Yalçın Akdoğan'dan flaş açıklama

Yalçın Akdoğan'dan flaş açıklama

Akdoğan, Kanal 7'de katıldığı "İskele Sancak" adlı programda gündeme dair soruları yanıtladı.

Akdoğan, "PKK birtakım terör eylemlerine başladı ve bunun üzerine bu operasyonların yapılması kaçınılmazdı, yapılmasaydı bugün başka şeyler konuşurduk, Türkiye başka bir yere sürüklenmiş olurdu" dedi. Akdoğan, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi hakkındaki yakalama kararına ilişkin, "Bu konu çok tartışılacak bir konu değil. Çok açık, ayan beyan bu örgüt terör örgütüdür. Bunu görmek lazım. Bununla ilgili yakalama kararı çıkartılması, hangi maddeden işlem başlatılmış bilmiyorum ama bu ülkede hukuk kuralları varsa sokaktaki vatandaş, baro başkanı ve yazar için de geçerlidir" dedi.

Terör saldırılarının siyasi bir amaca hizmet ettiğini anlatan Akdoğan, "Türkiye'de terör, uzunca bir zaman siyaseti baskılamak için, ülkeyi yön vermek için, siyaseti dizayn etmek için kullanılan bir enstrüman olmuştur" diye konuştu.
 
Akdoğan, Ankara'daki terör saldırısında da birilerinin Türkiye'yi bir şekilde rota çizmek için terörü bir araç olarak kullandığına işaret ederek, Türkiye'nin iç ve dış politikasına dizayn ve müdahale etmek maksadı güdüldüğünü ifade etti.
 
Olayın faillerin kimlikleri ve faillerinin örgütsel bağlantılarının tespit edilmesi şeklinde iki yönlü olarak araştırıldığını dile getiren Akdoğan, ayrıca olayda ihmal ya da kusur olup olmadığının da değerlendirildiğini bildirdi.
 
Akdoğan, olayla ilgili işin failleri, örgüt bağlantıları, arkasındaki yapılar, bunların ne yapmak istedikleri, ne yapmaya çalıştıklarına ilişkin birtakım veriler üzerinden yorumlar yapılması gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bu olay belli bir kesime yönelik bir saldırı değildi. Nasıl yorumladık? Bütün Türkiye'ye dönük bir saldırıdır. İstikrarı bozmaya, huzurumuzu kaçırmaya, kardeşliğimize darbe vurmaya ve sivil siyasete bir şekilde etkisizleştirmeye, seçimlere gölge düşürmeye dönük bir saldırı olarak bunu tanımladık. O zaman bizim vereceğimiz tepkinin de ona göre olması lazım."

Terör saldırıları karşısında yek bir vücut olarak tavır sergilenmesi gerektiğini söyleyen Akdoğan, "Milletimiz sağolsun yek vücut oldu, hep birlikte bu olayı göğüslemek gerekiyor ama siyaset kurumunun aynı olgunluğu gösteremediğini gördük" dedi. 
 
Akdoğan, terör olaylarının nedenlerinin iyi irdelenmesi ve buna karşı da ortak bir tutumun sergilenmesi gerektiğine işaret ederek, saldırının seçim sürecinde gerçekleşmesinin başlı başına bir sandığa dönük eylem olduğunu gösterdiğini vurguladı. 
 
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, bu doğrultuda seçim sürecine gölge düşürecek unsurlardan kaçınılmasını isteyerek, sivil siyasetin yeniden güçlendirilmesinin önem arz ettiğini ifade etti. Seçim güvenliğinin sağlanması, insanların kaygıya, korkuya kapılmaması, seçimlerde katılımın yüksek olması, insanların sandığa gitmesi, iradesini ortaya koyması gerektiğinin altını çizen Akdoğan, "Terör olaylarının hayatı esir almasına izin verilmemeli. Seçimlere az bir zaman kaldı. Siyaset kurumunun yeniden öne çıkması, siyasete güç vermek hayatı normal akışına çevirmek, teröre verilecek bir cevaptır" değerlendirmesinde bulundu. 
 
