Röportajın arkası

Sıfır sermaye ile nasıl iş kurulur?

Cevap veriyorum kurulmaz.

Peki o zaman bu haftaki konuğum nasıl sıfır sermaye ile iş kurup, sonra da çok para kazanmış?

Ben de bunu iyice öğrenmek için, bir çok fedakarlıklarda bulundum. Ne mi onlar?

Öncelikle sadece kahvaltımı yaparak, akşama kadar aç kaldım.

Röportajım çok uzun sürdü, kayıt cihazım doldu o derece uzun sürdü yani. 1,5 yıldır ilk defa böyle bir şey başıma geldi.

Sonra, röportajım cuma günü saat 18.00 civarında bitti ve ben o sıralarda Nişantaşı'n daydım.

Normal şartlarda sana 10 milyon para havadan çıktı deseler, ancak o şekilde orada olabilirim.

Ama hayır illa ki nasıl sıfır sermaye ile para kazanılıyor öğreneceğim ve hemen sizinle paylaşacağım diye yaklaşık 3 saat boyunca, konuğumu pür dikkat dinledim.

Bu da aslında zihinsel süreç bakımından çok uzun bir konsantrasyon süresi. Normali 20- 40 dak.

Çok keyif aldım, çünkü ben de bu sırrı öğrenmek istiyordum. Yani nasıl zengin olunduğunu.....

Hani ' Secret ' 'Hemen Zengin Ol', 'Hadi Şimdi Ol', 'Hala Olamadın mı' gibi gibi bir sürü saçma kitapı hiç okumamış ve bilmeyen bir insanın da aslında, oralarda anlatılan pek çok şeyi kendiliğinden yapabildiğini gördüm.

Fedakarlıklarım sadece bu kadar mı?

Hayır. En önemli kısmı geliyor.

İşim bitti ve o saatte güç bela Nişantaşı' ndan yola koyuldum, nasıl bir trafik yoğunluğu anlatamam size.

Ama ben hep arka yolları bildiğim için, bomboş Gayrettepe' ye kadar gidebildim. Orada tamamen tıkanınca, arabayı bir otoparka bırakıp, en yakındaki Metro istasyonuna kadar yürüdüm. Ayağımda, Zeki Müren' in sahnede giydiği apartman topuklara hemen hemen yakın yükseklikte stilettolarım la parke taşların üstünden seğirttim. İçine hiç bir şey almayan portföy çantam, hafif dar gelen ceketim ve diz hizası eteğimle, parke taşlı yollardan, kafamı hiç kaldırmadan metroya kadar yürüdüm.

Röportajlarda kıyafetimi göreceksiniz zaten.....

Metroları oldum olası sevmem, havasız ve sıkıcı gelir ama bir süredir, sıkça kullandığım için artık rahat binebiliyorum.

Ama ne göreyim, orası da tıklım tıklım değil mi? Kendimi atıveriyorum metroya tutunacak yer bile yok, ortadayım. Yanımda iki genç delikanlı, benden konuşuyorlar, duyup duymamam umurlarında değil.

Sence 35 var mı? Bilmem var sanki. Bence yok. Yok var var. Çantası orijinal mi? Yok çakma bence... Ama onların çakması da pahallı.

Şimdi kafanıza indiresim var çantayı, o zaman anlarsınız, sahteyi, gerçeği diyorum. Tabii içimden.

Neyse yer boşalıyor da, gideceğim yere kadar oturup bu sululardan kurtuluyorum. Bir ara yanımdaki boşluğa doğru gelmeye kalkıyorlar. İyice koltuklara yayılıyor, bunlara yer bırakmıyorum. Neyse sonunda eve varıyorum ve derin bir oh çekiyorum, yemeğimi yeyip, doğru röportajı çözmeye.....

20.30 da başladığım röportaj yaklaşık saat 1.00 gibi çözülüyor. Ben de derin bir oh çekerken, uyuyup kalıyorum....

Bu röportajdan öğrendiğim bir şey var. O da ; İstediğimiz şey ne ise, onu elde etmenin yolunu, yöntemini ''sadece'' bizim bildiğimiz.

Adeta ard arada dizili kilitli oda kapılarını açmak gibi, tek tek ilerleyerek çözebiliyoruz ''sırrı''. Niye böyle dediğimi röportajı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız.

İlk başta büyük resimi göremeyebiliyoruz ama parçaları birleştirdikçe, tamamı ortaya çıkıyor ... Nasıl olduğunu ise sağduyumuz bize fısıldıyor.......

Hayatta zengin ve başarılı olmak istiyorsak, yüzde yüz orijinal olmalıyız. Taklitlerden sakınarak tabii.....

İyi pazarlar....

Diğer Yazıları