''Türk siyasetinden bir Ecevit geçti... Halkçı, sevecen ve dürüst kimliğiyle...''

‘Türk siyasetinden bir Ecevit geçti.. Halkçı, sevecen ve dürüst kimliğiyle...’

Türk siyasetinin en önemli isimlerinden biri; Bülent Ecevit.

Dile kolay, politikanın zorlu, dolambaçlı yollarında tam 50 yıl.

Bir ömrün kuşatılması.

Her şeyden feragat edilmesi.

İnönü hükümetinde Çalışma Bakanlığı ile başlayan parlak bir yolculuk.

Sonraları CHP’de yükseliş ve önemli devlet adamlarından İsmet İnönü karşısında elde edilen Kurultay zaferi.

Tarihi bir başarı. CHP Genel Başkanlığı. Ardından Başbakanlık.

Türk siyasetinde sol adına elde edilen en büyük oran: Yüzde 42.

Ve o başarıda Ecevit imzası.

Halkçı kimliği ile.

Kasketi ile.

Ve halkın O’na yakıştırdığı lâkap: Karaoğlan.

Bir o kadar sevilen bir başkası:

‘Halkçı Ecevit’.

Karaoğlan’ın karış – karış Türkiye’yi gezmesi.

Eşi Rahşan Ecevit’le birlikte oluşturulan bir yeni siyaset anlayışı.

Demokratik Sol hedefler.

İnançlara saygılı bir politik tavır.

Emeğe ve çalışana saygı.

Kadınlara ve gençlere özel önem.

İskandinav ülkelerinden Türkiye’ye yansıyan politik ve sosyal gelişmeler.

Sancılı da olsa elde edilen seçim başarıları.

Türkiye’nin üzerine çöken Milliyetçi Cephe baskılarına karşı demokratik soluklanma.

Zor da olsa kurulan hükümetler.

Tütün serbestisi için Amerika’ya kafa tutma.

Kıbrıs’ta soykırım uygulanan Kıbrıs Türkleri için Barış Harekatı ve KKTC’nin kurulması.

Askerin siyasetteki hegemonyasına karşı demokratik tavır.

Hakça üretim, hakça paylaşım.

Ekonomik krizlere ve yokluklara rağmen ayakta kalma çabaları ve  özellikle demokratik açılımlar.

Özerk Üniversite.

Sendikal yaşam.

Hep mücadele, hep sıkıntı ve sancı.

Hep bir şeylerin zorluğuna rağmen ‘ak günlere kavuşma’ çabası.

Ancak hep kaos.

Ülkede yaşanan gerginlikler.

Sağ – sol çatışmaları.

Dış baskılar.

Ekonomik kısıtlamalar.

Sonra beklenen ve tasarlanan gelişme :12 Eylül.

Umut gibi gösterilen karanlık günler.

Soru işaretleri, belirsizlikler ve yanlışlarla dolu bir süreç.

Bülent Ecevit için de yasaklı bir dönem. 

Genelkurmay Başkanı yaptığı Org. Kenan Evren’in elinden hapis günleri.

CHP Genel Başkanlığı’ndan kopuş. 

İçe kapanış.

Uzun bir özeleştiri süreci.

Siyaseti yeniden şekillendirme arayışı.

Bu arada CHP’yle bağların tamamen kopması.

CHP’lilerin neredeyse büyük çoğunluğu ile de.

Ve o süreçte başlayan ve hiç bitmeyen suçlamalar:

‘Ecevit CHP’yi bıraktı. Herkese kapılarını kapattı. O bir Bölen’.

‘Bir bölen’ suçlaması.

Yaşamı solu her zaman en yüksek noktaya ulaştırma umudu ile dolu bir insana yapılan ağır bir suçlama.

Öyle ya; Ecevit’in yüzde 42’sine solda kimse hala yaklaşamadı bile.

Bir gün, özel bir sohbette bu konuyu kendisine sorma fırsatı doğmuştu.

