Hıfzısıhha’dan GATA’ya, Depremlerden ASELSAN’a…
Son dönemde dijital mecralarda dolaşan bir haber var. Kimileri “komplo” deyip geçiyor, kimileri ise üzerinde ciddiyetle duruyor:
İran’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunduğu iddia edilen bir “hava modifikasyon merkezini” vurduğu ve bunun ardından bölgenin iklim dengesinin değiştiği söyleniyor...
Ve bu altın vuruştan sonra bakınız birden neler oluyor:
Türkiye’de, Irak’ta, İran’da artan yağışlar…
Sıcaklıklarda hissedilir düşüş…
Kuraklığın geri çekilişi…
Vuruş altın mı değil mi bilemem ama bu veriler altın'dan da, petrolden de değerli.
Şunu da soralım:
Bu kadar büyük bir değişimi sadece “tesadüf” diye mi açıklayacağız?
Ben, o kanaatte değilim.
Çünkü çağımız, artık klasik savaşların çok ötesine geçmiş durumda.
Günümüzde savaş; toprağa, suya, havaya kadar uzanan çok katmanlı bir mücadeleye dönüşmüş durumda.
Biyolojik silahlar konuşuluyor.
Kimyasal etkiler tartışılıyor. (Pandemilerin kökeni hâlâ netleşmiş değil.)
Ve şimdi…
İklim...
Evet, belki bugün “bulut tohumlama” teknolojisi resmi anlatımlarda sınırlı bir araç gibi sunuluyor. Ama kim garanti edebilir bunun çok daha gelişmiş, çok daha agresif versiyonlarının olmadığını kim tasdik edebilir?
Öte yandan, yıllardır kamuoyunda tartışılan HAARP gibi projeler yeniden akla geliyor...
Resmi açıklamalar ne derse desin, toplumların zihnindeki soru işaretleri ortadan kalkmış değildir.
...Depremler…
...İklim anomalileri…
Ve "ünlü" COVID-19 süreci...
Bir virüs, dünyayı durdurabiliyor...
Ve hâlâ şu soru ortada:
Doğal mıydı, yoksa laboratuvar ürünü mü?
Bu kadar belirsizlik içinde, insan ister istemez şu soruyu da soruyor:
"Gerçeğin" ne kadarını biliyoruz?
İşte bu noktada Türkiye’nin kendine dönüp bakması gerekiyor.
Bir zamanlar sağlık güvenliğinin kalelerinden biri olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü neden bugün eski gücünde değil?
Askeri tıbbın en stratejik kurumlarından GATA neden tartışmaların odağında kaldı?
Savunma sanayimizin göz bebeği ASELSAN bünyesinde yaşanan ve hâlâ tam anlamıyla aydınlatılamayan olaylar (gencecik mühendislerin ölümleri) zihinlerde soru işareti bırakıyor?
Bunlar tesadüfi sorular değil,
Bunlar bir bütünün parçalarıdır...
Çünkü mesele sadece bir teknoloji meselesi değildir.
Mesele; hazırlık, farkındalık ve "en son öğrenen olmama" ve egemenlik meselesidir.
Eğer siz kendi bilimsel altyapınızı zayıflatırsanız…
Kendi araştırma kurumlarınızı geri plana iterseniz…
Kendi mühendislerinize sahip çıkmazsanız…
...Nihayet başkalarının geliştirdiği teknolojilerin sonuçlarını sadece izlersiniz...
Mesele tam da burada düğümleniyor, aklımızı başımıza toplamalıyız:
Türkiye; iklim politikalarını, uluslararası (Açık Semalar vb) anlaşmalarını ve stratejik kurumlarını, yeniden değerlendirmek zorundadır.
Çünkü yeni dünyanın savaşları görünmezdir.
Ve en tehlikelisi de budur...
Dr. R.Bülend Kırmacı