi değil, cihatçı militanların Suriye'ye geçişinin sınırda durdurulması. İktidar istese, Türkiye bunu çok kolay yapar.

     Nitekim Kuzey Suriye Kürtleri bunu yapıyor. Onların yaptığını Türkiye yapamaz mı?

     AKP iktidarının bu konuda istekli olmadığını gösteren bir başka kanıt daha var. Son bir yıl içinde 10 000'den fazla militan geçiş yaptı. Eğer istense, hepsi olmasa bile an azında bir kaç bini yakalanırdı. Kaç kişi yakalandı? İsim verilerek ihbar edilenler hariç, neredeyse hiç biri!

       Buna karşılık medyada çıkan haberler gösteriyor ki, AKP'nin istediği, TSK'nın Afrin-Kobane arasındaki Suriye arazisine girmesi ve tampon bölge oluşturması.

         Askerin Suriye'ye gönderilmesi vahim bir adım olur. Çünkü:

     ● Uluslararası hukuka aykırı bir şekilde askerin başka ülkeye gönderilmesi, Türk askerini işgalci güç durumuna düşebilir. BM kararı yok. Suriye hükümetinin daveti yok.

     ● İç hukuk açısından da sorunlu bir durum var. TBMM Ekim 2014'de bir teskere kabul etti ve hükümete yetki verdi. Ama o teskere, Türkiye'ye yönelik terör tehdidi şartına bağlı. Veya, genel güvenlik riskine karşı alınacak tedbirlerin "uluslararası hukuka" uygun olması şartını getiriyor. Bunların hiçbiri yok. Yeni bir TBMM teskeresi gerekiyor.

   ●   Türkiye'nin tek başına karar alarak Suriye'ye asker göndermesi, düşünülmesi dahi ürkütücü bir macera olur. Bölgedeki başlıca yerel kuvvetler şunlar: Kürtler, IŞİD, Nusra Cephesi, İslami Cephe ve Esed güçleri. Uluslararası güçler şöyle: ABD, İran, Rusya ve Hizbullah (Lübnan).

      Bunlar arasında TSK'nın güvenebileceği ve işbirliği yapabileceği kuvvet pek görünmüyor. Buna karşılık çoğunun düşmanca bir tutum izleyeceği belli. Türk askerini göz göre göre ziyan yoluna göndermenin vebali çok ağır olur.

     ● Türkiye'nin konuyu diplomatik zeminde anlatması ve uluslararası destek bulması şart. Seçimden iktidar yetkisini kaybetmiş bir hükümetin bu desteği bulması hayli zor.

     ●  Cihatçıların Suriye'ye geçişini ve Türkiye'ye gelen mülteci akınını durdurmak için, veya bir sınır kapısının belli bir örgütün eline geçmesini engellemek için, askeri Suriye'ye göndermek gerekmiyor. Bu hedeflere, Türkiye tarafında tampon bölge kurarak ulaşmak çok daha kolay.

     ●     Askere savaş emri, somut ve başarılması mümkün bir hedef gösterilerek verilir. Asker bu hedefe ulaşınca başarılı olur. Esed'i devirmek için savaşan cihatçılara yardım et, bölgenin etnik yapısının değişmesini veya  Suriye'nin parçalanmasını engelle diye hedef olmaz. Zaten bunlar Türkiye'nin ve askerin işi değil. Eğer Suriye parçalanırsa, bunun nedeni AKP'nin en önde safta desteklediği iç savaş olacak. Esed devrilmez ise, Türk askeri başarısız mı sayılacak? Savaş daha yıllarca sürerse, asker yıllarca orada mı kalacak?

    ● Geriye tek bir hedef kalıyor. O bölgede bir Kürt oluşumunu engellemek. Bu amacı taşıyan bir askeri müdahale, hızlı bir şekilde Türkiye'yi iç savaşa ve bölünmeye kadar götürebilir. Kürtler Türkiye'nin düşmanı değil, dostu. Türkiye bölge Kürtleriyle işbirliği yapmalı.

                AKP tek başına hükümet kurma yetkisini son seçimde milleten alamadı. Geçici bir hükümet, TSK'dan harekât planı hazırlamasını isteyebilir. Ama acil bir durum yok. Yukarıda özetlenen koşullar çerçevesinde, özellikle iç siyasetle ilgili hesaplar yaparak, TSK'nın Suriye'ye girmesi için emir vermesi fevkalade sakıncalı.

      Karar yeni meclise ve yeni hükümete bırakılmalı.

(1)- "One year after shocking capture of Mosul, Islamic State remains formidable", Mitchell Prothero, McClatchy Foreign Staff, June 8, 2015
(2)- "Erdoğan ve Davutoğlu'na stratejik darbe: Tel Abyad", Haluk Özdalga, Zaman, 19.6.2015.

Tüm yazılarını göster