Sarı Basın

Sayın Tayyip ERDOĞAN’ın siyasetini “ya bendensin ya da onlardan” anlayışı ile yürüttüğü herkesin
malumu.

Bu anlayışın getirisi olarak ülke, yere düşen olgun bir karpuz gibi ikiye bölündü ve bunun siyasete
yansıması cumhur ittifakı ve millet ittifakı kamplaşması şeklinde oldu.

İktidar, ülke kaynaklarının çok büyük bir kısmını, kendi yandaşları ile yani ülkenin yarısı ile paylaştı.
Hal böyle olunca 81 Milyon vatandaşımızın yarısına ülkemizin kaynakları yeterken ve onlar refah
içinde bir yaşam sürerken, geri kalan 40 milyon, tabiri caizse “sürüm sürüm sürünsün” denerek göz
ardı edildi.

Tayyip Erdoğan’ın stratejisi de buydu zaten. Bu kamplardaki menfaat çatışmalarının kindar boyutlara
ulaşması ve kendi seçmenini bu yolla konsolide etmek.

Ancak ülke kaynakları o kadar hoyratça ve bonkörce kullanıldı ki, şimdi artık yandaş 40 milyona da bu
kaynaklar yetmemeye başladı. Konsolide ettiği bu kitle yavaş yavaş kopmaya ve iktidar erimeye
başladı.

Şimdi ise toplumun mağdur olan diğer yarısı, millet kampı (“ittifakı”) ile diş bileyerek intikam
duyguları içinde diğer yarıyı indirmenin onlarla hesaplaşmanın planlarını yapıyor.

Bu kamplaşmanın insanımızı gelecekte daha büyük çatışmaların “kan davası” benzeri telafi edilmesi
çok güç anlaşmazlıklara sürükleyebileceği ön görülemiyor ve milli birliğimize büyük tehlike yaratıyor.
Bu anlayışa çanak tutan ve körükleyen bir sarı muhalefetin sarı basını da varsa, tam da emperyal
güçlerin istediği istikrarsız çatışmacı bir toplum yaratma yolunda başarıyla ilerleniyor demektir.
Cumhur ittifakından beslenen ana akım medya unsurlarını geçtik. Onlardan bağımsız tavır beklemek
zaten hayalcilik olur. Ama sadece millet ittifakına angaje olup, bağımsız yayıncılık yaptığını iddia eden,
dijital kanalda yayın hakkı verilmiyor diye bunu tarafsızlık ilkesine aykırı bir haksız rekabet uygulaması
olarak protesto eden halk tv’ye ne demeli.

Elbette bir yayıncı kuruluşun desteklediği siyasi çizgiye fazlaca yer vermesi anlaşılabilir bir şey ama
desteklediği siyasi çizgiye rakip olabilecek bir siyasi anlayışın kamuoyu ile buluşmasına imkan
vermemesi, onların da “Millet ve Cumhur” kamplaşmasına çanak tutması anlamına gelmiyor mu?
Fox, prime time da, özellikle İsmail Küçükkaya’nın sabah kuşağında her siyasi yaklaşıma söz hakkı
tanıyan bir anlayışla adil bir görüntü oluşturmaya çalışıyordu. En azından yayın yönetmeni Doğan
Şentürk bu tarafsız anlayışa özen gösteriyordu ama o da, bu kampçılar kervanına katılmış görünüyor.
Söz gelimi Prof.Dr.Ümit Özdağ’a İyi Partideyken yer verilirken, kamplaşmaya itiraz edip “biz partilerle
değil milletle ittifak yapmalıyız” diyerek Ak Parti seçmenini de kucaklayan Zafer Partisini kurup siyasi
mücadeleye kalkınca, görüşlerine yer verilmiyor ya da seçmenle buluşamayacağı saatlerde yer
verilerek dostlar alışverişte görsün uygulaması yapıyorlar.

Oysa düne kadar iktidarı ve muhalefeti ile sığınmacıların sosyal entegrasyonundan bahseden siyaset,
bu gün patenti Ümit Özdağ’a ait olan siyaset anlayışını benimsemiş durumdalar ve sığınmacıları
göndereceğiz diyorlar.

Böylesi bir bekaa konusunda Türk siyasetine ayar veren kişi, siyaseten angaje olmuş “çok tarafsız
basın” tarafından görmezden geliniyor, ve sarı muhalefetin rol çalma çabasının önünü açıyor.

Gerçekten “çok adil” bir yaklaşım…

Bu konuda “oylar bölünür” kaygısı bir gerekçe olarak ileri sürülüyorsa eğer bu işlevsiz bir gerekçe tam
bir palavra, çünkü cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminde zaten oy bölme diye bir şey söz konusu
değil, son ikiye kalındığında iktidar karşıtı herkesin cumhuriyetçi adaya yönleneceği, sağar sultanın
bile bildiği bir şey.

Özetle kindar anlayışın kamplaşmanın ve çatışmanın bu millete bir faydası yok.

Ülkede sadece iktidarı desteklemekle görevli, bağımsız olmaktan uzak bir besleme basın vardı zaten.
Yoksa sarı sendika, sarı muhalefet derken şimdi bir de sarı basınla mı tanışacak bu memleket?
Haydi hayırlısı, hep birlikte göreceğiz.

Diğer Yazıları
Bozkurt
''Sarı muhalefet'' ve Ümit Özdağ
TIR manevrası
Vergi mağdurları ve Borçlu Türkiye
Muharrem İnce