Kadına şiddetin çözümü nedir ?

Kadına şiddetin çözümü nedir ?

Türkiye'yi yasa boğan Özgecan Aslan vahşeti sonrası tüm yurtta protestolar devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta Özgecan Aslan'ın tecavüz girişiminin ardından hunharca katledilmesi herkesi yasa boğdu. Kadınlar günlerdir sokakta olayları protesto ediyor. Tüm bunlar olurken üzücü olaylar da yaşanmaya ve hatırlanmaya devam ediyor.

Hürriyet'ten Buse Özel'in haberine göre gösterilerde kadınlara "İyi olmuş" diyen erkekler medyaya yansırken, polisin bazı kadınlara şiddet uygulaması da dikkat çekti. 2002 - 2009 yılları arasında Türkiye'de kadın cinayetleri yüzde 1400 gibi inanılmaz bir hızla artış göstetrirken, sadece geçtiğimiz Ocak ayında 27 kadın katledildi ve yaşam hakkı ellerinden vahşice alındı. Bu kadınların çoğunluğunu ise yine "eski eş, yeni eş, sevgililer" oluşturdu. Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın Ruh Sağlığı Çalışma Birimi'nden psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Şahika Yüksel ve yine TPD Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi Çalışma Birimi üyesi ve psikiyatri uzmanı Doç. Dr. Burhanettin Kaya, hem Özgecan Aslan olayını, idam cezası ve hadım etme önerisini hem de kadına şiddetin nasıl geliştiğini, aşılabileceğini anlattı.

ŞİDDETİN EN ÖNEMLİ NEDENİ CİNSİYETÇİLİK

- Sizce kadına yönelik cinsel, fiziksel, psikolojik şiddetin altında yatan nedenler nelerdir?

Şahika Yüksel: Kadına yönelik cinsel, psikolojik, ekonomik her türlü şiddetin altındaki en önemli neden cinsiyetçiliktir. Bunlar her zaman kaba güç kullanılarak yapılmaz. Çok kere "Kadın başımızın tacıdır", "Korunması gereken bir çiçektir", "Evde ortursun biz ona bakalım" ifdadeleri ile denetimini onların genelde aile üyesi olan erkeklere bırakılmasıdır.

CİNSİYETÇİLİK NEDİR?

Prof. Dr. Şahika Yüksel her şeyden önce cinsiyetçiliğin tanımının yapılması gerektiğini belirtiyor: Cinsiyetçilik kısaca kadın ve erkeğe farklı davranmaktır. Kadınları erkeklerden ayrı olarak kamusal alandan uzaklaştıran, onları eve ve evdeki erkeklerin kontrolüne, kararlarına bağlayan bir tutum ve davranışlar bütünüdür.

KADINI ŞİDDETTEN KORUMANIN YOLU KADINLARIN BAĞIMSIZ OLMASI

- Peki bu süreçte idam cezası gibi cezalar dile getirilmeye başladı. Bu aslında ceza kavramıyla ne kadar uyuşuyor?

Şimdi bizim buradaki sorunumuz nedir? Kadınlara yönelik şiddetin ortadan kaldırılması. Kadınlara yönelik söz edilen şiddet onlara en ağır şiddet biçimi olan cinsel saldırı ve yaşam haklarını ellerinden almak oluyor. O zaman buradaki hedef, kaynak olan nedenleri kaldırmaktır yani cinsiyetçilik ile savaşmaktır yani kadınların bağımsız olmalarıdır.

HADIM YA DA İDAM CEZA YÖNTEMİ DEĞİL

İdam cezasına gelirsek cezalar caydırıcı olması için yapılan ve bazı kişilerin suçlarının sorumluluğumu taşıması için düzenlenmiş hükümlerdir ama cinsel şiddetle ilgili çok önemli bir bilgimiz var. Cinsel saldırıyı yaşayan kadınların önemli bir kısmı bunu açıkladığı zaman saldırgan değil cinsel saldırıyı yaşayan kişiler "kirlenmiş" gibi söylemlere maruz kalacağı, aşağılanacağı için gizli kalıyor. Dolayısıyla saldırı yaşayan yüz kadından sadece 15'i adli makamlara başvuruyor ve bunların çok küçük bir bölümü sonuna kadar takip edip sonuç alıyor. Biz sadece ufak bir bölümünü yakalayabiliyoruz ki bu bilinmeyenlerin çoğu aile içinde yaşanan cinsel saldırı ve şiddet. Bu kişiler kenarda kıs kıs gülüp duruyor ve onlara hiçbir şey yapılamıyor. Cezaların caydırıcı olması gerekiyor. İkincisi çok vahim bir hata daha yapılıyor, o da kastrasyon yani hadım edilme konusu. Bir kere cinsellikte yaşamn hakkıdır.

