2016’yı nasıl bilirdiniz?

Yanlış filme girmiş, otobüs biletini yanlış almış insanların toplumu gibiydik... 2016 başımızdan aşağıya kaynar sular gibi indi; “nasıl bilirdiniz?” diye sormama gerek yok, neyse ki, “gidiyor” ve yeni bir yıl geliyor.. 

Mutlu ol Türkiye’m!..

‘Diyoruz, ‘diliyoruz’ ve bu girizgahı yazdıran önemli olaylar ve olgularıyla 2016’yı son kez irdeliyoruz…

Türkiye, kazanmaktan başka çaresi olmadığı bir var oluş savaşımı içindedir.

Yıllarca izlenilen dış politikanın sonucunda bölgede yanlızlaşmamız ile bölgesel aktörlerin iştahı üst üste binmiş; içinde yaşamakta olduğumuz bugünkü zorlu tablo ortaya çıkmıştır.

Gerçekten de, içeride ve dışarıda ‘terör’ aparatlarıyla, üzerimize gelinmektedir…

2016’nın bu “gelişi”, 2015’teki gidişten ve dinamiklerden de bir ölçüde okunabilir…

24 Temmuz 2015’de şehirlerimizi, kırsalımızı PKK teröründen temizlemek için harekete geçilmiştir.

Mehmetçik ve emniyet güçlerimiz bölge halkının desteğini alarak, bu savaşımı kazanmıştır.

Bundan tam bir yıl sonra sınırımızın yamacını hançerlemek isteyenlere karşı,

24 Ağustos 2016’da Fırat Kalkanı Harekatıyla yeni bir aşamaya ulaşılmıştır.

Emperyalizm bu iki aşama arasında 15 Temmuz 2016’da FETÖ unsurlarını kullanarak, darbe girişimiyle karşımıza çıkmış, ülkemizi çok büyük bir belayla yüzleştirmiştir.

15 Temmuz’da sağcı, solcu, Türk, Kürt, alevi, suni demeden Millet birleşmiş, demokrasisine sahip çıkmıştır.

Fakat bu tarihin öncesi ve sonrasında emperyalist taşeronu terör, en adi ve kalleş yüzünü yine göstermiştir…

İşte bu geride bırakmakta olduğumuz 2016 yılında..

Sultanahmet, Ankara-kuvvet komutanlıkları önü ve Kızılay, İstiklal caddesi, Atatürk hava limanı, nihayet Beşiktaş Maçka ve Kayseri’deki (en seçkin komandolarımıza yönelik) hain saldırılarda çok sayıda askerimiz, polisimiz ve vatandaşımız şehit olmuştur.

Ve en son olarak da Rusya Büyükelçisi menfur bir suikaste kurban gitmiştir…

Tüm bu olaylar rastlantı değildir ve örneğin “Kıbrıs” konusundaki neredeyse düşmanca tutumlar ve tavırlar da ortadadır.

Bu momenti dengelemek ve AB’nin masayı devirme olasılığına karşı Rusya, İran ve Suriye ekseni üzerinde yeni bir masa kurmak dahil, nihayet seçenekli dış siyaset izlenmeye çalışılmaktadır.

Ancak seçenekli dış siyasetten mutlaka Atatürk’ün “bölge merkezli siyasetine” geçilmelidir.

İç siyasete gelince…

Türkiye, toplumun en azından yarısının karşı çıktığının söylendiği “Başkanlık” tartışmalarıyla bir diğer yandan da gazetecilerle ilgili kimi kaygılar uyandıran tutuklama tasarruflarıyla, bir yılı geride bırakmaktadır.

Öte yandan, 2016 yılı, maalesef “çocuk istismarı” ve 914.432 çocuğun 'iş gücü olması utancının altında ezildiğimiz bir yıldır.

Sosyal devletin yokluğu muhtaç çaresizlerin gözyaşıdır, Adana Aladağ’da kızlarımızın bir ‘cemaat’ yurdunda yanması da bu tablonun çok hüzünlü bir yansımasıdır.

Fakat daha da acı olan “şikayetçi olmasalar da” mağdurlar kadar kurbanların ve toplumun hakkının kamu tarafından korunmasındaki kimi kaygılardır.

Bu anlamda örneğin Siirt’te yaşanılan ve 16 cana mal olan maden faciasının arka planı güvensiz, sağlıksız ortamlarda ve yetersiz denetim altında çalışmak zorunda kalınmasıdır.

Yılda 1700 işçiyi iş cinayetlerine kurban verdiğimiz bir ülkede nasıl ki, “ne yapalım işsizlik var, koşullar da bunlar” denemezse, 2016’nın bu olaylarından da yeterli ders alınmak gereklidir.

O nedenle, üretim yatırımları gerekli değil şarttır... 3. Köprü, Avrasya tünel, Osmangazi geçişi tamamdır ama fabrika açmak, iş sağlamak kamunun birincil ödevleri arasındadır.

Geride bırakmakta olduğumuz yıl üretim yatırımları anlamında -bütçeden de anlaşılacağı gibi- verimli bir yıl değildir.

Oysa paramızın ardında endüstrinin ve katma değeri yüksek malların gücünü koymamız gereklidir, bu olmadığında, ‘dövizin artışı’ ve kredi derecelendirme kuruluşlarının “puanımızı” azaltması, sadece birer sonuçtur.

Bu “beğenmediğimiz sonuçları” kanıksamamalıyız; elbet kader vardır ama 12.5 milyon insan 'mutlak yoksul, 5,7 milyon işsizimiz varken, asla ama asla "kaderci" davranamayız.

Örneğin, hayat beşte bir pahalanırken asgari ücrete sadece yüzde sekiz zam yapmak da ‘kader değildir’; olsa olsa ekonomi siyaseti tercihidir.

Diğer yanda, Genetiği Değiştirilmiş ‘hammadde’ ile üretilen gıdaların yol açacağı sakıncalara karşı toplumsal duyarlık yeterince değerlendirilememiş, o arada geleceği garanti edecek en temel sektörlerden biri olan tarım etkili biçimde desteklenememiştir.

Öğretmenlerin sorunları yeterince yankı bulamamış, sineması, tiyatrosu, operası ile kültürel kalkınmada performansımız yeterli bir ivmeyi oluşturamamıştır.

Dileyelim ki 2017 yılında üretim ekonomisine geçmek, kayıtlı bir ekonomiye kavuşmak, öte yandan, vergi adaletini ve gelir dağılımında hakkaniyeti sağlamak, enerji ve tarıma en büyük önemi vermek, o arada demokrasimizi, özgürlük alanlarını geliştirmek, için elimizden 

geleni yaptığımız bir yıl olsun.

Ve elbette vatanımız için canlarını ortaya koyan kahramanlarımıza her türlü maddi, moral ve sosyal desteği vererek, Türkiye’miz, dünya denizlerinde daha salim limanlara erişebilsin…

Bu duygu ve düşüncelerle okurlarımızın, haber3.com ailesinin ve bu yazıyı okuyan herkesin yeni yılını en içten sağlık, mutluluk, esenlik ve refah dilekleriyle kutluyor, sevgi ve saygılar sunuyorum.