Aynen şunları dile getirmişti:

‘Türkiye büyük zorluklar yaşadı. 12 Eylül öncesi doğru irdelenirse, herkes benim ve CHP’nin çabalarının, bazen zorlama hükümetlerinin ne yararlar sağladığını görecektir. Türkiye karanlığa sürüklenirken, benim kurduğum hükümetler nefes oldu. Sürgünler, haksız atamalar, kadrolaşmalar oluyordu. Bu acılara karşı direndik, çaba gösterdik. Demokrasinin sesi olduk. Ekonomik veriler de ortadaydı. 70 sente muhtaç olduğumuz söyleniyordu. Ona rağmen bir çok yenilik gerçekleştirdik. Karşımızda organize bir güç vardı. Biz onlarla mücadeleye de yeterince hazır değildik belki. 12 Eylül öncesi CHP içinde de bazı sorunlar olduğu biliniyordu. Ben de bu yüzden bazı arayışlar içindeydim. Ama 12 Eylül geldi. Tüm uyarılarımıza rağmen geldi. Yeni bir dönemdi, acele etmemek gerekiyordu. Ben sık sık bu uyarıyı yaptım. Acele etmeyelim, gelişmeleri izleyelim, dedim. Ancak şunu açıklıkla söyleyeyim: 12 Eylül’den sonra siyaset yeniden şekillenirken, bir çok dostum beni aramadı. Bir çok partili de. Kapımın önünden geçmeye korkanlar olduğuna tanık oldum. Ben kimseden kopmadım, ben yalnız bırakıldım. İşte o süreçte bir çok şeyin değerlendirmesini, özeleştirisini yapma şansına sahip oldum. Baktım, arkadaşlar yeni arayışlar içinde. Partiler kuruluyor, partiler kapanıyor. Bana fikir sorma nezaketinde bulunan bazı arkadaşlara (acele etmeyin) dedim. Ama dinlemediler. Anlaşılan aceleleri vardı. Bazı yerlere gelmek için belki de. Oysa bu acele bence zarar verdi demokrasiye de, demokratik sol harekete de’.

Bir anlamda yalnız bırakılmıştı Ecevit. 

Aranmamıştı, sorulmamıştı.

Öyle söylüyordu. 

Üzüldüğü belliydi.

Her siyasetçinin yaşadığı türden bir üzüntü değil miydi bu?

‘İkbal yoksa sen de yoksun’ türünde.

Beğensek de, beğenmesek de..

Sonra yeni oluşumlar dönemi.

Yeni partiler, yeni umutlar, yeni bir araya gelmeler.

Ecevit’e daha az uğrama, daha az fikir sorma. 

Yasaklı ya!

Bazen BBC’de birkaç haber.

Türkiye ve demokrasi adına değerlendirmeler.

Bazen fısıltı gazetesinin yaydıkları.

Giderek azalan bir Ecevit haberleşmesi.

Ama.. Türkiye’de yeni bir dönem.

Askeri müdahaleden uzaklaşma.

Ancak..Yeni endişeler..

Demokrasinin tüm kurulları ve kuralları ile yerleşememesi.

12 Eylül’ün izlerinin tam silinememesi.

Bülent Ecevit, her şeye rağmen politika yapmaya devam etmektedir.

Çevresinde dar bir kadro, plan ve projeler üretmektedir.

Nasıl bir hareket?

Nasıl bir kadro?

Nasıl bir ideoloji?

Nasıl bir parti programı?

Halk ne istiyor?

Bunlara yanıt aramaktadır.

Ve yeni bir parti fikri doğar.

Yeni bir oluşum.

1985’te bir grup Ecevitsever ve Rahşan Ecevit kanalı ile DSP’nin filizlenmesi başlar.

Sonra 1987 ve yasakların az bir oranla da olsa kalkması.

DSP’nin kuruluşu.

Ve Ecevit yeniden siyasettedir.

DSP  Genel Başkanı olarak. 

