Bakan Nebati'ye olay tepki: ''Çıksın, kendi işlerinin nasıl iyi olduğunu anlatsın''

Bakan Nebati'ye olay tepki: ''Çıksın, kendi işlerinin nasıl iyi olduğunu anlatsın''
Güncelleme:

Tokat Sanayi ve Ticaret Odası (TSO) Başkanı Ali Çelik, ''Nebati'nin halktan alıp sanayiciye ne verdiğini anlatması lazım. Sanıyorum ki kendi ticari işleri son derece iyi gidiyor. Çıksın, nasıl iyi olduğunu hepimize anlatsın. Gözlerindeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz'' dedi.

Tokat Sanayi ve Ticaret Odası (TSO) Başkanı Ali Çelik, bugün yaptığı açıklamada, maliyet artışları nedeniyle Tokat’taki şantiyelerin büyük bir kısmının durma noktasına geldiğine dikkat çekti.

 Çelik, şehirdeki çiftçilerin çoğunun geçinemediği için il dışına göçtüğünü belirterek Bakan Nebati'ye tepki gösterdi. Çelik, "Hazine ve Maliye Bakanı’nın, halktan alıp sanayiciye ne verdiğini anlatması lazım. Sanıyorum ki kendi ticari işleri son derece iyi gidiyor. Çıksın, nasıl iyi olduğunu hepimize anlatsın. Biz de bunları uygulayarak önümüzdeki süreçte daha çok üretelim, daha çok kazanalım, gözlerindeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz" dedi.

'KÖTÜ POLİTİKALAR YÜZÜNDEN GÖÇ VERİYORUZ'
Çelik, şunları söyledi:

"Dün Balkanlardan, Kafkasya’dan, dünyanın çeşitli yörelerinden göç alan, karnını doyuramayan toplumların son derece verimli ovalarından dolayı şehrimize yerleştirildiği bu coğrafya, maalesef son yıllarda tarım politikalarının son derece kötü yönetilmesi neticesinde göç vermeye başlamıştır. 1990’lı yıllarda 850 binlerde olan şehir nüfusumuz, bugün 600 binlere kadar düşmüştür. Özellikle kırsal kesimde yaşayan her 100 çiftçimizden 65-70’i, karnını doyuramadığı ve geçimini sağlayamadığı için il dışına göçmek durumunda kalmıştır.

Bunun yanında sigara fabrikasının kapatılması, şeker fabrikasının özelleştirilmesi, çevre illerle olan bağlantı yollarımızın tam manasıyla bitirilememiş olması, Niksar-Ünye yolunun bitirilememiş olması, havaalanımızın çok uzun bir süre kapalı kalması, Süreyya Bey Barajı gibi son derece büyük, önemli tarımsal projelerin henüz daha tarıma katkı verecek seviyede bitirilememiş olması, birçok sebepten dolayı gelirinin büyük bir kısmını tarımdan elde eden şehrimizin ekonomik anlamda 61’inci sıraya kadar gerilemesine sebebiyet vermiştir. Hem nüfus anlamında hem gelişmişlik indeksi ve Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) anlamında hem üretim ve ihracat anlamında son yıllarda hiç hak etmediği yere kadar gerilemiştir.

'İSTİHDAMIN TEK SEKTÖRDE YOĞUNLAŞMASI SON DERECE SAĞLIKSIZ'
Pandemi sonrası Avrupa ve Amerika’nın özellikle Çin’e uygulamış olduğu ambargo, Çin’de maliyetlerin artıp kalitenin düşmesi, buna benzer birçok sebepten dolayı özellikle son dönemlerde konfeksiyon sektörüyle alakalı çok önemli talepler ve yatırımlar alıyoruz. Bugün organize sanayi bölgelerimizdeki toplam istihdamın yüzde 70’ini tek başına tekstil kapsamaktadır. Bu sağlıksız yapı, 2000’lerde Avrupa ve Amerika’nın Çin’e yönelmesinden dolayı özelikle şehir merkezimizde, 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde onlarca fabrikanın kapanmasına, binlerce insanımızın işsiz kalmasına sebebiyet verdiği için bizde derin soru işaretleri uyandırmaktadır. Şehirdeki üretimin ve istihdamın çok büyük bir ağırlık noktasının tek bir sektörde yoğunlaşması, özellikle önümüzdeki süreçte ülkemizin dış politikada yaşayacağı ve karşılaşacağı sorunları da düşünecek olursak bize bunun şantaj ve tehdit unsuru olarak kullanılacak olmasından dolayı da bence son derece sağlıksız bir gelişmedir. Biz, kendi uluslararası firmalarımızı oluşturmak, daha stratejik daha, teknolojik üretimler yapmak, özellikle gıda konusunda önemli hamleler yapmak durumundayız. Başka uluslararası markaların ucuz işçiliğini yapan, onlara ucuz üretim yapan ülke olmak yerine kendi markalarını oluşturan, uluslararası anlamda da ciddi potansiyeli olan bir ülke oluşturmak durumundayız.