"HIRSIZIN ELİNİ Mİ KESECEĞİZ"

Uygunsuz cinsel saldırıda bulunan kişilere böyle bir ceza uygulamak hırsızın elini kesmek gibidir. Hırsızlık yapanın elini mi keseceğiz ki cinsel hayatını ortadan kaldıralım. Daha kötüsü bu işe doktorlar da alet ediliyor ve tıbbın bir ceza vermesi bekleniyor. Bu bir ceza yöntemi değil. Uygun bir rehabilitasyon yöntemi tedavi olarak kullanılabilir.

'PEMBE OTOBÜS KADINLAR EVDE KALSIN DEMEK'

- Pembe otobüs önerileri için ne düşünüyorsunuz?

Şimdi bir kere cinsiyetçilik içinde en başta kız çocuklarına pembe, erkeklere mavi yakıştırılır. Burada da pembe otobüs veriliyor. Burada bile bir garipliğin olduğuna dikkat çekmek isterim yine kadınlar kadın olduğu için evde kalsınlar, daha az seyahat etsin kamuya çıkmasın, eğitim, yaşam haklarını ellerinden alalım anlayışı oluyor. Burada yapılacak şey erkeklerin kendine dönüp "Niye erkek olmak bize bu hakkı veriyor? Erkekler neden başkalarının bedeni üzerinde uygunsuz davranışlarda bulunyor? diye sorması lazım. Kadını saklamak kimin haddine düşmüş bir şey. Kadın da erkek de sokağa çıkma hakkına sahiptir. Birbirlerine uygunsuz bakmamaya, el amamaya, küfretmemeye mecburdur. Mesela kızlar 10 yaşından sonra alt katta okusun, merdivenden inerken etekleri görülür gibi giderek "Boş bulduğun yerde sarkıntılık edebilirsin zihniyetini" getiriyor. Bu tamamen kadınlara karşı ayrımcılığı yükselten bir ifade oluyor.

KADINA PEMBE OTOBÜS YARATIYORSAK ERKEĞE DE ZİNCİRLİ OTOBÜS YARATALIM

Doç. Dr. Burhanettin Kaya da pembe otobüs önerisini şöyle değerlendiriyor:

Pembe otobüs demek her an tecavüz edilebilir bir grubu korumaya almak demektir. O zaman erkekler için de zincirli bir otobüs mü yaratalım. Kadının her an tecavüz edilebilir bir grup olduğu algı oluşturabilir. Bu demektir ki "Kadınlar her an erkeğin nefsini hareketlendirir ve erkekler tecavüz etmek zorunda kalabilir. Böyle bir algıyı yaratıyor. Pembe otobüsler riskli. .

İNSAN ÖLDÜRMEK İNSANIN UYGULAMAMASI GEREKEN BİR CEZA

- İdam cezasının olduğu ülkelerde istatistiksel olarak tecavüzün hala yaygın olduğu görülüyor. Bu da sanırım idam cezasının etkin bir ceza olmadığının örneği.

Prof. Dr. Şahika Yüksel: İnsanları öldürmenin, insanların uygulamaması gereken bir ceza olduğunu söylüyorum. İkincisi bu caydırıcı bir şey değil az önce de söylediğim gibi. Bir de cinsel saldırıyı yaşayan kadın "Kuyruk sallamıştır", "Uygunsuz davranışta bulunmuştur" ve "Edepli değildir" diye yaygın inanışlar, söylemler vardır. Bunlar kesinlikle doğru değildir. Hiçbir zaman da bilimsel çalışmalarla doğrulanmamıştır. "Uçaktaki hostes kırmızı ruj sürdü" gibi nedenlerin bir cinsel saldırı daveti olmadığını hatırlamamız lazım. Cinsel konular ne kadar gizlenirse o suçlar da uygunsuz davranışlar o kadar gizli kalır ama azalmaz.

"EN İYİ ÇÖZÜM KIZ VE ERKEK ÇOCUKLARIN BERABER BÜYÜMESİ"

Bunun çözümü ise küçük yaştan itibaren kız ve erkek çocukların bir arada olması, beden sınırlarının neler olduğunu bilmesi ve yaşlarına uygun olarak, okul öncesi eğitimden başlayarak ve sonraki dönemlerde cinsel eğitimin verilmesi gerekiyor. Karşıdakine zarar vermemesi gerektiğini, kadınları aşağılamamayı, erkeklerin de öğrenmesi mümkün.

