Önce gazeteler bozuldu, sonra ekranlar

Ünlü yazarlarımızdan Oktay Akbal'ın savaş yıllarını anlattığı önemli eserinin adı "Önce Emekler Bozuldu" idi. “Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey.”

Son yıllarda Türkiye'de her sektörde ve her üründe bu bozulmalar sıklıkla karşımıza çıkıyor. En kötüsü de düzeltecek bir iradenin ortaya konamıyor olmasında!

Ahlak zayıfladığı zaman hiçbir şey sağlam kalamıyor, dik duramıyor maalesef!

Eskiden gıda'ya yapılan hilelerin peşinden koşan Uğur Dündar gibi dev bir gazeteci vardı. 

Haber sunucularının dünya görüşü vardı elbette ama ekranda herkese eşit mesafede haber sunarlardı. Köşe yazarları taraftı doğal olarak ama yazıları tek taraflı olmazdı!

Gazetecilik uzun yıllar önce bozuldu.

Taraf olmazsan bertaraf olursun tehdidi karşısında yaşamayı seçenler yaşadı, diğerleri yok oldular. Gazeteciler, cüzdan ile vicdan arasındaki seçimde cüzdanı seçtiler.

Aksi olsaydı, yüzlerce gazetecinin sektörden zorla emekli edilmesine ses çıkartılır, güce yaslanıp, güçlünün hakkını savunmazlardı. Örnekleri vardı.

Gazetecilik örtülü bir kamu hizmetidir ve asli görevi halkı aydınlatmak ve yaşanılanlar karşısında bilgi sahibi yapmaktır. Çok sesi çıkanı değil, haklı olanı öne çıkarmak gazetecilik etiğindendir. Önemli olan haklıyı savunmaktır. Ahlaklı ve doğru olan budur!

Güç yitirilebilir ama hak her zaman vicdanla muhasebe edilir.

Devrin bir gün son bulduğunda ve doğal olarak emeklilik günü geldiğinde bugünün yandaş gazeteciliği yarınlar için yaslanacak bir doğru bırakmıyor.

Sadece basılı gazetecilik değil. Televizyon gazeteciliği de büyük tehdit altında.

Basılı gazetecilik ile yıllardır yazıyoruz, sorun internetin gücü karşısında yenilmiş olmak değil.

Asıl sorun yandaşlık yapmaktan, gazetecilik yapmaya fırsat bulamamakta gizli. 

Asıl sorun on ayrı gazetenin neden aynı manşet ile çıktığının sorgulanmaması!

Asıl sorun yandaş gazetelerde muhalif seslere tahammül edilememesi!

Kesinlikle kabul etmesem de hadi basılı gazetecilik internet ile rekabetinde sorun yaşıyor diyelim. Peki, ekranlardakilere ne oluyor?

Haber kanallarına güven neden yok, izlenme oranı neden düşük?

Önce vicdanının sesini dinlemelidir insan. Yandaş olmak her gazetecinin kişisel tercihidir; ama gazeteciliğin gereği dürüstlük ve tarafsızlık olmalıdır. Bugün gücün gazeteciliğini yapanlar, yarın devir değiştiğinde, güç güçsüzleştiğinde; “değiştim, yanılmışım”  dese de inanılırlıkları bitip, güvenilirlikleri zedelendiği için seslerini duyurmakta zorlanabilirler!

Sermaye çok kolay yön değiştirebilir ama yazanlar ve ekran yüzlerinin taraf değiştirmesi kolay olmaz!

Bir TV spikeri iktidar temsilcisinin yanında hanım hanımcık, üsluplu ve titrek ses tonuyla sorular sorarken, muhalefet genel başkanına kahkaha ile gülüp ekranda dalga geçiyorsa, izlenmeye layık değildir!

Ben de bu kanaldan artık haber izlemiyorum, haber sunucusunu sosyal medyadan takipten çıkardım. Takip edeceğim insan bana da bir şey sunabilmeli!

Sadece bu kadın spiker değil maalesef. Çok kısa sürede anlaşıldı ki; suç sicili kabarık olan bir kişi tarafından Mansur Yavaş’a bir iftira tezgâhlanmış ve maalesef iktidar sözcüsü Sayın Ömer Çelik bu oyuna alet edilmiş. Ömer Çelik keşke biraz araştırsaydı bu oyunun bir parçası olmazdı eminim!

Ama konumuz siyaset değil ekrandaki tek sesli görüntünün çirkinliği!

Bir siyasetçiyi suçlarken uzun süre canlı yayınla pompa yayın yapılırken, suçlamalar karşısında cevap hakkı doğan Mansur Yavaş’ın açıklamalarını yayınlama gereği duymayanların dürüstlüğünden ve iyi niyetinden şüphe edilir.

Neticede her şey bir kumanda tuşuna bağlı!

A+ A-