Yeni hedefleri vardır.

Yeni bir umudu.

‘Yeniden Başbakan olmak’.

Ülke ve halk için çalışmak.

O arada HP, SODEP, SHP, CHP de devrededir.

Birleşmeler, ayrışmalar, yeni politikalar.

Necdet Calp, Erdal İnönü, Deniz Baykal, Aydın Güven Gürkan, Hikmet Çetin, Altan Öymen, İsmail Cem gibi önemli isimler de siyaset sahnesindedir.

Bu dönemde DSP’nin varlığı özellikle SHP ve CHP tabanında rahatsızlık yaratır.

Ve Ecevit’in hiç sevmediği, ama çokça da kullanılan bir deyim atılır ortaya: 

‘Bir Bölen’.

Ecevit, güya ‘bir bölendir’.

Çok üzülse de, çok yakınlarından geldiğini bilse de yıllarca bu değerlendirmelere kulak tıkamaya çalışır.

Duymamaya özen gösterir.

Ama.. Çok üzülür.

İstediği, sevdiği, kendi tırnağı ile kazıdığı DSP’de büyük bir mücadeleye başlar.

Ayakta kalma mücadelesidir bu.

Yeni hedeflere ulaşma arayışı.

Tüm zorluklara rağmen.

Ne var ki; ilk seçimlerde başarısız sonuç alınır. 

Yani baraj altında kalınır.

Yüzde 10 aşılamaz.

Yani TBMM’ye girilemez.

Sonra..

Ecevit’ten dramatik bir karar: 

‘Ben artık yokum’. 

Siyasete son verme kararı.

Ayrılma kararı. 

Türkiye çapında gösteriler yapılır.

Ankara’ya uzanan ‘Bizi bırakma’ feryatları çığ gibi yayılır.

Ağlayan insan görüntüleri.

Bir lidere gösterilen büyük vefa.

Sevgi, saygı.

Zor günlerdir Ecevit için.

Çok düşünür, değerlendirir. Rahşan hanımla saatler boyu konuşur.

‘Zor günlerdi benim için’ demişti bana; ‘çok zordu, ama halkı, yoksulluğa ve yalnızlığa itilen halkımı yalnız bırakamazdım. Yeniden, daha güçlü bir şekilde devam etmeliydim yola. Öyle yaptım’.

Ve tarihi bir karar alır.  ‘Dönüş’ kararı. 

Siyaset Ecevit’siz olmayacaktır.

Ecevit de siyasetsiz.

Halkının istem ve çağrılarına kulak vermiştir.

Siyasete ve halkına dönmüştür ‘Halkçı Ecevit’.

Ankara ayağa kalkmıştır.

Küllerinden adeta yeniden doğma

Sonra DSP içinde yeni insanlarla, yeni açılımlar.

1991 seçimlerinde kılpayı yeniden Meclis.

7 milletvekili ile.

Ama..İlkeli ve kararlı bir duruş.

Doğru ve halktan yana söylemler.

1995 seçimlerinde büyük bir başarı.

CHP’yi ‘sollama’.

Yani.. ‘Solun birinci partisi olma’ başarısı.

Ve o günlerde bir grup toplantısında unutulmayan bir açıklama:

‘DSP’nin ilkeleri ve hedefleri her geçen gün genişliyor. Halkımız bizi daha iyi anlıyor. Halktan yana politikalarımız destekleniyor. 1995 seçimleri bunun bir göstergesidir. Katkısı olan herkese teşekkür ederim. Arkadaşlar bu seçimde zoru başardık. Geçen seçime göre oy oranımızı arttırdık. Büyük bir başarı elde ettik. Bu seçimlerde solun birinci partisi olduk. 

Biz ilkeleri, hedefleri, programı farklı bir partiyiz. Doğru bildiğimiz yolda ilerliyoruz. İlk hedefimizi gerçekleştirdik. Artık solun birinci partisiyiz.  Bundan sonra ki hedef; Türkiye’nin birinci partisi olmaktır. Bundan sonra ki seçimler için hedefimiz bellidir. Türkiye’nin birinci partisi olarak programımızda yer alan çalışmaları gerçekleştirmek’.