"KADINA ŞİDDET UYGULAYANLARIN AKIL SAĞLIĞI BOZUK DEĞİL"

Ruhsal Travma konusunda önemli çalışmalar yapmış olan Doç. Dr. Burhanettin Kaya öncelikle erkeklerin toplumsal hayata girdiği andan itibaren yetiştirilme tarzının erkeğin egemenlik kurabileceği anlayışına göre olduğunu belirtiyor.

- Bu cinsel, fiziksel şiddet uygulayan erkeklerin psikolojisi sağlıklı mı yoksa gerçekten akli dengeleri yerinde olmayan kişiler mi uygular?

Doç. Dr. Burhanettin Kaya: Çoğunlukla insanların aklına hep bireysel bir sorunmuş gibi gelir, öyle yorumlama eğilimi vardır. Sanki şiddet uygulayanın psikolojisinin yansıması gibi gösterilir oysa öyle değildir aslında bunun temel noktası erkek egemen düşünce yapısıdır. Yani kendinden daha güçsüz olarak algıladığı insanın bedeni üzerinde tahakküm uygulamadır.

Kadına şiddet uygulayanlar akıl sağlığı bozuk olanlar değildir ama bunu yapma gücünü kendinde görenler, normal cezai ehliyeti olan, içimizdeki insanlardır. Çünkü erkek çocuk toplumsal hayata girdiği andan itibaren hep bir kadın üzerinde egemenlik kuracağına dair algıyla büyür.

"ASLAN OĞLUM, KIZLAR SANA KURBAN OLSUN"

- Erkek çocuklar yetiştirilirken, toplum ona nasıl bir algı aşılıyor?

Toplumsal hayata girdiği andan itibaren hep bir kadın üzerinde egemenlik kuracağına dair algıyla büyür, "Aslan oğlum, kızlar sana kurban olsun" gibi cümlelerle yetişirler. Erkeğe atfedilen güç değil ama kadına atfedilen kurban olduğu algısı ile yetiştirilir. Yine eğitimi sırasında okulda başka sosyal ortamda ad hep böyle bir söylem egemendir, çünkü iktidar eril bir dille vardır. Bu yüzden eril dil ile büyütülen ve özdeşim kuran bazı insanlar bunu da normal görebilir, yani kadına tecavüz etme hakkını kendinde gören, bu hakkı kanıksamış hale gelebilir. Mesela pornografi bunun en özgün örneklerinden biridir.

"KADIN KURBAN EDİLENDİR ALGISI"

Erkeğe atfedilen güç değil ama kadına atfedilen kurban olma algısı yerleştirilir. Yine eğitimi sırasında okulda başka sosyal ortamda hep böyle söylem egemendir. Çünkü iktidar eril bir dille var. Bu yüzden eril dil ile büyütülen ve özdeşim kuran gençlik bunu da normal yani bir kadına tecavüz etme hakkını kendinde görme hakkını kanıksamış hale geliyorlar. Pornografi bunun en özgün örneklerinden biridir. Erkeklerin günlük hayatında gizli ya da açık şekilde izlemekten zevk aldığı bir unsur olarak var.

ŞEHİRLER BİLE ERKEKLERİ MUTLU EDECEK ŞEKİLDE DÜZENLENİYOR

Mesela bir şehir yaşantısının düzenlenmesinde bile neredeyse hep erkeğin istekleri, beklentileri, ihtiyaçları gözetilerek bir düzen kuruluyor. Eğlence mekânları genellikle hep erkeklerin ihtiyaçlarına yönelik, kadınları gereksinimine uygun mekanlar, sosyal yaşam alanları yok ya da az. Genellikle erkeklerin gereksinimlerine uygun. Bu sadece eğlence dünyasında değil sanattan spora geniş bir ölçekte böyle.

"ŞİDDET SADECE CEZA İLE ÖNLENEMEZ KADIN DA GÜÇLENDİRİLMELİ"

Doç. Dr. Kaya, bu şiddetin önlenmesi için sadece cezanın yeterli olmadığını aynı zamanda kadının da güçlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor;

Türkiye'de hukuksal düzenlemeler de önemli çünkü Türkiye'de şiddet arttıkça daha çok cezalandırma yönünde önleme yapılıyor, cezaya odaklanıyoruz ama şiddete uğrayanı koruyan, ona şiddetin yinelenmesini önleyen, şiddete karşı durmasında güçlü kılan mekanizmaları sağlamıyor. Kadını güçlendirmede önlem alınamıyor. Aksine zihinsel olarak şiddetin üretilmesine zemin hazırlayan bir zihniyet var.