'ŞEHRİMİZDE SIKINTILI SEKTÖRLERİN BAŞINDA İNŞAAT GELİYOR'
Şehrimizde sıkıntılı olan sektörlerin başında, ülkemizde de olduğu gibi inşaat sektörü geliyor. Son yıllarda üretime dayalı bir gelişme modeli yerine inşaata dayalı bir gelişme modeli belirlendiği için maalesef inşaatın ülke ekonomisindeki payı son derece sağlıksız bir şekilde yükselmiştir. Özelikle Milli Eğitim Bakanı’nın Tokatlı olması neticesinde yüzün üzerinde okul inşaatının hali hazırda devam ediyor olması ve bir o kadarda inşaat anlamında kamu yatırımlarının olması hem sevindirici hem de aynı anlamda ülkenin bugünkü yaşamış olduğu sorunluları düşünecek olursak son derece sıkıntılı ve riskli seyretmektedir.

'ŞANTİYELERİN BÜYÜK BİR KISMI DURMA NOKTASINA GELDİ'
İnşaat sektöründe son dönemlerde olan demir, çimento gibi temel girdilerde yüzde 200-300’lük artışlar yaşanırken özellikle şehrimizde ihalelerin büyük bir kısmı Köy Altyapısını Destekleme Projesi’nden (KÖYDES) yapıldığı için, KÖYDES müteahhitlerine yüzde 30-40’lık artışın verilmesi, bu inşaatların bitirilmesini mümkün kılmamaktadır. Zaten şantiyelerin büyük bir kısmı da durma noktasına gelmiştir. Bu, önümüzdeki süreçte çok ciddi de bir riski beraberinde getirmektedir. Eylül ayı içerisinde okullar açılacak, yaklaşık 40-50 bin öğrenci, bu inşaatların eylül ayına kadar yetiştirilmesi ve bitirilmesiyle yeni okullarına kavuşturulacak. Ancak mevcut şartlarda bu inşaatların bitirilmesi mümkün görülmüyor.

'2022 YILI BÜTÇESİ İÇERİSİNDE İNŞAATLARA AYRILAN KAYNAĞIN KULLANILDIĞI SÖYLENDİ'
Yöneticilerimizle görüştüğümüzde, 2022 yılı bütçesi içerisinde inşaatlara ayrılan kaynağın ve payın kullanıldığını, fazlasıyla açık verildiğini, Hazine’nin kasasında yeterince maddi kaynak olmadığını, ilave artış vermek konusunda zorlandıklarını ifade etmektedir. Ancak mevcut şartlarda da yüzlerce kamu müteahhidinin batması söz konusu. Bunun, şehrimizin ekonomisine çok ciddi, telafisi olmayan büyük zararlar doğuracağını düşünüyoruz.

Bir başka sıkıntı yaşayan sektörde, özellikle kamuyla çalışan, gelirlerinin önemli bir kısmını kamudan elde eden bir takım ruhsatlı çalışan merkezler. Her yılın sonunda Ankara’ya yaklaşık 2-3 ay, bu sektörlerin yıllık fiyat artışları karşısında ezilmemeleri, zarar etmemeleri için görüşmeler yapmakla zamanımızı geçiriyoruz. Demokratik, sistemi oturmuş ülkelerde o sektörle ilgili yıllık maliyet artışları yaşanır, ilgili sektörlerin yöneticilerine o kadarlık ilave zam ve artış verilir. Maalesef ülkemizde kim daha çok ağlarsa, kim daha çok sesini çıkarırsa, kimin daha çok adamı varsa ona daha fazla artış veriliyor. Kim muhalefet etmiş, eleştirmiş veya sesini çıkartmamışsa ona daha az artış veriliyor. Bu da ilgili sektörlerde ciddi sıkıntılara sebebiyet veriyor.

Özellikle akaryakıt sektöründe son dönemlerde ciddi sorunlar yaşandı. Akaryakıt litre fiyatları son bir yılda yaklaşık 5 katına çıktı. İşçilik, nakliye, elektrik, doğal gaz gibi temel girdiler de minimum yüzde 200-300 arttı. Ancak litre başına kârları, son bir ayda yapılan artışla, yüzde 20-30’luk zamla artış verildi. Son dönemlerde yüzlerce akaryakıt istasyonunun kapalı olduğunu; kiralık, satılık ilanlarını görmekteyiz. Maalesef bu sektörümüz de büyük sıkıntılarla mücadele etmektedir.

'ÇİFTÇİMİZ SAHİPSİZ, YALNIZ VE DESTEKSİZ'
Şehrimiz için lokomotif sektör tarımdır. En önemli ayağı da çiftçilerimiz ve üreticilerimizdir. Özellikle onlarla iletişimimizi bu hassas dönemde son derece yüksek tutmaya gayret ediyoruz. Hepimizin bildiği ve yaşadığı gibi çiftçimiz sahipsiz, yalnız ve desteksiz. Ne ekeceğini ne üreteceğini ve kaça satacağını bilmiyor. Bunun dışında son bir yılda mazot, gübre, fide, işçilik maliyetleri, tohum gibi temel girdilerin artışı yüzde 300-400’ün üzerinde. Bugün Ziraat Bankası’na borcu olmayan çiftçi yok. Çiftçi son derece sıkıntılı, mutsuz, toprağa, tarıma küsmüş durumda. Azalan tarımsal alanlarla, dünyadaki iklim değişikliğiyle, nüfusun son derece hızlı bir şekilde artmasıyla özellikle pandemi sonrası ve gelecekte gıdaya olan talebin artacağını, önümüzdeki süreçte yönetimlerinde gerekli desteği vermesiyle çiftçi için son derece olumlu bir dönem yaşanacağını söyleyerek onları ayakta tutmaya ve onlara moral vermeye çalışıyoruz.