"OPERASYONLAR SEBEP DEĞİL, BİR SONUÇ"
 
Ankara'daki terör olayında sadece canlı bombanın kimliği üzerinden kestirmeden sonuca varmanın bazen yanıltıcı olabileceğine işaret eden Akdoğan, terör örgütlerinin zaman zaman işbirliği yaptıklarını, birbirleriyle iç içe girebildiklerini, Suriye'de bunun örneklerinin görülebildiğini kaydetti.

Akdoğan, Suriye'de bir şehide bir örgüt diğer bir örgütle mücadele ederken, başka bir şehirde ise aynı örgütlerin işbirliği yaparak, üçüncü bir aktöre karşı savaştıklarını bildirdi.
 
Bu açıdan olayın tüm boyutlarının ele alınarak irdelenmesi gerektiğinin önemli olduğunu dile getiren Akdoğan, PKK, IŞİD ya da başka bir terör örgütü, insanlık suçu işleyen tüm örgütlerin kötü olduğunu ve hepsiyle aynı kararlılıkla eş zamanlı mücadele etmek gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin de bu yönde bir çalışma yürüttüğünü anlatan Akdoğan, seçimden sonra birilerinin adeta düğmeye bastığını ve 3 örgütün eş zamanlı saldırması üzerine bunlara yönelik de bir operasyonun başladığını kaydetti.
 
"DEVLET ANINDA GEREKEN TEPKİYİ VERDİ"
 
PKK'nın belli şehirlerde devlet otoritesini zafiyete uğratıp, "Burada devlet yok, ben varım, ben burada hakimim" görüntüsü vermeye, bir kaos oluşturulmaya ve diğer örgütsel hedeflere doğru yol yürümeye yönelik bir amaç güttüğünü anlatan Akdoğan, Türkiye'yi Suriye'deki ortama doğru sürüklemeye çalıştıklarını vurguladı.
 
Akdoğan, şöyle konuştu:
 
"Burada devlet anında gereken tepkiyi verdi ve bu oyunu bozdu. İşte bu yüzden operasyonlar bir sebep değil, bir sonuç. Yani durup dururken operasyonlar başlamadı. Bir takım hadiseler oldu, bunun üzerine bu tür operasyonlar başladı. Bu yüzden bir sonuçtur. Bunu da görmek lazım."
"7 Haziran'da seçimi kaybettiler, o yüzden operasyonlar başladı" gibi bir algının yanlış olduğuna dikkati çeken Yalçın Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bir alçaklık varsa... İnsan hayatına kastetmek ve bunun üzerinden siyaset yapmaktır. Eleştirilmesi gereken budur. AK Parti böyle bir yaklaşıma sahip değil. 10 tane seçim geçirdik, böyle bir yola tevessül etmedi, AK Parti böyle bir akla da sahip değil ama kimlerin sahip olduğunu görüyoruz. Kimlerin insanların hayatlarına kastettiğini görüyoruz, kimlerin bunun üzerinden istismar siyaseti yaptığını görüyoruz. Yani seçime endeksli bu tür yorum yapılacaksa bunun failleri de bellidir. Kimlerin bunu yaptığı da bellidir. Yani burada AK Parti'ye yönelik böyle bir yakıştırma yapmak son derece yanlıştır ve öyle bir şey olsa 7 Haziran'dan önce olurdu. Başka seçimler oldu, bu yüzden yanlış bir yakıştırma. PKK birtakım terör eylemlerine başladı ve bunun üzerine bu operasyonların yapılması kaçınılmazdı, yapılmasaydı bugün başka şeyler konuşurduk, Türkiye başka bir yere sürüklenmiş olurdu."
 
Oynanan oyunu devletin bozduğunu ve gerekeni yaptığını vurgulayan Akdoğan, PKK'nın daha büyük bir oyunun peşinde olduğunu ve başka amaçlara doğru koştuğunu, operasyonlarla PKK'nın örgütsel hedeflerinin gerçekleşmesinin de önüne geçildiğini bildirdi. 
 
"CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK OPERASYONLARI YAPILDI"

 
Akdoğan, terörle mücadelenin seçime endeksli bir süreç olmadığını anlatarak, "AK Parti 13 yılda çok ciddi operasyonlar yaptı. Şimdi konuşan, eleştirenler, kendi iktidarları döneminde bu kapsamda operasyonlar yapmamışlardır. 13 yılda biz çok ciddi terör operasyonları yaptık. '13 yılda AK Parti iktidarı terörle mücadele etmiyordu da yeni başladı' gibi bir algı da doğru değil. Cumhuriyet tarihin en büyük operasyonlarına bu hükümet yapmıştır" diye konuştu. 
 
Terörle çok boyutlu mücadele gerçekleştirildiğinin ve terörü bitirmek için her çalışmanın devreye koyulduğunun altını çizen Başbakan Yardımcısı Akdoğan, ülkede kaos oluşturma, özerklik ilan etme, vatandaşın tehdit edilmesi, kamu düzeninin bozulmaya çalışması gibi unsurlar devam ettiği sürece operasyonların süreceğini vurguladı.
 
Akdoğan, çözüm sürecinin yeniden başlama ihtimaline ilişkin sorulara ise "Bu illegal faaliyetleri, birtakım şehirde yapılanmaları, yol kesme, adam kaçırma, şiddet eğilimleri bunlar süreci zehirliyor ve sürdürülemez hale getiriyor" yönünde açıklamalar yaptığını bildirdi. 
 
Kobani olaylarında örgütün eylemsizliğe geçmediğini, Türkiye'yi terk etmediğini gördüklerini dile getiren Akdoğan, "Terör örgütü bu yolda devam ettiği sürece, oradaki halka zulmettiği, baskı yaptığı, devlet otoritesine karşı bir başkaldırı girişiminde olduğu sürece ve terör var olduğu sürece bu mücadelenin devam etmesi, operasyonların yapılması kaçınılmazdır" dedi. 
 
Terör örgütünün "öncelikle büyük gruplarla kurtarılmış bölgeler oluşsun, uluslararası toplumun dikkati buraya çekilsin, yönetilemeyen bir durum var gibi algılansın ve arkasından özerkli bölgeler ilan edilsin" hedefi güttüğünün altını çizen Akdoğan, operasyonlarla örgütün bu projesinin de çökertildiğini söyledi. 
 
Akdoğan, hem silahlı yapılanmalara hem kırsal alana hem de sınır ötesinde Kuzey Irak'taki yapılanlara karşı çok ciddi operasyonlar yapılınca teröristlerin dışarıdan akışın devam etmesinin önlendiğini aktararak, halkın da artık devletin yaptığı yatırımlar ve hizmetlerden ötürü terör örgütünü desteklemediğini bildirdi.
 
Örgütün son dönemdeki "devrimci halk savaşı, kurtulmuş bölge, özerklik" hedeflerinin engellendiğini anlatan Akdoğan, "Terörle mücadelede şu kadar kayıp vermenizden daha önemli olan bu yapılanmanın çökertilmesi, boşa çıkartılması, bu noktada son yapılan operasyonlar başarılı oldu" ifadesini kullandı.
 
"KANDİL'İN ESARETİ ALTINA GİRMİŞ BİR ANLAYIŞ VAR"

 
"PKK çok ciddi bir bozguna uğradı, bu açık. Bir panik yaşadığı da görünüyor" diyen Akdoğan, örgütün bu tür durumlarda taktik hamle olarak eylemsizlik kararı açıkladığını belirtti. Akdoğan, HDP'ye siyasi bir fayda sağlanması amacıyla böyle bir görüntü verilmeye çalışıldığını belirterek, örgütün eylemsizlik kararı aldığını ancak yüzlerini kapatıp ya da başka bir örgüt adıyla canlı bomba talimatları verdiğini ifade etti. Bu kandırmacanın artık herkes tarafından da görülmeye başladığını kaydeden Akdoğan, PKK'nın siyasi uzantısı HDP'nin de Kandil'in esareti altında olduğunu söyledi. 