Ve o yönde çalışmalar.

Meclis’te etkin bir muhalefet.

Zaman zaman katkı, zaman zaman sorunlara duyarlılık.

Tutarlı bir politika.

ANAP ve DYP’nin bir türlü anlaşamaması sonrası 20. dönem parlamentosunun son günlerinde DSP’ye gülen iktidar.

Hem de 65 milletvekili ile. 

Ecevit’in sağkolu Hüsamettin Özkan’ın müthiş bir ‘siyaset diplomasisi’ ile.

Ecevit’in adeta ‘küllerinden yeniden doğması’.

Ve yeniden açılan Başbakanlık yolu.

Azınlık hükümetinin Başbakanı olma fırsatı.

Ekonomide bazı etkin düzenlemeler, yapısal reformlar ve Abdullah Öcalan’ın yakalanması.

Derken.. 1999 seçimlerinde büyük başarı.

Yüzde 23 ile Türkiye’nin birinci partisi olma başarısı.

1995’te koyulan hedefe varış. 

Sonra MHP ve ANAP’la bir koalisyon.

Koalisyon içinde yaşanan sıkıntılar. 

Ekonomideki bozulma.

Anayasa kitapçığı fırlatma krizi. 

Yaşadığı rahatsızlıklar.

Kemal Derviş faktörü. 

Ve 2002’de büyük hüsran: Yüzde 1.22

Eski partilerin parlamentodan silinmesi.

Eski siyasetin tasfiyesi. 

Ve Ecevit adına yaşanan büyük üzüntü.

Duyulan pişmanlıklar. Yitirilen dostluklar.

DSP’de beklenmedik bir çöküş.

Ardından 2004 mahalli seçimlerinde, bazı illerde kişilerin ismi ile kazanılan Başkanlıklar dışında alınan başarısız sonuç. 

Siyasetten çekilme kararı.

Bir kez daha. Bu kez kesin. Değişmeyen. 

Anlamlı bir Kurultay.  O Kurultay’da gösterilen adres: Zeki Sezer.

Ve gösterdiği ismin, dişleri – tırnakları ile kurdukları partiye Genel Başkan olması.

Sonra ilk talimat: ‘Anadolu’ya çıkın, DSP’yi anlatın’.

Ama… Anlatılamadı.. Ecevit’siz olmadı..

Bugün artık siyaset arenasında Ecevit yok.

DSP var, ama güçsüz..  

Belki kolsuz – kanatsız.

Ecevit özlenmiyor mu? Aranmıyor mu? 

Evet.. Ama..

Yeni bir Ecevit yok..

İlkeleri ve hedefleri de unutuldu. Büyük ölçüde..

Öyle ya, solun ‘unutulmaz ismi’. Halkın ‘Karaoğlan’ı.

Dağlara taşlara adı yazılan ‘Halkçı Ecevit’.

50 yıllık siyasi mücadelesinde nice acılar, sevinçler, çıkışlar ve inişler yaşayan bir büyük siyasetçi.

Türk solunu bugüne kadar ulaştığı en yüksek oy oranına, yüzde 42’ye yükseltme başarısı gösteren tek Lider. 

Vefatından sonra hep özlem..

Bazen değerlendirmeler yorumlar, eleştiriler.

Elbette her insan gibi Ecevit’in de yanlışları olmuştur. Hataları da.

Hepimiz gibi. Her insan gibi.

Ancak Ecevit’in sol adına, halkçılık adına, yarattıkları ve Türkiye’ye kazandırdıkları ile anılmasında ve onların daha çok irdelenmesinde yarar olduğunu düşünüyorum.

Ekonomi alanında bilgisi yetersizdir.  Doğru.