"KADINLAR DEVLETTTEN DAYAK YİYOR, DEVLET YAPIYORSA BEN DE YAPABİLİRİM"

Haksız tahrik indirimleri en önemli sorun. "Çok güzeldi", "Bana baktı", ya da "Gece geç saatte tek başına dolaşmasaydı" denilerek ceza indirimleri yapılıyor. Bir de Özgecan Aslan'ın ölümünün ardından insanların demokratik tepkilerini sokağa yansıttıklarında o kadınları bir düşman gibi algılayarak dört polisin birden, 50 kiloluk ufacık tefecik bir üniversite öğrencisini tekmeleyerek yerde döverse, bir başkası da aynısını uygulama cesaretini kendisinde bulur. Tüm kadınlar bunu protesto ettiler ama dayak yediler. Yani kadınlar devletten dayak yiyor. Erkekler de "devletin yapabildiğini ben de yapabilirim" diye algılıyor.

"KISA ETEKLE GEZERSEN BÖYLE OLUR, EN İYİ KADIN SOKAĞA ÇIKMAYAN KADINDIR" SÖZLERİ ŞİDDETİ MEŞRU KILIYOR

Mesela kadın erkek eşit değildir deniliyor. "Kısa etekle gezersen böyle olur", "En iyi kadın sokağa çıkmayan kadındır", "Hamilelerin sokağa çıkması ayıptır" “çalışan kadın ne olacağı bellidir” diyen zihniyet bu tür bir şiddetin üretilmesini meşru kılan bir algı yaratıyor.

İKTİDARIN SORUMLULUĞUNU TARTIŞMAK LAZIM

Yani bu olayın temelinde yatan siyasi gerekçeleri, iktidarın sorumluluğunu, sosyal nedenleri çözmek yerine "Hadım etmek problemi çözer mi?" sorusu peşinde koşuluyor. Yani asıl temel noktaya değil de daha magazinsel noktaya bakıyor. Bu çok üzücü. Oysa asıl uğraşılması gereken şey son yıllarda giderek artan cinayetler, şiddet.

KADIN CİNAYETLERİ YÜZDE 1400 ARTTI

Kadın cinayetleri Türkiye'de 2002 ile 2009 yılları arasında yüzde 1400 artmış durumda. Geçtiğimiz Ocak ayında 27 kadının öldürülmesi, yaşam hakkının elinden alınması ile sonuçlanan bu şiddetin nedenlerini anlamak lazım. Medya da bu sorumluluğu taşıyor ve vebalini de taşıyacaktır. Biz artık tecavüz haberlerine tanıklık etmek istemiyoruz.


BU DURUMDA İDAM CEZASI İSTEMEK FIRSATÇILIKTIR

- İdam cezası gibi cezalar dile getirilmeye başladı. Bu söylemler aslında ceza kavramıyla ne kadar uyuşuyor?

Şimdi böyle bir olayın ardından idam cezasını dillendirmeyi ben fırsatçılık olarak görüyorum. Olayın nedenlerini, kaynaklarını bulup değerlendirmek yerine şiddet ve öç alma duygusuyla değerlendirmek, onun hayatına son vermekle onun yaptığının sorumluluğunu almasını sağlamazsın ki. Bu öç alma duygusuyla yapılan bir şeydir ve idam cezası hiçbir şekilde meşru kabul edilemez. Bu açıkça kamuoyunda duyulan öfkeyi "İdam edelim" biçimine dönüştürmeye çalışmak yine insanlık suçuna ortak olmaktır.

"KADINLAR DEVLETTTEN DAYAK YİYOR, DEVLET YAPIYORSA BEN DE YAPABİLİRİM"

Haksız tahrik indirimleri en önemli sorun. "Çok güzeldi", "Bana baktı", ya da "Gece geç saatte tek başına dolaşmasaydı" denilerek ceza indirimleri yapılıyor. Bir de insanlar bazı olaylardan sonra, ya da 8 Mart Kadınlar Günü etkinlikleri esnasında, demokratik tepkilerini sokağa yansıttıklarında o kadınları bir düşman gibi algılayarak dört polisin birden, 50 kiloluk ufacık tefecik bir üniversite öğrencisini tekmeleyerek yerde döverse, bir başkası da aynısını uygulama cesaretini kendisinde bulur. Tüm kadınlar bunu protesto ettiler ama dayak yediler. Yani kadınlar devletten dayak yiyor. Erkekler de "devletin yapabildiğini ben de yapabilirim" diye algılıyor.