Akdoğan, "Selahattin Demirtaş'ın çıkıp daha olay çok sıcakken 'katil devlet' demesi, 'bunlar tutuklanacaklar kelepçe takılacak...' Bunlar hep Kandil'in lafı. Kandil'deki birtakım kişiler bunları yazıyorlar, konuşuyorlar, bir gün sonra veya aynı gün içinde Selahattin Demirtaş aynı bunları tekrar ediyor. Böyle baktığımızda Kandil'in esareti altına girmiş bir anlayış var" ifadelerini kullandı.

Akdoğan, HDP'nin bölgedeki halkı ayrıştırıcı bir dil kullanmaya başladığını dile getirdi.
 
DIŞ POLİTİKA ELEŞTİRİSİ
 
Başbakan Yardımcısı Akdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaşanan terör olaylarını, Türkiye'nin dış politikası ya da Suriye politikasına bağlamasına ilişkin eleştirilere tepki gösterdi.
 
Vesayet odakları, karanlık yapıların terörü, siyaseti dizayn etmek, baskılamak amacıyla kullandıklarını anlatan Akdoğan, 13 yıllık AK Parti iktidarında vesayet odaklarının zayıflatılması, karanlık odakların siyasete yön verme çabalarının engellenmesi konusunda çok önemli mesafe alındığını belirtti. 
 
Akdoğan, Suriye konusunda ise Türkiye'nin devlet otoritesi olmayan bir ülke ile sınırı olduğunu ve karşı ülkede terör örgütlerinin cirit attığını, birtakım olumsuzluklar yaşandığını dile getirerek, "Suriye bataklığının olumsuz birtakım etkilerinin olduğunu söylemek başka bir şey, bu yorumu biz de yapabiliriz. Ama buradan kalkarak, 'Türkiye'nin Suriye politikası yanlış, siz sebep oldunuz...' Bu çok ucuz bir yaklaşım" diye konuştu. 
 
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'nin hükümeti eleştirme noktasında aynı cümleleri sarf ettiklerini, çoğu zaman terör örgütüne ve uzantılarına laf söylemek yerine terörle mücadele eden hükümeti suçlamayı daha kolay yöntem olarak gördüklerini ifade eden Akdoğan, şöyle devam etti:
 
"Şimdi burada biraz haksızlık yapılıyor. Suriye politikasında bunun alternatifi ne olabilir? Türkiye ne yapsa doğru yapmış olurdu, bunu masaya yatıralım. Yani Türkiye içine kapılıp, 'Hiç umurunda değil, dünyada ne oluyor, Suriye'de ne oluyor, ben kendi içime kapandım, duvar ördüm sınırlarıma, ben karışmıyorum' diyebilir mi, herhangi bir ülke diyebilir mi, yani Avrupa ülkeleri veya herhangi bir ülke diyebilir mi, dese anlamı var mı? Milyonlarca insan size doğru koşuyor, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, ölümden kaçıyor, şimdi ne yapacaksınız? Yani 'Yok ben Suriye meselesiyle ilgilenmiyorum, sınırlarımı da kapattım, siz orada ölün mü' diyecek siniz? Böyle bir şey olabilir mi?"
 
Akdoğan, istikrarı, demokrasisi, ekonomik performansı ile örnek gösterilen bir ülkenin Suriye'de yaşananlara seyirci kalmasının mümkün olmayacağını anlatarak, şunları söyledi:
 
"Bir Esad rejimi var, insanları katlediyor, yüz binlerce insanı öldürdü, sen ne yapacaksın? Mısır'da darbe olacak sesini çıkarmayacaksın, Suriye'de bir zalim yönetim insanları katledecek, sen sesini çıkarmayacaksın, bu mümkün bir şey değil. Burada Türkiye'nin Esad rejimini eleştirmesi son derece doğaldır, göçmenlere kucağını açması son derece doğaldır. Muhalifleri niye destekledi, yani orada muhalif dediğimiz Esad'ın öldürmeye çalıştığı halktan bahsediyoruz. Bu halk bir tepki ortaya koyuyor, siz Esad'ı eleştirdiğiniz anda zaten muhalifleri de destekliyorsunuz."
 
