Küresel Bir Sorun Olarak Enerji

Ülkelerin Birleşmesinde veya halkların çözülmesinde enerji sorunu başattır.

Avrupa’nın enerji ekseninde oluşturduğu “Birliği”nde, ülkelerin kendi içinde bile çatlamalar oldu.

Tapusu enerji havzasında olan zengin bölgeler, yoksulla arasına mesafe koyarken; yoksul ülkeler de zenginlerin tasallutu altında; buna emperyalizm diyorlar ve kent devletlerini müjdelese de (!) mutlak sömürü vaat ediyor.

İçtikleri petrol, çıkardıkları gazdır; arada altın da kaçırırlar,, fakat asıl besin kaynağı; insan kanıdır!

Dünya’nın adaletsiz servet yığınağı ile ülkelerde halkların adaletsiz milli gelir dağılımı; bir büyük ölçüde; enerji kaynaklarının üretimi, tüketimi, yeniden üretimi ve denetiminden gelen bir hasılattır.

O arada enerji,, siyasetçilere bırakılamayacak kadar insani bir konudur; diyor çevre örgütleri… Fakat, siyaset ile bu yoğunlukta iç içe geçmiş daha başka pek az olgu vardır…

Yanı başımızda Suriye vahasında çatışma an meselesi… Kısa bir süre öncesinde Libya’daki “kriz” dolayısıyla, yakın tarihte ikinci kez petrol “stoklarına” başvurulmak zorunda kalınmıştı.

Şam’a saldırı bir politik karardır; olası ilk faturası ise, benzin, mazot zammıdır!

Öte yandan hatırı sayılır bir hidrokarbon rezervine sahip olduğu bilinen Doğu Akdeniz önümüzdeki dönemde Dünya siyasetini tahmin edilenden çok daha fazla etkileyecektir.

Unutmayalım; Dünya petrol üretiminin yüzde 35’i ve doğal gaz üretiminin yüzde 20’si Kuzey Afrika ve Ortadoğu^da sağlanmaktadır. Denizi; bütün varyantlarıyla Akdeniz’dir…

Rumlar; AB’nin desteğini aldılar; Mısır ve Lübnan ile Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmalarını imzaladılar, İsrail’e zeytin dalını uzattılar ve Kıbrıs Adası çevresinde petrol, gaz koklayan en iyi korsan kesildiler.

Rum’u coşturan belli de; genel olarak Türkiye’yi durduran siyaseti anlamak mümkün mü?

Türkiye, ki, geçen yıl öngörülenden 10 milyar fazlasıyla 59 milyar dolarlık bir enerji ithalatı faturası ve doğalgaza, benzine zam yağdıran bir ülkedir; buna karşılık “ne yapacağım değil, Bor da dahil nasıl satacağım?” diye düşünmektedir.

İşte enerji bu nedenle siyasetle çok ilgilidir… “Rüzgar, güneş, jeotermal üretimine yönelmek gerekir diyoruz”; bunun yerine dereleri öldürmek, nükleeri el yordamıyla dikmek istiyoruz.

Fakat, işin eylemi ile söylemi Dünya genelinde de çatallı bir dile işaret ediyor:
ABD alternatif enerjide teknolojik gelişmelere sahip ama o da, Körfez’in Şeyhlikleri gibi “petrol ülkesi” olarak siyasetini tanzim etmiş durumda…

Dahası var… Sizin “uysal” Filistin’e güneş enerjisi götürmeniz “taşkın” İsrail’de jeotermali devletleştirmekten daha zor olamayabilir…

Biraz da görgüsüz bir yeni demokraside, “rüzgara” zenginlerin yelkenlerini şişirsin diye bakmak, bu alanda bürokrasiyi yüreklendirmekten kolaycadır.

Buna karşılık, örneğin, Almanya yenilenebilir enerji konusunda olağanüstü bir çaba içinde onun ve Fransa’nın nükleeri okumasıysa farklı; Almanlar; Japonya’daki son kazadan sonra “en güvenilir” türeviyle bile, nükleere kapılarını kapattı.

Evet, standardı sağlamak ve insani, doğal bir vasatta buluşmak çok zor…

Enerji çelişkilerle dolu, çetrefil bir alan; yağma içindeki Dünya, “olimpik” bir sağduyuda buluşamaz gibi…

Yeni bir paradigma yeni bir para biriminin icadı gibi zorlayıcı…

Okyanuslar aşınmasın, flora, fauna ölmesin, iklim değişikliği metalik çağa yol vermesin; iyi güzel de; bütün bunlar halkların “dilek çeşmesi”…

Anlaşılan o ki, fosili kullanan posası çıkmış bu dünyayı, köhnemiş, külüstür, siyaset -ilkin insan enerjisini tüketerek- “yok olma” anlamında dengeleyecek!