YÖK’ün Dosyasını Açıyoruz: Varan 1: Sen Misin Üniversite Kuran !

YÖK’ün Dosyasını Açıyoruz: Varan 1: Sen Misin Üniversite Kuran !
Güncelleme:

Yüksek Öğretim Kurulu YÖK, 12 Eylül Darbesinin Türkiye’ye dayattığı bir ucube. Sağcısıyla, solcusuyla… Sosyalistiyle, İslamcısıyla, tüm siyasal katmanların tek ortak paydası, YÖK’e karşı olmaları....

 HABER3.COM // ÖZEL HABER 

YÖK, hayatımıza 12 Eylül darbesiyle girdi. Darbenin lideri Kenan Evren Paşanın amacı çok netti: “Eğitim sistemini, ana okulundan üniversiteye kadar, kendi totaliter anlayışına göre dizayn etmek”

Aradan 41 yıl geçti ama, YÖK, eğitim sisteminin üzerinden dozer gibi geçmeye devam ediyor. Sanki 41 kere maşallah demiş gibi birileri…

AK Parti dahil, bütün partiler YÖK’ün kaldırılmasını savunurken, YÖK nasıl oldu da bugüne kadar hiç değişmeden geldi? YÖK nasıl yok edilebilir? YÖK’ün “kalite tacizi” yapmaya hakkı ve durumu var mı? YÖK’ün kalitesi ne düzeyde? Altılı Masa’nın Anayasa önerisinde “YÖK kaldırılacak” denmesi gerçekçi bir yaklaşım mı? Cumhurbaşkanı YÖK’ü kaldıracak mı?

Yazı dizimize tüm üniversitelere “kalite tacizi” yapan YÖK’ün en son marifeti ile başlıyoruz. Bakalım YÖK ne kadar kaliteli?

Kanayan Yara YÖK, En Son “Mütevelli” Üyelerini ve Rektörleri Hedef Aldı-1

Kuruluşundan bu yana yüksek öğrenimin kanayan yarası YÖK, en son Vakıf üniversitelerindeki Mütevelli Üyelerini ve Rektörleri hedef aldı.

1981 yılından bu yana ülkemizdeki eğitim hayatının yuvadan doktoraya tümünü belirleyen YÖK, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, defalarca ifade ettiği, “son yirmi yılda eğitimde ve kültürde başarısız kaldık” özeleştirisinin temel sebebi olarak görülüyor.

AKParti’nin güncel Parti Programı’nın “Eğitim” bölümünde “Türkiye’de yüksek öğretim, nicelik açısından büyük bir ilerleme kaydetmiş, ancak nitelik bakımından aynı başarı gösterilememiştir. Yüksek öğretimde köklü bir reforma ihtiyaç vardır. YÖK, üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan, standart belirleyici bir yapıya kavuşturulacak, üniversiteler idari ve akademik özerkliğe sahip, öğretim elemanları ve öğrenciler üzerinde baskı, dayatma ve antidemokratik uygulamaların bulunmadığı, bilimsel bilginin üretildiği, araştırma ve öğretim faaliyetlerinin esas olduğu kurumlar haline getirilecektir” ifadelerini önümüzdeki seçimlerde iktidardaki AKParti “Seçim Beyannamesi’ne sokacak mı bilinmiyor fakat Altılı Masa muhalefetinin iktidar olması halinde uygulamaya sokacağını iddia ettiği yeni Anayasa önerisinin temel maddesi yine “YÖK kaldırılacak” ibaresi.

Kurulduğu 1981 yılından bu yana 41 yıldır tartışmalara sebep olan YÖK; Türkiye’de kurulu her politik parti programında kaldırılacağı söylenen tek devlet kurumu. Buna rağmen  YÖK her geçen gün yasalara ve hukuka aykırı işlem ve uygulamalarını arttırarak sürdürüyor.  Dur durak bilmiyor. Kanunu, Anayasa’dan (1982) önce yapılan YÖK (1981) zamanın askeri yönetimi marifetiyle ile Anayasa’ya sokulmuş (Madde131) ve bir daha da çıkarılamamış, devlet kuruluşları arasında hemen hemen hiçbir yapıcı işlevi bulunmayan tek devlet kurumu olma bayrağını hamaset edebiyatı ile taşımayı sürdürüyor.

Her aşamadaki eğitim sistemini sadece bir tek sınavla belirleyen (üniversiteye giriş sınavı), istediği zaman baraj koyup kaldıran, istediğine kontenjan veren, istediği zaman hukuken sakat mali yükümlülükler bindiren YÖK, devlet ve vakıf olarak ikili bir yapı yaratarak, üniversiteler arasında ayırımcılık yapıyor.