Başbakan Yardımcısı Akdoğan, Türkiye'nin Suriye'ye girerek, ülkenin geleceğine yön vermeye çalışmadığını, müdahaleci bir tavır üstlenmediğini kaydetti. 
 
Sorunun bu hale gelmesinin faturasının Türkiye'ye kesilemeyeceğine işaret eden Akdoğan, "Zamanında Türkiye'nin uyarıları dikkate alınsaydı bu noktaya Suriye gelmezdi, 'IŞİD' diye bir örgüt de çıkmazdı, bu kadar olumsuzluk da yaşamazdı, sorun daha da derinleşmezdi" dedi. 

MHP ve CHP'nin de gerçekçi bir Suriye politikası önermediklerini dile getiren Akdoğan, "Türkiye veya herhangi bir demokratik ülke insan hak ve özgürlüklerine sahip çıkan bir ülke gidip, eli kanlı bir diktatörle tokalaşabilir mi, böyle bir rejimle işbirliğine girebilir mi? Bu mudur önerdikleri Suriye politikası. Bunu siz yaptığınız andan itibaren kendi insanlarınızın yüzüne bakamazsınız, bırakın Suriye halkının yüzüne bakmayı..." diye konuştu. 
 
Akdoğan, Suriye'deki olumsuzlukların bölgeyi etkilediğini ancak Türkiye'nin ülkenin ulusal güvenliği ve çıkarlarının korunması için çok ciddi çaba gösterdiğini belirterek, çok sayıda ülke küçülürken, Türkiye'nin büyümeye devam ettiğini, ekonomik olarak başarılı bir performans sergilediğini kaydetti. 
 
"HUKUK BARO BAŞKANI İÇİN DE GEÇERLİ"
 
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi hakkındaki yakalama kararına ilişkin, "Bu konu çok tartışılacak bir konu değil. Çok açık, ayan beyan bu örgüt terör örgütüdür. Bunu görmek lazım. Bununla ilgili yakalama kararı çıkartılması, hangi maddeden işlem başlatılmış bilmiyorum ama bu ülkede hukuk kuralları varsa sokaktaki vatandaş, baro başkanı ve yazar için de geçerlidir" dedi.
 
Akdoğan, 1 Kasım seçimleri öncesinde 7 Haziran'dan farklı bir atmosferin olduğunu düşündüğünü, seçim çalışması için gittiği illerde ve katıldığı programlarda bunu görebildiğini söyledi.
 
"AK PARTİ BURADA ÇOK SORUMLU DAVRANDI"
 
Vatandaşın fikrinin oluştuğunu, yaşananları değerlendirdiğini ve 7 Haziran'da bir iradenin tezahür ettiğini ifade eden Akdoğan, vatandaşın seçimden sonra da ayrı bir değerlendirme yaptığını, bütün partilere notunu vermeyi sürdürdüğünü belirtti.
 
Akdoğan, hükümet kurma sürecinde, terör olayları karşısında, kimin sorumluluk üstlendiğini, kimin istekli olduğunu, kimin sorumluluktan kaçtığını, kimin her şeye "hayır" dediğini vatandaşın not ettiğini anlatarak, "Bir de partilerin ortaya koyduğu beyannameler var. Bunlara baktığımızda bu üç halkanın da değerlendirildiğini görüyoruz. Buradan yeni bir politik tutum, kanaat şekillendiğini görüyoruz. Bunun daha bizim lehimize olduğunu düşünüyorum. AK Parti burada çok sorumlu davrandı. Seçimden sonra yapıcı dil kullandı. Ülkeyi hükümetsiz bırakmamak için fedakarca hareket etti. Herkese elini uzattı. Terör saldırısından sonra Başbakanımız çağrı yaptı. Bu süreci nasıl yönetebiliriz bunun gayreti içinde oldu" diye konuştu.

