Ustura Düşerken

Amerikan Dolarının hiç bir yavaşlama göstermeden ‘serbest düşüşe’ geçmesinin değişik rahatsızlıklar yarattığı malum. Amerika’da ve Amerika dışındaki dünyada farklı ekonomik etkilenmeler söz konusu.

Amerika Açısından :

Doların düşmesi Amerika açısından ihracatı kolaylaştırmakta. Eskiden fiyatta rekabet edemeyen Amerikan ürünleri artık daha cazip. Buna karşılık Amerika’ya ihraç edilen mallar ise pahalılaşmaya başladı.
Turizm sektöründe ise doların ucuzlaması Amerika’yı turistler için tekrar çekici hale getirirken, Amerikalıların yurt dışı seyahatlerinin maliyeti arttı.
Öte yandan sermaye hareketleri açısından doların düşmesi fazla etkin olmamakta. Dünyada nakit sermaye birikiminin ( bono, tahvil, hisse senedi vb ) global finansal sistem içinde park edecek başka alternatifi bulunmamakta. Tek güvenilir park yeri Amerikan finansal sistemi. En azından doların düşmesi şu ana kadar bu algılamayı değiştiremedi. Sonuç olarak Amerikan halkı ve Amerika’yı yönetenler ucuz doların yarattığı ‘ithal enflasyon’ olgusunu henüz fark etmediler. Amerikalılar günlük yaşamlarını etkilemediği için doların değer kaybına şimdilik aymaz kalmaktalar.
Bugünlerde Amerikalılar için yaşamlarının ayrılmaz parçası olan otomobillerin deposunu doldururken ödedikleri fatura, kamuoyunda çok daha fazla ilgi çekmekte.
Sıradan tüketicinin kafasında bağlantıyı kuramadığı gerçek, yüksek benzin fiyatının doların düşmesi ile doğrudan ilişkisi olduğu.

Dünya Açısından :

İhracatın itici güç olduğu ekonomilerde durum biraz daha farklı. Asya’da ve Avrupa’da ihracat, turizm vb gibi döviz kurundan etkilenen sektörlerde doların hızlı düşüşü bir çok kişiyi huzursuz etmekte.
Avrupalı, Japon ve Koreli sanayiciler güçlenen yerel para birimleri nedeni ile kar marjlarının erimesinden rahatsız. Bu ülkelerin önde gelen örgütleri umutla ülkelerinin finansal kurumlarından yardım beklemekte.
Beklenen yardımın ilk sinyali geçtiğimiz hafta Japonya’dan geldi. Bürokratik gelenekte ve şekilcilikte Ankara’yı mumla aratacak nitelikteki Japon Maliye Bakanlığı işaret fişeğini çaktı. Japon Müsteşar yardımcısı Avrupalı meslektaşları ile beraberce hareket ederek döviz piyasalarına müdahale edebileceklerini belirtti.

Dövize Müdahale :

Geçmişte döviz piyasalarına düzgün orkestrasyonla yapılan müdahalelerin başarılı sonuçlar verdiğini biliyoruz. 1995 senesinde doların düşüşünü durdurmak için yapılan müdahale başarılı olmuştu. 1998 senesinde Japon yeninin düşüşünün önlenmesi ve 2000 senesinde Euro’nun düşüşünün durdurulması başarılı müdahaleler olarak hafizalarda kaldı.
Günümüzde durum biraz farklı gözükmekte. Birincisi, Bush yönetimi serbest piyasa ekonomisine fanatik şekilde inandığı için piyasalara müdahale taraftarı değil. Toplu koordinasyonu yapılmayan bir müdahalenin ise başarılı olması mümkün değil.
Geçmişe göre değişik olan ikinci farklılık unsuru ise, piyasalara müdahalenin, ancak piyasaların dayandığı temel unsurları güçlendirirse, sonuç verebileceği.
Her yıl geometrik şekilde büyüyen döviz piyasalarında Merkez Bankalarının müdahale ve vurucu gücü giderek azalmakta. Doların düşüşünün altında yatan esas ekonomik sorun, Amerikanın devasa dış ticaret açığı. İktisatçılar 600 milyar dolarlık ( Türkiye’nin yıllık milli gelirinin iki katı) dış ticaret açığını finanse etmek ve ithalatı sürdürebilmek için Amerika’nın sürekli dış dünyadan borçlandığını belirtmekteler. Bu ekonomik dengesizliğin devam etmesi mümkün değil.
2002 yılı başında ulaştığı en tepe noktadan bugüne, dolar, yüzde 15 değer yitirmiş bulunmakta. İktisatcıların tahminlerine göre ‘sürdürülebilir’ bir dış ticaret açığına ulaşmak için ( Amerikanın borçlanma oranının ‘stabil’ hale gelmesi ) doların yüzde 15 daha değer kaybetmesi gerekmekte.

Silahlardaki Bayrak :

Şimdi gelelim Türkiye gündeminde doların düşüşünün yorumlarına. Bazı ‘ucuz’ entellektüeller doların düşüşünü Amerikan İmparatorluğunun zayıflaması ile özleştirip dünyada yükselen ‘anti-Amerikan’ hissiyatına çanak tutmaktalar. Hatırlatmakta yarar var; Amerikan dış politikasındaki yanlışlara dikkat çekmek başka, global ekonominin getirdiği gelişmeleri analiz etmek başka. Her ne pahasına olursa olsun Türkiye’nin AB üyesi olmasını isteyen bazı gruplar, Euro’nun dolar karşısında güçlenmesini büyük bir hazla izleyip, Euro’yu propaganda malzemesi yapmaktalar. Kendilerine ufak bir uyarıda bulunmak isterim. Henüz dünya denizlerinde AB bayrağı ile yüzen uçak gemisi yok. AB’nin dünya gücü olarak doğması ( bebek ölüde doğabilir ) için vakit çok.
Unutmayalım dolar gibi dünya parası olmanın getirdiği askeri, siyasi ve ekonomik boyutlar ve de faturalar bulunmakta.

Para Kaybedilmesin :

Türkiye’de son zamanlarda bir alışkanlık başladı. Tüm kurumlar, dükkan kapısında uslu uslu oturan ‘ciğerci’ kedileri gibi, önlerine AB’den atılacak parçayı beklemekteler. Eğer AB, Japonya ile dolara müdahale ederse ve bu arada bizim Merkez Bankasını yardım için ikna ederse, umarım Merkez Bankası acemi çırak gibi, piyasalara dalmaz. Hatırlatmakta yarar var; Düşen ustura el keser.