Bu yüzden Kemal Derviş’i ABD’den getirmiş ve onu da ‘hayatımın en büyük hatası’ diye yorumlamıştır.

Dar bir kadro ile çalışmıştır. Doğru.

Olabildiğince yeni insanlara şans vermiştir ama..

Zaman zaman yanında yer alan insanlara ‘vefasızlık’la suçlanmıştır.

Rahşan Ecevit’e hep parti yönetiminde yer ve güç vermesinin CHP ve DSP’de  bitmek - tükenmek bitmeyen çalkalanmalara neden olduğu ifade edilmiştir.

Her insan gibi Ecevit’in de hataları olmuştur elbette.

Ama hiç kuşkusuz bu hataların bedelini en ağır şekilde yaşayan da O’dur.

İstifalar, yüzde 1’lere gerileyen oy oranı ile.

Ama ya yaptıkları? Ürettikleri.. 

Türk siyasetine kattıkları.. Kalitesi, bilgisi, estetiği..

‘Şair Başbakan’ kimliği.. 

Bu kimlikle topluma yansıyan duygusallık..

İnsancıllık, sevecenlik..

Üretken ve halktan yana politikalar.

Bağlı ve bağımlı değil, özgür ve tutarlı bir dış politika.

Köylüye ve emekçiye değer veren bir anlayış.

Ecevitler’in tatil hayali

Dış politikadaki engin bilgisi. 

Devleti yeniden yapılandırma çabaları.

Ayrımcılık ve torpille mücadele. 

Mütevazı, halkçı kişiliği.

Ödünsüz ulusalcılığı. 

Çalışma yaşamına katkıları, sendikacılığı güçlendirmesi ve geliştirmesi.

Bilgisi, entelektüel yapısı.

Duygusallığı. 

Ve elbette çalışkanlığı ve dürüstlüğü.

Türkiye’nin son 50 yılını irdelerken, Ecevit’in yarattıklarını gözardı etmemek gerek.

Unutulmamalı ki; hep halkı için çalıştı.

Hep zorluklarla ve darbelerle mücadele etti.

Özel yaşamından feragat etti.

Artılar – eksiler terazisinde hiç kuşkusuz ‘Türkiye için yaptıkları ve hizmetleri’ ağır basar.

Siyasetin her noktasında yanında tek bir isim vardı; Rahşan Ecevit.

Son yolculuğuna uğurlarken de saatlerce O yürüdü arkasından.

Tüm üzüntülerine, yorgunluğuna, umutsuzluğuna rağmen.

2000 yılının sonbaharında bir dost buluşmasında, çevresinde bulunan milletvekili ve bakanlara tatil anılarını anlattırdığını anımsıyorum.

Ve bundan da tatlı bir keyif aldığını.

Orada sormuştum; ‘Siz neden tatile gitmiyorsunuz’ diye.

‘Nerede’ demişti ve eklemişti:

‘Rahşan’la benim için tatil hayal. Nereye gitsek arkamızda bir sürü insan. Biz alışık değiliz. Eskiden bazen yurtdışına  kaçamaklarımız oluyordu. Orada dinleniyorduk. Kitap okuyorduk. Müzeleri geziyorduk. Burada o şans da yok. Bizim için en güzel tatil evde dinlenme. Hele bu Oran’da yeni aldığımız bahçe dairesi hakikaten keyif verici. Orada dinleniyoruz’.

Gerçekten de Bülent Ecevit’le Rahşan hanım arasında garip bir ilişki vardı. 

Bir tutku adeta. 

Her an birbirleri ile olmak dışında bir beklenti ve istekleri olmadığını düşünüyordunuz ister -istemez. 

Bütün zamanlarını birlikte değerlendirmek, paylaşmak.  

Her anı, her saati, her günü.

Ve her şeyi. 

Dışarıdan garip gibi görülse de gerçek bu idi. 

Neredeyse 60 yılı bir arada geçiren bu ikilinin arasına kimse giremezdi, giremedi de. Özellikle Bülent Ecevit’in Rahşan hanıma bu denli bağlılığının arkasındaki temel neden dayanışma idi. 