Akdoğan, AK Parti'nin seçim beyannamesi ve kendini yenileme anlamında seçim sonuçlarını doğru analiz ettiğini, bu konuda çok çaba sarf edip vatandaşın taleplerini dikkate alarak hareket ettiğini dile getirdi.
Vatandaşın sandığın önüne gelmesini beklediğini anlatan Akdoğan, "Diğer partilerin yanlış yaptıkları şeyler de etkiliyor. Atık sonuca bakacağız. Önümüzde daha bir süreç var. Hayatın normalleşmesi gerektiğini vurgulayalım. Terörün oyununa gelmemek, siyasete güç vermek, hayatı normalleştirmek, tekrar sandığı ve seçimi ön plana çıkarmak, vatandaşların korkmadan ürkmeden sandığı gitmeleri ve iradelerini yansıtmaları önemli" ifadesini kullandı.
 
"ONUN VARLIĞINA TAHAMMÜL EDEMİYORLAR"

 
Akdoğan, "AK Parti'nin reformcu kimliğini kaybettiği ve otoriterleştiği" şeklindeki söylemlerle ilgili şöyle konuştu:
 
"Bunların hepsi algı operasyonu. Kaç yıldır Türkiye otoriterleşiyor, eksen kayması var... Bunlar AK Parti'nin en çok reform yaptığı yıllarda başladı. Bizim en çok demokratikleşme paketlerini geçirdiğimiz dönemde başlayan bir algı operasyonu bu. 'AK Parti'yi deviremiyoruz, her yolu denedik ama bunu başaramıyoruz' diyenler bunun üzeriden meseleyi kişiselleştirerek, 'Bir şekilde Tayyip Erdoğan'ın bileğini bükersek, AK Parti'yi yenmiş oluruz ve Türkiye'de istediğimiz düzeni kurabiliriz' diye düşünüyorlar. Tayyip Erdoğan ve AK Parti üzerinden başlayan bir karalama kampanyası var. Bu, uluslararası zeminde başladı. Bunların bir inandırıcılığı yok. Koalisyon sürecinde ülkücü camianın tabanındaki insanlar nasıl bakıyordu AK Parti ile koalisyona. Sıcak bakıyorlardı. Tek bir kişi 'olmaz' dedi ve olmadı. Bir kişinin sözü geçiyor. Siz tek adam görmek istiyorsanız gidip oraya bakacaksınız. 
 
AK Parti ve Tayyip Erdoğan karşıtlığı derken bir taktik değişikliğine gittiler. Daha önce ideolojik olarak saldırı vardı. Kapatma davaları, e-muhtıralar filan. Toplum büyük kesimine dönük bir antipati şeklinde ideolojik bir kavga olarak ortaya çıkıyordu. Sonra baktılar ki bu başarılı olmuyor ve başka bir alana çektiler. 17-25 Aralık meselesi böyle ortaya çıktı. Bu oyuna gelmemek lazım. Bu bir algı operasyonudur. Yapanlar da amaçları da bellidir. Bakın her gün ideolojik olarak taban tabana birbirine zıt olan 4 gazete... Yan yana koyun ve nasıl organize bir faaliyet var görün. Taban tabana zıtlar ama aynı başlıkları atıyorlar, aynı merkezden besleniyorlar. Bunlar kalkıp AK Parti'ye, Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu'na laf yetiştiriyorlar. Bu bir gazetecilik, toplumu bilgilendirme faaliyeti değil. Onun varlığına tahammül edemiyorlar."
 
"KÜRT SEÇMEN MESELENİN İÇ YÜZÜNÜ GÖRDÜ"
 
Akdoğan, 7 Haziran'da alınamayan Kürt seçmen oylarıyla ilgili, bölge açısından konuya bakınca burada bilinç altına empoze durumunun olduğunu aktardı.
 
