İlgisizlik Derinleşirken

Bizler ‘derin’ kelimesini severiz. Derin devlet, derinlik, derine inmek vs. vs. Değerli medyamızın ‘kayıkçı kavgası’, ‘tetikçi yazar’, ‘benim kalemim seninkinden büyük’ gibi kavgaları arasında dünya basınından bir derin haber geçti. Bu derin habere kimse tenezzül etmedi. Bu hafta bende bu haber üzerinde yazmak istiyorum. Evrim Teorisine Kimler İnanıyor ? Dünya çapında, 34 ülkede yapılan araştırmaya göre Türkiye’de yaşayan yetişkinlerin sadece yüzde 23’ü evrim teorisine inanamakta. “İnsanlar şu andaki yaşamları ile önceden gelen başka memelilerden geliştiler” ifadesine katılan yetişkinlerin toplamı yüzde 23. Ve Türkiye sıralamada sonuncu. Avrupa ülkelerinin ve Japonların yüzde 75’i yukarıdaki yorumu doğru bulmakta. Bu araştırmadan çıkan başka bir ilginç bulgu daha var. Türkiye’nin önünde sondan ikinci gelen ülke ABD. Biz Türkiye vatandaşları, özellikle kent kökenli olanlarımız, Amerikalıları beğenmeyiz, onları zevksiz, kaba saba ve naif buluruz. Rafine zevklerden uzak, kovboy köylüler olarak görürüz. Gelin görün ki ülke olarak evrim teorisine bakış açımız Amerikalılardan farklı değil. Amerikalıların yüzde 40’ı evrim yorumuna katılıyor ve yüzde 21’de kararsız. Türkiye’de bu habere yorum yapılmadı ama ABD’de bir çok yorumcu bu sonuçları analiz etti. ABD’de oranın düşük olmasını ve giderek düşmesini şöyle özetliyorlar: a) Kökten dinci inanışların dünyanın diğer ülkelerine göre Amerika’da daha güçlü olması. Bu inanışların insanın memeli hayvanlar grubuna dahil olmasını red etmesi ve insanın Tanrı tarafından ayrıca yaratıldığını savunması. b) Yeryüzünde başka hiç bir ülkede Evrim Teorisinin red edilmesinin bir politik platform oluşturmaması. c) Amerikalıların çoğunun genetik teorisinden haberdar olmaması ve şempaze ile insanın DNA’sın yüzde 99 aynı olduğunu bilmemesi. İşte böyle değerli okurlar. Dünya bir bioloji devriminden geçmekte. Bu devrimi buhar kazanının bulunması ile İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimine benzetebiliriz. Hatırlarsınız, çelik zırhlı Emperyalist donanmalar, tarımla binlerce yıl hayatlarına devam eden toplumları bir anda sömürgeye çevirmişlerdi. Sanayi devriminin son vagonuna tek ayakla atlayan Osmanlılar bu sayede silah teknolojisini öğrenip ömürlerini bir asır daha uzatmışlardı. Şu sıralarda dünyada çok ciddi bio-teknoloji çalışmaları ve araştırmaları yapılmakta. Hiç dikkatinizi çektimi bilmem, Müslüman dünyası bio-teknoloji devriminden pek nasibini almış gözükmüyor. Müslüman fakat laik Türkiye bu sektörde öncü ülkelerden İsrail’i yanına alıp bir ilki başlatabilirmi ?