Her konuda O’nun yanındaydı Rahşan hanım. 

Şiirlerini O  ilk olarak dinliyor, düzeltiyor, hatta temize çekiyor, konuşmalarını bıkmadan - usanmadan izliyor, uyarılar yapıyor, kitaplarını seçiyor, çayını sürekli demliyor, TV çekimleri öncesinde makyajını O yapıyor, bıyık ve saçlarını O boyuyor, partideki en zor işleri O üstleniyordu. 

Üstelik Ecevit’in zor günlerinde yanında hep Rahşan hanım vardı. 

Hiç bir zaman yaptıklarını, özverilerini başına kakmadan.

Evliliklerinin ilk yıllarında parasız İngiltere günlerinde soğukta titrerken, aç - bilâç kilometrelerce yol yürürken O. 

CHP Genel Sekreterliği’nden istifa edip İnönü’ye bayrak açtığında, CHP’deki hiziplerle mücadele ederken, partiye kaynak için meydanlarda poster - afiş satarken O.

12 eylül de Cezaevi’nde, 12 eylül sonrası DSP’yi kurarken yine O.

Bir de Ecevit’in kılıcı idi Rahşan hanım. 

Kesen- biçen, dağıtan. 

Siyasi mücadele içindeki bir çok operasyonu Rahşan hanım aracılığı ile yapmıştı Bülent Bey. 

Bir özel sohbette gıpta edilen bu beraberliği sormuştum Bülent Beye:

‘Büyük bir paylaşım bu. 50 yılı aşkın süredir. Ben Rahşan’ın sağduyusuna inanırım. Söyledikleri hep çıkar. İnsanlarla ilgili değerlendirmeleri de. Birine kötü diyorsa O gerçekten kötüdür.  Bir şekilde ortaya çıkar. Ben zor bir insanım. Hep zor işlere kalkıştım. 

O dönemlerde hep yanımda oldu Rahşan. Hiç şikayet etmedi.  Bir çok hobisinden de vazgeçti benim için. Sinemaya gitmedi, çok güzel resim yapardı, resmi bıraktı. Buna benzer şeyler. 

Ben O’nun desteği ile başardım bir çok zorluğu. Allah bizi ayırmasın’.

Evet, özü buydu bu farklı beraberliğin: Allah’ın ayırmaması.

Oturup şiir yazmak, çeviriler yapmak. 

Rahşan hanım için tuval başına geçmek.

Belki bol bol yürüyüş. 

Belki küçük bir tatil kaçamağı. Elele – göz göze.

Özledikleri yaşam buydu belki de..

Bir engin deniz. Bülent Ecevit..

Bir sevgi adamı..Bülent Ecevit..

Hâlâ kulaklarda 1974 Kıbrıs Barış Harekâtındaki sözleri:

‘Ordularımız Kıbrıs’a girmektedir. Kıbrıs’a barış getirmek için gidiyoruz. Sadece Türklere değil, Rumlara da barış getirmek için gidiyoruz. Allah hepimizin yardımcısı olsun. ’.

Rahşan hanımın keşfettiği mavi gömlek ayrıcalığı ile siyasette 50 yıl.

50 koca yıl. Dile kolay.

Oran Kenti’nde mütevazı bir eve sığan binlerce anı.

Ve sevgi. Ve paylaşım.

Rahşan hanımın çay ve kurabiye buluşmaları ile farklı bir anlayış.

Ve ‘beyaz güvercin’le havalanan anılar. Hem de ne anılar!

Rahşan Ecevit’in Bülent Bey’in de katıldığı evde milletvekili toplantılarından biriydi. 

İsmail Cem, İstemihan Talay, ben, Recep Önal, Güler Aslan, Hasan Metin hatırladığım diğer davetliler.

Önce Rahşan hanımın elinden çay – kurabiye ikramı.

Ardından sohbet. 