Kürt seçmenin "HDP barajı aşmazsa kıyamet kopar. Aman ha HDP barajı geçsin de ortalık karışmasın şeklinde" yönlendirildiğini vurgulayan Akdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Bölgede bu korkuyla birçok insan 'Bunlar geçsin de başımız ağrımasın' diye düşündü. Diğer bir yanlış algı da, 'Devlet bunlarla anlaştı burayı bunlara terk etti. Biz bunlara yaklaşalım.' Bu hadiselerde görüldü ki bunların ikisi de doğru değil. Devlet hiçbir yeri hiç kimseye bırakmaz. Bu vatan topraklarının her bir santimetrekaresinde devletin otoritesi vardır. Bu yanlış algıların çökmüş olmasını önemli buluyorum. Örgüt eylemsizliği bitirdi, çatışmalar, operasyonlar başladı. Vatandaşın bunu da anlamaya başladığını düşünüyorum. Vatandaş bunu gördü. Şehir merkezinde silahlı illegal yapılanmalarla kalkışma içine girmesi, orada halkı rahatsız etmesi, halkın yolunu kesmesi, çocuğunu kaçırması. Son yaşanan olaylar oradaki vatandaşın günlük yaşamını etkiledi. Örgütün hezeyanları vatandaşın günlük yaşamını çekilmez hale getirdi. Bir tarafta hizmet eden, halkını kucaklayan, reform yapan, iyi niyetle sonuca giden, meseleleri çözmeye çalışan hükümet, devlet var. O tarafta da her türlü zulmü yapan, kendisinden olmayan Kürtlere yaşam hakkı tanımayan bir örgüt var. Bundan dolayı vatandaşımızda daha farklı bir algı oluşabileceği kanaatindeyim. Büyükşehirlerde farklı sebeplerle HDP'ye oy veren kesimlerin, iş adamlarının olduğunu biliyorum. Bunlar da meselenin iç yüzünü, gerçeği gördüler. Bunların Türkiyelileşme, şirinlik konusunda bir numaralarının olduğu görülmeye başlandı. Bunları büyükşehirlerdeki seçmen davranışına da etki edeceğini gördük."
 
KIRŞEHİR'DEKİ OLAYLAR
 
Akdoğan, "Kırşehir'de ve son dönemde Batıda yaşanan olaylarda, Kürt eşittir PKK damarı mı oluştu?" sorusuna karşılık, bunun son derece yanlış bir algı olduğunu, Kürtlerin Türk milletinin canı ciğeri olduğunu ifade etti.
 
Terörün amacına ulaşamamasında Kürtlerin basiretli davranmasının etkisi olduğuna dikkati çeken Akdoğan, bu algıyı oluşturmanın PKK'nın işine geldiğini, PKK'nın toplumsal ayrışma istediğini söyledi.
 
Kırşehir'de bir Kürt'e zarar verildiğinde öncelikle PKK'nın bayram edeceğini aktaran Akdoğan, şöyle konuştu:
 
"PKK'nın 30 yılda amacına ulaşamamasının bir sebebi devletin yürüttüğü mücadele, bir sebebi de halkın bu işlerin parçası olmamasıdır. Kim komşusuna, Kürt kardeşine kem gözle bakarsa bu terör örgütünün ekmeğine yağ sürmek olur. Bu oyuna gelmemek lazım. Biz onlarca yıldır bu oyuna gelmedik. Bu etle tırnak olmanın ötesinde bir kaynaşma halidir. Alevi, Sünni, Kürt, Türk, doğulu, batılı hep birlikte Türkiye'yiz. Hep birlikte bu Cumhuriyet'i kurduk. Geleceği de ortak bir şekilde inşa edeceğiz. Kesinlikle bu oyuna gelmemek lazım. Bu, örgütün ortaya koyduğu bir stratejinin sonucudur. 'Kaos çıksın, toplumsal olaylar olsun', bu oyuna gelmememiz lazım. Orada birtakım tatsız hadiseler yaşandı. Sonra alınan tedbirlerle devamı gelmedi. Oradaki vatandaşlarımız da şehit veren, bu vatan için canını veren, emek sarf eden insanlardır. Kim komşusunu 'Sen Kürt müsün' diye ayırıyorsa, ona menfi bir davranış içine giriyorsa o, bu ülkeye ihanet etmiş olur. Terör örgütünün işine yarayacak davranış sergilemiş olur." 
 
