Petrol’de Son Tango

ABD ile Irak arasında kan davasına dönüşen kavga dünya gündemini işgal ederken petrol konusu genelde, Irak petrolleri ise özelde ilgi odağı oldu. Medyamızın da geleneksel yüzeysel yaklaşımları arasında Irak petrolleri telaffuz ediliyor ancak konunun çok yönlü analizi yapılmıyor. Bu haftaki yazımızda Irak konusunda petrolün kritik bir yeri olduğunu fakat meselenin özünün Irak petrollerini ele geçirmek olmadığının analizini yapacağız.


Rusya Piste Çıktı :


İşin içine petrol girince kimsenin aklına gelmeyecek çıkar örtüşmeleri ve ittifaklar doğmakta. ABD Saddam’ı devirmeye hazırlanırken değişik cephelerde hazırlıklarını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi Ruslar Irak’a müdahaleye sıcak bakmıyor. Rusya yeni bir BM kararı istemiyor. Rusya eski kararların uygulanmasından yana. Rusya’nın bu israrında Irak petrol kaynaklarının akıbetinden emin olmaması yatıyor. Halihazırda Rusya’nın elinde Irak petrol sahalarında araştırma yapması için milyarlarca dolar değerinde projeleri bulunmakta. Ayrıca Sovyet döneminden kalma 7 milyar dolarlık bir borç askıda. Irak’ta rejim değişikliği olması durumunda, Rusya bu haklarını kaybetmek istemiyor. Ruslar çok yönlü petrol politikalarını adım adım uygulamaktalar. Son yıllarda yaptığı yatırımlarla, Kuzey Denizi’ndeki Murmansk yükleme ve dolum tesis kapasitelerini arttırarak Amerika’ya süper tankerlerle sevkiyata başlamış durumdalar. Boğazlardan geçemiyecek kadar büyük olan süper tankerler, Kuzey’den Houston’a geçen ay sefere başladı. Bu hat gelecekte Bakü-Ceyhan boru hattına fiyat rekabeti getirebilecek güçte. Kuzey’den gelen süper tankerlerle, Rusya’nın en büyük petrol üreticisi Lukoil firması Amerikan ithalatının yüzde 10’unu karşılamayı hedefliyor.


Rusların stratejisi açık. Rusya Kuzey’den sevkiyat yaparak bir yandan Orta Doğu petrolü ile rekabet ediyor, diğer taraftan Irak petrolleri konusunda söz sahibi olup ağırlığını koyuyor. Hem petrol üreticisi olarak hem de büyük devlet olarak uluslararası petrol satrancında by-pass edilmek istemiyor. Post- Saddam döneminde petrol arzı konusunda pay sahibi olmak istiyor.


Dünya Petrol Üretimi :


Tüm dünyada 1998 senesinde günde 75 milyon varil olan üretim, 2001 yılında 2 milyon varil artarak 77 milyon varile çıkmışken, talebin azalması ile birlikte 2002 yılında yine 75 milyon varile düşmüş. Buna karşılık Rusya üretimini sürekli arttırarak, 1998 senesinde günde 7.3 milyon varilden, 2002 senesinin ikinci çeyreğinde günde 9 milyon varile ulaşmış bulunmakta. Irak 2001 senesinde günde 2.4 milyon varil üretirken 2002’de 1.9 milyon varile düşmüş. Bugün Irak tam kapasite çalışırsa günde 4 milyon varil üretim kapasitesine sahip. Rusya’nın 9 milyon varillik kapasitesi ile iki ülke beraber hareket ederse, Suudi Arabistan’ın 8 milyon varillik günlük kapasitesini aşmaktalar. Toplam dünya üretimi içinde günde 28 milyon varille yaklaşık yüzde 35 payı olan OPEC’in tekel gücü zorlanabilir. İşte Amerika bu rakamları bildiği için ve Rusya’nın endişelerini bertaraf etmek için, önümüzdeki hafta Houston, Teksas’da Ruslarla ortak bir petrol sempozyumu düzenledi. Bu sempozyuma Amerikan tarafından katılım üst düzeyde olacak. Rus tarafından katılım daha da ilginç: Petrol baronları. 90’lı yılların başında uluslararası kamuoyunda prestij kaybetmiş Rus oligarşisi şimdilerde imajını düzeltme çabasında.


