Düşünce Özgür Değilse, Hepimiz Tutsağız…

İnsandan, konuşuyoruz: İnsanın en temel hakkıdır; özgürce düşünmek…

Bir genel yanılgı, özgür düşüncenin dar yorumudur.

Özgürce düşünmek kimsenin ayrıcalıklı alanı değil, toplumun malıdır.

Bu hak her dilediğinde, izinsiz, sınırlamasız, baskıya uğramadan; kullanılabilmelidir.

“Dokunulmaz” olan “mevki, makam” değil, işte bu hakkın özüdür.

Özgürce düşünmek ve düşündüğünü ifade edip, toplumla paylaşabilmek…

Yalnız siyasetçi ya da yazarlar için değil, iş adamları ve çiftçiler için de önemlidir.

Bilişim çağında fikri mülkiyeti de içeren sermayenin güvencesi, düşünce özgürlüğüdür.

Emekçinin dayanağı iş akitleri kadar ‘düşünce özgürlüğünün varlığı’dır.

Hukuka adaletin ruhunu katacak.. ve ruhunu şeytana satanların ipliğini pazara çıkaracak olan!

Kaldı ki, bu hakkın dar yorumu yapılırsa, kral, kilise, senyör bulamacı bir burjuvazi belirir.

İnsanlık tarihinin, sınıf bilinci ve savaşların acı deneyimiyle dengelenmesi ihmal edilir.

Ortak aklın örgütlenme lisansı olan bu ‘hak, modern devletin başat kalite belgesidir.

Yönetimin iyileştirilmesi, kaynakların bölüştürülmesi, sınırların korunması, özgürlükle olur.

Düşünce özgürlüğünün gelişemediği yerde, güçler ayrımı da zaten geçersizidir.

Demokrasi ile otoriterlik bir arada yaşamaz. Kontrolsüz güç, totaliterliğe varmadan, durmaz!

Bir başka yanılgı düşünmek fiili ile o düşünceyi açıklamak ediminin bölünmesindedir…

Zihnin dehlizlerinde tutsak olan bir düşünce, düşünce değil rüyadır, kabustur…

Onu açıklayamamak insan doğasına en aykırı bir durum, en katlanılmaz işkencedir.

“Düşünce”, “özgürce”, “açıklamak” sözcükleri ne dar yoruma sığar ne de bölünebilir.

Doğrusu, “düşünceyi özgürce açıklayabilmek” diye okunmalı ve uygulanmalıdır.

Toplum limanına vuran devrim, darbe, alt üst dalgaları geride yontulacak taşlar bırakırlar.

Bir toplum geleneğine, birikimine, deneyimine yaraşır kıvamda kurumlarını yapar. 

Ve kurumları, kurallarıyla çağdaş demokrasiler, ancak düşünce özgürlüğü temelinde yükselebilir.
Yaşayışı, yasası, yapısı özgür olmayanların, Anayasa dahil üst-hukuk normlarını, özgürlüğün yapı taşları olarak işlemesini beklemek ise, suya bile anlatılmayacak bir “düştür”…