Hangi Bahar?

Ürdün’de işsizlik % 30 dolaylarında, Cezayir’de gıda fiyatları fahiş düzeyde, Bahreyn’de insan hakları savunucuları bile güvencesiz ve Suudi Arabistan’da kadınlar hala kendilerini kafeste hissederken…

Sosyal medyanın büyüsü, Aralık 2010’dan başladı, medyatik karartmayı aştı, yüz binler, yürüdü;

Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Mübarek devrildi; adı “Arap Baharı” konuldu, “Müttefikler” işe koyuldu…

Prag’da Bahar, biraz Çeklerin biraz da Macaristan’da yürüyen tankların elinde kalmıştı.

Romanya’da Çavuşesku tuğlasından fazlasını daha ılıman şekilde, Orta Avrupa halkları söküp, Berlin Duvarını yıkmışlardı.

Güney Afrika bile yıllarca dizginlendi ama en son kendisi için bir demokrasi becerdi! Latinler ise, kendi şarkılarını söylüyorlar artık!

Oysa Afrika’da ve hele ki Arap coğrafyasında işlerin kendi haline kalması beklenemez.

Bir, petrol ve gaz vahasıdır… İki, sistem, rejimden baskın, nakil akıldan öndedir…

Gerçekten, “Bahar” bir açıldı; Kaddafi, bombardıman izini süren profesyonel savaşçıların eliyle linç edildi, ama aynı “Bahar” kimi ülkelerden teğet geçirildi;

Belki bazıları için Bahar’dı…

Şu ana kadar 51 cana mal olan şu son aşağılık “Müslümanların Masumiyeti” filmine ve ondan bir önce Bingazi’de Büyükelçi Stevens ile üç personelin dramatik ölümüne kadar…

Belki de bazıları için artık Sonbahar!

Gerçekten, Batı kamuoyunda, Arap Baharı’nın, ABD, AB ve NATO ülkeleri için “Sonbahara” dönüşme trendinden daha çok dem vurulmakta…

Hasılata bakıyorlar: Libya’da kabileler konfederasyonundan “doksan dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz” adam birbirlerine silah çekmiş durumda; Merkez’e gaz veya petrolden pay veren yok. Avrupa da avucunu yalıyor.

20 Ekim 2011’deki “tarihi” konuşmasıyla, Müslüman Kardeşlerin Mısır’da “önünü açan” Obama Yönetimini;

Dogmatik bir coğrafyadan laik toplum çıkarmanın olanaksızlığını “kavramadığı” için; Avrupa Parlamentosu çevreleri de eleştiriyor.

Çok eşliliğin yasalara girmesi ve yasaların Şeriat ana fikri içinde dönüştürülmesi; “devrim” ise, bu an meselesi, gerçek, bu!

Bu, karmaşa ortamında Suriye ve İran’la “kafa bulmak” iyi de, o sınırlarda ve sularda, ‘silahlanmada, Anglosaksonlarla yarışan Rusya var, Çin var…

İsrail ile Ahmedinejad’ın söylemleri bir paranın iki yüzü gibi…

Hürmüz Boğazında tatil ilan edilmesi, ikinci Süveyş Sendromu olarak geri dönebilir…

Hesap içinde hesap, oyun içinde oyun var…

Var ama, “eski” Kıta, darboğazda ve de Amerika ise şu ana kadar Suriye’li “muhaliflere” (nasıl muhalefetse silahlı!) 140 milyon dolar aktarmış durumda…

Ve CNN dün, Afganistan’da 2000’nci Amerikan askerinin öldürüldüğünü söylüyordu!

Bu ortamda, Obama’nın seçimi Kasım’da…

O arada, eski Kıta’a da darda…

İspanya ekonomisi siyasal dengelerini zorlamakta; Yunanistan “borç karşılığı işten adam atma sözü verildiği” bir dönemde; Kafkaslar kazan; Japonya, kaynak avcılığı için denize donanma eşliğinde açılıyor, vesaire, vesaire…

Herkesin derdi kendine. Dünya’yı yeniden keşfedecek zamanlar değil. Dünya, dönüyor!

Başkalarından taşıyamayacakları yükleri yüklenmesini istemek ya da kendinizi arzın merkezinde sayarak, başaramayacağınız işleri talep etmek, en azından, yarasızdır.

Kaygı payı içinde saklı bir nükte ile bitirelim:

Araplara “demokrasi geldiğinde” o demokrasi, çok farklı bir hale mi bürünür, yoksa, Batı Dünyası, o arada, skolastik tepkilerle mezheplerle ayrışan ve yabancı düşmanlığında pik yapan bir  “arap saçına mı döner?”, bu da ayrı bir sorudur…