Japonlar da Dansa Davetli :


Ruslar batıda ve özellikle Amerika’da petrol konusunda söz sahibi olurken, dünyanın ikinci büyük ekonomisi Japonya ile ayrı ikili ilişkiler içine girmiş bulunuyorlar. Petrol ve enerji doyumsuzluğu yüksek Japonya, Rus tarihinin en büyük yabancı sermaye yatırımı olan 13 milyar dolarla iki gaz , iki de petrol projesi başlatmış bulunmakta. Yatırımın yapıldığı yer çok ilginç: Shakalin adası. Shakalin Japonya’nın en kuzey üç adasından sadece 40 kilometre uzakta. Japon’lar her zamanki sağlamcılıkları ile sınırlarının dibinde yeni bir ‘ Sibirya Kuveyti’ yaratma çabasındalar.


Türkiye gibi Japonya da enerjiyi çok pahalıya mal etmekte. Doğal enerji kaynaklarından yoksun Japonların talebi, Alaska, Bruney, Avustralya’dan sonra şimdi de Sakhalin adasının kaynaklarına yöneldi. Japonya’nın rekabet gücünü sürdürebilmesi için enerjiyi ucuza mal etmesi şart. Bunun yolu da yanıbaşındaki Rus petrol ve doğal kaynaklarını mobilize etmekten geçiyor. Orta Doğu üreticileri şu anda ‘Asya Primi’ adı altında , Japon’lardan ve diğer Doğu ülkelerinden varil başına 1.5 dolar ekstra fiyat tahsil ediyorlar. İşte bu nedenle Shakalin petrolünün tamamı Asya tarafından tüketilmeye aday.


Caz Band Şefi Amerika :


Büyük petrol şirketleri Rusların işin içine girmesinin yararını anladılar. Başkan Bush’un yönetiminde büyük etki sahibi olan Başkan Yardımcısı Cheney, Haliburton enerji şirketinin eski yönetim kurulu başkanı. Dünya petrol gerçeği ve Rusların psikolojisini iyi değerlendirip Rus petrol şirketlerinin sahiplerini ve üst düzey yöneticilerini Teksas’a davet etti. Toplantıya Amerika iki bakanla en üst düzeyden katılıyor. Rus tarafından katılımcı petrol baronlarının Putin’e yakınlığı malum. Bu iş çevresi her zaman Putin’e telkinlerde bulunabiliyor. Amerika’nın yapmak istediği sempozyumun platformundan yararlanıp, Rusları Irak konusunda rahatlatmak. Böylece Amerika hem BM’de siyasi anlamda daha etkili olacak, hem alternatif petrol kaynakları yaratıp OPEC’e set çekecek, hem de Irak konusunda tek başına hareket etmemiş olacak. Beni asıl şaşırtan Ruslar. Rusların arzu ettikleri prestije kavuşmaları ayrıca Saddam sonrası petrol nemasından yararlanmaları olağan. Sempozyumun sonunda ortaya çıkacak pastayı afiyetle yemek üzere uzlaşmaları doğal. Tüm bu çıkarlar ‘reel politiğin’ gerçekleri. Burada anlaşılmayacak bir taraf yok. Asıl sürpriz davranış, 10 yıllar boyu nükleer başlıkların üzerinde oturup afra-tafra atan Rusların değişimi. Ellerindeki füzelerin


sayesinde ‘Süper Devlet’ rolü oynayan Ruslar, nükleer silahların şimdiki dünyada ton balığı konservesi kadar değeri olmadığını anlayınca acil transformasyona girdiler. Şimdi Ruslar 19’uncu yüzyıl kolonistleri gibi davranıp ekonomik çıkarlarını adeta bir ‘tüccar devlet’ gibi takip ediyorlar. Acaba Ruslar da Marx’ın “ Bilinçlenme, mevcut ekonomik altyapı tarafından belirlenir” vecizesini nihayet anladılar mı dersiniz ?