     İdarenin “öngörülebilirliği” ilkesini yok ederek, hukuka karşı işlediği suç başta olmak üzere, her şeyi her yeni Başkanının ve etrafını saran bir avuç yükseköğrenimden bihaber danışmanın keyfine göre yapan YÖK’ün işlemleri haksız bir biçimde Cumhurbaşkanına yöneltilen eleştirilerin odağı oluyor.

     Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politika Kurulu-CBEÖPK’nun, Yüksek Öğrenim Kalite Kurulu-YÖKAK’ın ve vakıf üniversitelerinde birikmiş yılların kalite deneyimini göz ardı ederek, haklı eleştirileri değerlendirmeyip, eğitim sistemini açmazlara sürüklüyor.

YÖK’ÜN SON MARİFETİ

YÖK kalite tacizinini sürdürürken, geçtiğimiz günlerde, Vakıf üniversiteleri Mütevelli Heyeti Başkanlıklarına ve kurucu Vakıflara tarihsiz ve kayıtsız fakat sayılı (Sayı : E-85260234-040.99-76610) bir yazı göndererek, vakıf veya vakıf yükseköğretim kurumlarındaki tüm mütevelli üyelerinden (mütevelli heyet üyesi olarak rektörler dahil), vakıf üniversitelerinin zarar etmeleri durumunda, zararı kişisel olarak karşılayacaklarına dair taahütname istedi.

YÖK'ün Vakıf üniversiteleri Mütevelli Heyeti Başkanlıklarına ve kurucu Vakıflara gönderdiği yazı
YÖK'ün Vakıf üniversiteleri Mütevelli Heyeti Başkanlıklarına ve kurucu Vakıflara gönderdiği yazı.

Bu istem ve karar, Türk hukukunda “mütevelli heyeti” kavramının hükmi şahsiyeti belirtmiyor olması  ve zaten Vakıflar Kanunu’nunda Vakfın karar organı üyelerinin mal varlıkları oranında vakfiye değerini düşürmeme şartını yerine getirmekle mükellef olması nedeniyle hukuken boşlukta bir düzenleme olması ile dikkat çekiyor.

 İşin ilginci, tarihsiz yazının tebellüğünden bir ay sonraya kadar taahütnamenin verilmemesi durumunda, YÖK, “hali hazırda mütevelli heyet seçimine ilişkin Başkanlığımıza gönderilen evraklar, söz konusu taahhüt belgelerinin Başkanlığımıza sunulması akabinde işleme alınacağını” bildirerek, zaten hukuken mesnetsiz olan talebinin yerine getirilmemesi halinde, kendisine daha önce gönderilen evrakları işleme almayarak bir tür görev ihmali yapacağını ikrar eden bir yaptırım uygulayacağını adeta ilan ediyor.

Görüşlerine başvurduğumuz hukukçular, YÖK’ün mütevelli üyelerinden “zararı karşılamakla yükümlü olduklarına” dair belgenin istenmesinin Vakıf hukukuna ve hukuken hükmi şahsiyeti bulunmayan mütevelli üyeliğinin oluşumuna aykırı olduğu görüşünü ifade ediyorlar.

Taahütnamenin düzenleniş biçiminin, yükümlülüğünün ve yaptırımının hiçbir hukuki dayanağı olmaması, muhatap olan kurucu vakıfların ve vakıf yükseköğretim kurumlarının mütevelli heyeti üyelerini ve rektörleri endişelendiriyor ve vakıf üniversitelerinin YÖK tarafından vesayet altına alınma girişimi olarak nitelendiriliyor.

         Tarihsiz yazının, dayanak olarak gösterdiği YÖK kararı ise 1 Eylül 2022 tarihindeki 15. oturumda alınan Genel Kurul kararı. Bu karar YÖK Başkanları istedikçe defalarca değiştirilmiş olan, ancak bu kez değiştirilirken özensizlik ve dikkatsizlikten kaynaklanan yazım ve tadat yanlışlıkları bulunan, alalacele ve sümmetedarik yazılmış olduğu apaçık olan  "Vakıf Yükseköğretim Kurumları Kuruluş ve İşleyişine Dair Usul ve Esaslar" ın son hali. YÖK bu tarihsiz yazı ile, bu son halin 7. Maddesinin (d) bendini dayanak göstererek, mütevellilerden ve rektörlerden sınırsız  mali taahütname istiyor.

Yazıda, “"Vakıf Yükseköğretim Kurumları Kuruluş ve İşleyişine Dair Usul ve Esaslar" yeniden düzenlenerek ilgi yazımız ile vakıf yükseköğretim kurumlarına tebliğ edilmiştir” ibaresi taşımasına rağmen bir çok vakıf üniversitesi böyle bir yazıyı tebellüğ etmediklerini, elektronik posta ile de kendilerine iletilmediğini söylüyorlar.

