İbrahim Kiras'dan hükümete dış politika uyarısı

Karar Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Kiras, hükümeti hem içeride hem de dışarıda biriken enerji konusunda uyardı. Bir takım medyanın hükümetin her yaptığını kutsadığı dönemde bu uyarı ilginç geldi.

A+ A-

Depremleri düşünün. Topraktaki sarsıntı ne kadar büyükse çevresinde yaratacağı etki de o ölçüde büyük olur. Depremin merkezine en yakın bölgeden başlamak üzere derece derece azalarak hissedilir etkileri. Son beş altı yıldır Ortadoğu bölgesinde yaşanan hadiselerin bütününü politik bir deprem olarak tarif etmekte beis yok. Tıpkı jeolojik depremlerde olduğu gibi burada da sarsıntıların birbirini tetiklemesi ve ilk kırılan fayın ardından başka fay hatlarının da harekete geçmiş olması doğal bir süreç.

Diğer taraftan, tıpkı jeolojide olduğu gibi, jeopolitikte de “gerilim birikmesi” diyebileceğimiz hadiseler söz konusu olduğunda politik depremin şiddeti ve doğal olarak da etkileri her zamankinden fazla olabiliyor. Unutmayın ki Ortadoğu’da en az yüzyıllık bir gerilim birikmesi var. Uluslararası literatürde “Pax Romana”ya atıfla “Pax Ottomana” denilen Osmanlı Barışı’nın sona ermesinden sonra bölgede yeni bir politik mimari oluşmuştu. Bölge post-kolonyal dönemde çoğunlukla Batı karşıtı ama modernist kadroların otoriter ve jakoben yönetimleri altında kısa süren bir bahar yaşadı, ama devlet eliyle ekonomik kalkınmayı ve toplumsal gelişmeyi öngören Arap sosyalizmi başarılı olamadı. Hem içinde bulundukları yapay mimariyi değiştirmeye güçleri yetmedi, hem de ekonomik kalkınma ve toplumsal gelişme hedeflerine ulaşılamadı.

Sonuçta bir yanda “dışarıdan” aldıkları destek ve “içeriye” karşı uyguladıkları baskı sayesinde ayakta durabilen yönetimlerin; diğer yanda baskı, sömürü ve yoksullukla boğuşan halk kitlelerinin yer aldığı bir tablo ortaya çıktı. Modernist yönetici elitlerle geleneksel değerlere bağlı muhafazakâr halk kitleleri arasındaki anlaşmazlık ve çatışmalar da gerilimin ideolojik boyutunu güçlendirdi.

İşte “Arap Baharı” ile başlayan süreç aşağı yukarı yüz yıldır birikmeye devam eden bu gerilimin açığa çıkması anlamında bir jeopolitik deprem niteliği taşıyordu. Arap Baharı’nın başarıya ulaşıp ulaşmaması, akim kalması veya beklentilerin aksine sonuçlar doğurmuş olması ayrı bir konu… Önemli olan bu çalkantıların sonrasında bölgede artık hiçbir şeyin eskisi gibi kalamayacağı gerçeğidir. Yaşanan bu jeopolitik depremden bölgedeki bütün yapıların da -kırılma merkezine uzaklıkları nispetinde- etkileneceklerini söylemeye gerek bile yok.

Türkiye’nin bu depremden yapısal anlamda etkilenmesi söz konusu değil. Çünkü Türkiye’nin siyasi rejimi bölge ülkelerinin çoğundaki gibi anakronik veya köhnemiş değil. Batı tefekküründe “zeitgeist” diye kodlanan zamanın ruhuna uygun bir rejim bizimkisi. Bütün eksiklerine ve uygulamadan kaynaklanan güncel sıkıntılara rağmen…

Zaten “demokrasiyle İslam kimliğini bağdaştırabilen, bölgesinde bağımsız politikalar uygularken Batı dünyasıyla da iyi geçinebilen Türkiye” modeli Arap Baharı’na da ilham veren kaynaklardan biri olmuştu, biliyorsunuz. Bugünkü görüntümüze ilişkin kaygıları, karamsarlıkları ve keskin eleştirileri ortaya çıkaran süreç ayrı bir konu…

Şunu da unutmayalım ki vaktiyle Batı emperyalizmine karşı bağımsızlığını kazandıktan sonra toplumu Batılılaştırmaya ve seküler bir milli kimlik inşa etmeye çalışan anlayış da ilham kaynağı olmuştu Arap dünyasının seçkinlerine. Demek ki Türkiye’nin bölgesel rolü her durumda ve her konjonktürde bölge için etki gücüne sahip.

Dediğim gibi, Türkiye’nin söz konusu jeopolitik depremden yapısal/politik olarak etkilenmesi söz konusu olmayabilir ama yanı başımızda gerçekleşen kırılmalar ve yeniden yapılanma girişimleri Ankara’nın da bölge mimarisi içindeki konumunu ve rolünü değiştirebilecek nitelikte. Bunun için özellikle dış politikada biraz daha esneklik gerekebilir. Rusya’nın herkesi şaşırtan Suriye hamlesi gibi büyük bir manevra olmasa bile “düşmanlıkları azaltmaya ve işbirliklerini artırmaya yönelik” bazı cesur adımlar bir an önce atılmazsa bu süreçte karşılaştığımız birtakım sorunları çözmek mümkün olmayabilir.