Eski kurtlar temkinli, yeniler kendilerini gösterme çabası içinde.

Biraz acemilik. Biraz dikkatsizlik.

“En çok çoğalan hayvan eşek”

Bazı milletvekilleri başbakana akıl vermeye bile başladı. 

O anlar Rahşan hanım için çok sıkıcı oluyordu. Mimiklerinden bu tür şeylerden hoşlanmadığı hemen anlaşılıyordu. 

Mesleğinde başarılı, çalışkan bir isim olan İzmir milletvekili Hasan Metin uzun bir konuşma yaptı.

Başbakana çokça öneriler getirince Bülent bey de, Rahşan hanım da biraz gerildi. 

Hele Hasan Metin, hayvancılıktan konuşurken, ‘Türkiye’de tüm hayvan türleri azaldı. Koyun, sığır, inek. Bir tek artan hayvan var. O da eşek. Bunu mecazi anlamda da kullanıyorum’ deyince Bülent beyin yüzü asıldı.

Allahtan bir başka milletvekili devreye girdi de “eşek muhabbeti” bitti.

Dedim ya, Bülent Bey ile Rahşan hanım arasındaki yakınlık gerçekten önemli bir örnek.

2002 yılında sıkça gitti Hastanelere Bülent Ecevit. 

Yanında hep Rahşan hanım vardı. 

İlginçtir, 30 mart 2003’te bu kez Rahşan hanım hastalandı. 80 yaşındaydı ve ilk kez duyuluyordu Rahşan Ecevit’in hasta olduğu. 

O güne dek Hastane’ye gidişine tanık olunmamıştı. 

Önce Bayındır Tıp Merkezi’nde tedavi altına alındı, sonra Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne nakledildi. 

Alt solunum yolları rahatsızlığı vardı. 

Bazı çevreler, ’akciğer kanseri’ söylentileri yaysa da, Rahşan hanım bir hafta da kendini topladı. 

Yanında Bülent Bey vardı. 

Bir hafta boyunca bu kez Hastane odasında O nöbet tutmuştu. 

Orgeneraller için hazırlanan 3 bölümlü süit odada Rahşan hanımın ateşini O ölçmüş, ilaçlarını O vermişti. 

Yemeğini bile kendi elleri ile yedirmişti. Serviste hizmet veren doktor ve hemşireler bile şaşkındı, ‘Böyle bir aşk, böyle bir bağlılık olamaz’ diyorlardı.

İlerlemiş yaşına rağmen yorulmamıştı Bülent Bey. 

Kendisini ziyaret eden Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Kuvvet komutanlarına söz yorgunluktan açılınca, ‘Gayet iyiyim. Yorgunluk hissetmiyorum. Rahşan hastalandığımda beni bir an yalnız bırakmaz. Ben de O’nu bırakamam. Sonra uzakta merakımdan ölürüm. O’nun için ne yapsam azdır’ demişti.

Türk siyasi yaşamından bir Ecevit geçti.

Önemli izler bırakarak.

En çok da dürüst, sevecen ve sevgi dolu özellikleri ile.

Bir de insana değer veren yaklaşımı ile.

Hiç  unutmam; 56. Cumhuriyet hükümetinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı oldum.

Teşekkür için Başbakan Ecevit’e gittim, saat 4’e randevu almıştım.

4’e 2 kala oradaydım, ne beklersiniz, koca Başbakan kapıda beni bekliyordu.

Ayakta karşıladı, odasına aldı, sohbet ettik, kendi elleri ile çikolata ikram etti, sonra yine kapıda elimi sıkarak uğurladı.

Bu nezaketi ve siyasi terbiyeyi unutmak mümkün mü?

Ve özlememek..

Diğer Yazıları
Deprem
Cem Karaca'nın ''döneklik'' isyanı
Amerikan samimiyeti ve Türk saygısı
Toplumun istekleri net. Ama gören var mı?
Umuda yolculuk! Ama... nasıl ?