Buna rağmen tarihsiz yazı, tüm mütevelli üyelerinden (heyet üyesi olan rektörler dahil) söz konusu Usul ve Esasların 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine istinaden "Kurucu vakıf yönetim organı ve/veya mütevelli heyet üyeleri ile vakıf yükseköğretim kurumu mütevelli heyet üyeleri değişikliğinin; yükseköğretim kurumunun gelirlerinin giderlerini karşılayamadığı hallerde eksik kalan kısmın kurucu vakıf tarafından ödenmesi yükümlülüğünün ve/veya vakıf yükseköğretim kurumunun zarara uğratılması halinde ortaya çıkan zarardan sorumluluğun bilindiği ve kabul edildiği şartını gösterir bildirim ile Yükseköğretim Kuruluna gönderileceği taahhüdünü içeren noter onaylı karar," belgesi istiyor. 

Yazı ekinde yer alan taahütnameler ise kimler tarafından verileceği konusunda belirsizliklere  sahip. Eğitim ile ilgili emekli bir bürokratın görüşü şöyle:

  “Bu iki taahütnamenin başlıklarının bürokratik adaba uymayan bir tarzda kaleme alınmış olmalarının yanısıra, bu tür taahütnamelerin başlığı sadece TAAHHÜT veya TAAHHÜTNAME olur, zaten içeriği hangi konuda olduğunu söyler; bu iki başlık kimlerin taahütte bulunacaklarına dair açıklamalar olabilir sadece, kişilere ilişkin taahüt de olmaz, illa başlıkta belirtmek istenirse ZARA KARŞILAMA TAAHÜDÜ gibi bir başlık kullanılabilir… ayrıca, her iki taahütname başlığı da aynı kişiler tarafından verilecek anlamını taşıyan ibareye sahip, çünkü Vakıf Yükseköğretim Kurumu Yönetim Organı diye bir organ mevzuatta yok. Doğrusu, tahhütnamenin eki olduğu üst yazıda yer aldığı biçimiyle Kurucu vakıf yönetim organı ve/veya mütevelli heyet üyeleri olması gerekmektedir. Buna da gerek yoktur.”

 Yine deneyimli bir bürokrat, taahütname ile ilgili şu görüşü ileri sürüyor:

  “Bu taahütname isteminin dayanaksız ve başlıkları açısından mükerrer olmalarının yanısıra, bu taahütnameye dayanak gösterilen kararın ekinde yer alan “Vakıf Yükseköğretim Kurumları Kuruluş ve İşleyişine Dair Usul ve Esasları”nda da bir çok hukuki sakatlık ve yazım hataları görülmektedir. Yazıda belirtilen 7. Maddenin birinci fıkrasının olmasına rağmen, ikinci fıkrası yoktur (Bak: Yazı 2-devamı), ya da alalecale silinmiş ve maddedeki birinci fıkra ibaresinin değiştirilmesi unutulmuştur. Aynı taahütnamede Kurucu vakıf yönetim organı ve/veya mütevelli heyet üyeleri  ibaresinin unutulduğu gibi.”

 Bütün bunları toplu olarak değerlendiren görüşlerine başvurduğumuz şu anda bir vakıf üniversitesinde görevli emekli bir devlet üniversitesi idarecisi de, konuya şöyle yaklaşıyor:

  “Bu mesnetsiz, hukuken geçersiz taahütname, bütün yanlışlıkları ile eğer uygulanırsa vakıf üniversitelerini yönetilemez hale getirecek, karar almak yerine sorumluluğu üstünden atmaya çalışan yönetici tipini ortaya çıkartacaktır. Üniversiteler öğrenci odaklı olmaktan çıkacak. Açıkça eklemem gerekli ki, aynı taahütnameyi neden devlet üniversitesinden istemiyor YÖK, anlamıyorum.

 Devlet üniversitelerinin Senatosu da, Yönetim Kurulu da benzer biçimde devlet parasını ve öğrenci harçlarını harcıyorlar, Rektör devlet üniversitesinde ita amiri, yani vakıf üniversitesindeki Mütevelli Heyet Başkanı gibi ita amiri, devlet üniversitesinin harcamalarından sorumlu kişi, aynı zamanda Senato ve Yönetim Kurulu başkanı. Devlet üniversitesinin geliri üstelik vatandaşın vergisi, devlet üniversitelerinin  gideri de gelirinden (öğrenci harçlarından ve işletme gelirlerinden) fazla, hepsi zarar ediyor bu anlamda.