TAHİR ELÇİ HAKKINDAKİ KARAR

 
Akdoğan, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi hakkındaki yakalama kararına ilişkin, "(Silahlar sussun, fikirler konuşsun) demek, 'Terör örgütünü terör örgütü olmaktan çıkaralım' demek değil. 'Terör örgütünün bu vasfını ortadan kaldıralım, örgüt var olmaya devam etsin ama terörist vasfıyla olmasın, normal bir örgütmüş gibi meşrulaşsın, devam etsin.' Böyle bir amacı devletin hiç oldu mu? Olmadı. Bu örgütün ortadan kalkmasıydı. Yoksa örgütün mazur görülmesi, meşru görülmesi değil. PKK'nın terör örgüt olup olmadığını herkes biliyor. 30 yıldır bu örgüt binlerce sivili katletti. Bunu o hayatını kaybedenlerin ailelerine sorun bakalım. Bu terör müdür, değil midir. Örgüt meşrulaştırma çabaları da ayrıdır. Terörü teşvik etmek. Bunu basın da yaparsa kim yaparsa yapsın ileri demokratik ülkelerde terörü teşvik etmek ayrı bir suç kategorisidir" ifadelerini kullandı.

Elçi'nin televizyon yayınındaki sözlerini yakından takip etmediğini anlatan Akdoğan, "O şahıs ne dedi, ne demedi bilmiyorum ama PKK binlerce insanın canına kastetmiştir. Güvenlik güçleri de bu milletin evladıdır. Onların hayatlarına kastedilmesi de terördür. Bu konu çok tartışılacak bir konu değil. Çok açık ayan beyan bu örgüt terör örgütüdür. Bunu görmek lazım. Bununla ilgili yakalama kararı çıkartılması, hangi maddeden işlem başlatılmış bilmiyorum ama bu ülkede hukuk kuralları varsa sokaktaki vatandaş, baro başkanı ve yazar için de geçerlidir" diye konuştu.
 
ANKARA'DAKİ TERÖR SALDIRISI
 
Ankara'daki terör saldırısında hayatını kaybedenlerin yakınlarına sağlanan sosyal hakla ilgili soruya karşılık Akdoğan, bu konunun çok istismar edildiğini dile getirdi.
 
Bu istismarın çok ayıp olduğunu, gerçeği yansıtmadığını, konuyu belli kesimlerin çok köpürttüğünü anlatan Akdoğan, şunları kaydetti:
 
"Bu ülkenin vatandaşları hayatını kaybetti. İster trene binmek için oraya giden vatandaş olur, ister simitçi olur veya oraya gösteriye gelen olur. Bunların kimi çocuğunu, kimi anasını, babasını, eşini kaybetti. Bu mağdurlara sahip çıkmak devletin ve milletin görevidir. Burada şehit statüsünün ne olduğu bellidir. Terörle mücadele eden güvenlik güçleri şehit statüsündedir hukuken. Terör olaylarında hayatını kaybeden vatandaşlar da terör mağduru statüsündedir. Bu kişilere şehitlik statüsü verilmiş değil. Bununla ilgili daha önce çıkan bir yasa var. Bu olaydan sonra getirilmiş bir düzenleme değil bu."
 
SEÇİM ANKETLERİ

 
Akdoğan, vatandaşın 7 Haziran'dan sonra yaşananlarının notunu çok iyi şekilde verdiğini aktardı.

Vatandaşın kanaatinin oluştuğunu belirten Akdoğan, "Anketler AK Parti'nin oylarında artış olduğunu gösteriyor. Burada, alınan yüzdeden daha önemlisi milletvekili sayısı. Vatandaş şunu da görmüş. Güven ve istikrar çok önemli. Gelecek ve hedefler açısından en temel belirleyici kavram güven ve istikrar. Bu da tek parti iktidarı olursa olur. İnşallah hayırlı bir sonuç çıkar. Bıçak sırtı denebilir. Yüzde kadar milletvekili dağılımı da önemli ama milletvekili sayısı neye tekabül edecek burada rehavete kapılmamak lazım. Vatandaşımızın iradesini ortaya koyması sandığa gitmesi önemli" dedi.