Yükseköğretim İrtifa Kaybetmemeli

“Refah Devleti” açısından ‘yüksek öğretim’, kamusal arzdır.

Bizim, Anayasalarımızda da; ‘kamusal görev’…

Teori böyle ama pratikte, ekonomik zorlukların faturası eğitim’e çıkıyor…

Şili’de, İspanya’da öğrenciler, İngiltere’de, İsveç’te aileler, fon ve kaynak kesintilerine itiraz ettiler. Prag, Berlin, Bergen’den gelen Bologna Süreci bir yanda, protestolar diğer yanda…

Türkiye’ye gelince…

OECD’ye göre, GSYİH’dan eğitime aktarılan kaynaklar açısından üst sıralarda değiliz.

TÜİK (2010) verilerine göre, 1.587.866 başvurunun 349.579’unu (% 22,02) bir lisans programına yerleştirebilmişiz, yükseköğretimde okullaşma oranı % 30.42. Açık-öğretimin payı Dünya’ya göre üç misli, öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayımızda olduğu gibi…

Kuşkusuz kimi olumlu veriler de var: Meslek Yüksek Okulları çıkışlı öğrencilerin üniversite öğrenimine katılma oranı... SCI  gibi uluslararası atıf endeksleri periferine giren daha fazla sayıda akademik betiklerin yayınlanması, bunlardan bazıları.

Bizde “yetmeyen” koşullar, kimi yabancı ülkelerde “tatmin etmeyen” uygulamalar var…

Ve, hükümetler, öyle veya böyle mali istikrar “tehdidi” altındalar…

İşte bu ortamda, idarelerin, “eğitimden (net olarak) kesilen kaynaklarla bütçe dengeleme” arayışlarını toplumlara açıklaması gerekirken, tam tersine toplum kesimlerinden, “eğitime ayrılan kaynaklarla büyüme” arasındaki ilişkiyi adeta “kanıtlaması” beklenebiliyor…

Fakat idarelerin ‘hakemliği’ dışında ve üniversite dahil eğitim alanının toplumsal zemininde: piyasacı çevreler ile ekonominin sosyal boyutuna vurgu yapanlar arasında yüksek öğretimin sorunlarına yeni yaklaşımların köprüsü de kurulabiliyor:

Bir yandan, “öğrenim ile endüstrinin bağının –teknoparklar dahil- geliştirilmesi”, diğer yandan, “akademik kadrolar başta – üniversitenin toplumla bütünleşmesi için- özerkliğin güçlendirilmesi”…

Yükseköğretimin, öğrenciler, akademisyenler, çalışan personel dahil tüm sorunlarının olabildiğince çözülmesi, aslında eğitimin diğer kademlerindeki sorunların alabildiğine çözülmesiyle mümkün olabilir.

Eğitim, bir kamu arzı ve ödevi olarak parasız olmalıdır. Yurt sorunları çözümlenmelidir. Öğrenciler beslenme olanakları ve akademisyenlerle birlikte, yayınlara ulaşmada desteklenmelidir.

“Sınavın amaç, eğitimin araç” gibi görülmediği, diplomaların ‘meslek’ sağladığı, yeni bilgileri uygulama becerisine sahip, özgüveni yüksek, özgürlükçü bireyleri yetiştiren bir eğitim sistemi, yarınlarımızın en büyük güvencidir.

Yükseköğretim’dir ki, bir toplumu her alanda ve her anlamda, yükseltir.