'CUMHURİYET TARİHİNİN EN ZOR DÖNEMLERİNDEN GEÇİYORUZ'
Bütün ülke, bir ve beraber olarak kenetlenmeliyiz. Ülkemiz, maalesef Cumhuriyet tarihinin en zor ve en sıkıntılı dönemlerinden geçiyor. Her ne kadar kabul edilmese de bugün yaşamış olduğumuz ekonomik sorunlar, tarihin bize yaşattığı en ciddi ve en buhranlı sıkıntılardır. Ayrışmayı, kutuplaşmayı yok etmeliyiz. Bir olmalı, kenetlenmeli, çalışmalı ve üretmeliyiz. Adaleti ve hukuku tesis etmeli; şeffaf, denetlenebilir, daha adil, daha demokratik, daha özgürlükçü bir yönetim anlayışını benimsemeliyiz. Hukukun olmadığı yerde iş dünyasının huzurlu olması mümkün değildir. Uzun vadeli yapısal birtakım reformların ve kararlarının alınmadığı, iş insanının ikna edilmediği ortamda ticaretin gelişmesi ve geleceğe daha güvenle bakmamız mümkün değil. Günübirlik çözümleri ve spekülasyonları bir kenara bırakmalı; kutuplaşmayı, ayrışmayı bir an önce sonlandırmalı, büyük bir motivasyonla, istişareyle önemli kararlar alarak toplumu da buna ikna etmeliyiz. Bu sıkıntıların birliktelikle, akılla, iyi bir yönetimle çok hızlı aşılacağını düşünüyorum. İnsanlarımızın geçmiş birikimleri, Anadolu’nun yer altı ve yer üstü zenginlikleri bütün bu sorunların üstesinden gelmek için fazlasıyla yeterlidir.

'HAZİNE VE MALİYE BAKANI BİR TÜRLÜ SORUNU YAKALAYAMADI, PROBLEMİ GÖREMEDİ'
Hazine ve Maliye Bakanı, geldiği günden beri çok pratik çözümler üretiyor ama bir türlü sorunu yakalayamadı, problemi göremedi. Dar gelirlilerin yaşamış olduğu sıkıntıların sebebinin üretenler, sanayiciler olduğunu söyleyerek, sanayicileri halkın önüne atarak meseleyi çözdü. Bu ayın ‘haini’, maalesef sanayici ve üretici oldu. Bugün ülkemizde artan girdiler, döviz kurundaki hareketlilikler, artan işçilik maliyetleri, artan enerji maliyetleri, azalan talepler ve düşen cirolarla beraber son bir yılda ihracatını 41 milyar dolardan, son çeyreği baz alacak olursak 71 milyar dolara çıkararak bütün bu zorluklara rağmen yönetiminde üreticiye, ihracatçıya ciddi destekler vermemiş olmasına rağmen tarihi bir başarıya imza atmış, rekor kırmıştır. Sayın Bakan’ın tüm olumsuzluklara rağmen sanayiciye, üreticiye teşekkür etmesi gerekirdi, ama tam tersini yaptı. Halka, ‘Bu sorunları yaşıyorsanız size aktarmamız gereken kaynakları sanayiciye verdik, bundan dolayı da sizi ihmal ettik, siz sıkıntı yaşıyorsunuz’ diyerek işveren, çalışan, toplum arasındaki gerilimi tırmandırmış oldu. Ekonomiyi ayağa kaldıracaksak işveren, çalışan, emekli, işçi, memur, çiftçi, herkesin daha sıkı bir şekilde kenetlenmesi ve omuz omuza vermesi gerekir. Maalesef büyük bir akıl tutulması yaşıyoruz. Bunun ekonomide son derece olumsuz sonuçlar doğuracağını bilmelerine rağmen günübirlik popülizmle birilerini günah keçisi yaparak birilerinin önüne atmaya çalışıyorlar.

Hazine ve Maliye Bakanı’nın, halktan alıp sanayiciye ne verdiğini anlatması lazım. Son dönemde konutlara yapılan enerji fiyatlarındaki artışın iki katı sanayicilere yapıldı. Tam tersi, halka daha az yük binsin diye sanayiciye iki katı bedel ödettirildi. Bakanın sanıyorum ki kendi ticari işleri son derece iyi gidiyor. Çıksın, nasıl iyi olduğunu hepimize anlatsın. Biz de bunları uygulayarak önümüzdeki süreçte daha çok üretelim, daha çok kazanalım, gözlerindeki ışıltıyı biz de yakalayalım istiyoruz."

ANKA