 Karşılasınlar devlete ettirdikleri zararı. Ya da denk bütçe yapsınlar. Diyecekler ki onlar bedava eğitim yapıyorlar; onlar devlet memuru, onlar devletin kendisi, kendi yasaları ve kuralları var; yapıyorlar da hiç de bedava değil, yasaları da aynı yasa. İdare mahkemelerindeki davalara bakın… Parasız eğitimle Boğaziçi’ndeki zengin çocuğunu finanse ediyor fakir vatandaşın vergisi.  Bu tür ayırımcılığa giderseniz işin içinden çıkamazsınız; hepsine aynısını uygulayacaksınız, başka yol yok” diyerek, üzerine basarak vurguluyor: “aynı zamanda sadece Vakıf üniversitelerinin mütevelli heyetlerinden istenen bu taahütnameler dediğim gibi tümüyle karar mekanizmalarını felç edecek. Vakıf üniversitelerinde, mütevelli heyet üyesi rektörü tüccar yapacak, kendisini sorumsuz tutmak isteyerek sürekli kaytaracak rektör, YÖK’ün istediği de bu olsa gerek. YÖK düzgün yönetim istemiyor; idare etmeye çalışıyor.

 Tüm aşamalardaki eğitimin bu halinden bence tümüyle sorumlu. YÖK üyeleri neden vermiyor böyle bir taahütnameyi, vermeleri lazım çünkü Vakıf üniversitelerinin temel gelir kaynağı olan öğrenci kontenjanlarına karışıyor, öğrenci ücretlerine karışıyor, burs versin istiyor, m2 hesabı yapıyor, kitap hesabı yapıyor, öğretim elemanı maaşı hesabı yapıyor. Demek ki, zarar eden Vakıf üniversitesinin zararını yaratan etmenlerin nerdeyse hepsini belirliyor, aynı Mütevelli üyeleri gibi. Eğer bir zarar varsa ve bu kasti bir zararsa, ülkenin Sayıştayı var, Savcıları var, kolluk gücü ve yargısı var. Onlar hallederler kim sorumlu, kim karşılayacak zararı! Üzerinde konuştuğumuz kararında ve değiştirdiği Usul ve Esas’ta da bin türlü hata var. Yani işini de iyi yapmıyor YÖK. Cumhurbaşkanının bu işe artık karışması gerekli. 20 yıldır Parti programında yer aldığı gibi kaldıracaksa kaldırmalı YÖK’ü. Hem devlet hem vakıf üniversitelerine CBEÖPK ve YÖKAK yeter bence.”

 Kararda istenen taahütname sürecinde dikkati çeken bir başka husus da, Vakıf üniversitelerinin, devlet üniversitelerinin resmi yazışma ve karar alma usul ve esaslarına sahip olması; YÖK tarafından denetlenen yasal resmi kurumlar olarak TBMM’ince kanun ile kuruluyorlar. Sahip oldukları ulaşım araçlarında resmi plaka kullanılmakta; rektörleri resmi protokollere katılmakta, adları başında T.C. ibaresi taşımaktadırlar. Dolayısıyla, resmi yazı, belge veya evraklara noter tasdiki yapılamayacağına göre, mütevelli heyetleri resmi olmayan bir hükmü şahsiyet midirler sorusu cevapsız kalıyor. (“Mütevelli”nin bir hukuk terimi olmadığına ilişkin açıklamalar dizimizin ikinci yazısında yer alacak.)

 Bir başka eğitim uzmanı ise, şöyle konuştu:

 “ Resmi kuruluşlarda konumları ne olursa olsun ve Vakıfların yönetim organında bulunanların sadece Mal Bildirimi yapmakla yükümlü olmalarının ütesinde, YÖK’ün Vakıf üniversitelerini ticari şirket olarak görmek gibi bir yanılgıya sahip olduklarını düşünmek bile istemem”

 Aynı uzmana göre: “hukuken hükmi şahsiyetleri bulunmayan mütevelli heyet üyeleri, mahkeme kararı olmadan, özel ticaret yapan kişiler gibi, yönettikleri kuruluşların zararlarından şahsi olarak yükümlü olmaları, bunları birer ticaret yapan özel şirketlere dönüştürür ki, bu da Anayasa’nın üniversiteler “devlet ve vakıf eliyle kurulur” hükmüne aykırıdır.”

Özetle, YÖK, yine keyfi, hukuken sakat ve idari işlem olarak keenlem yekün bir karar alıp, tarihsiz olarak, resmi muhatabı olmayan kurucu Vakıflarına da bu kararı usulsüz olarak tebliğ etti..

 Mütevelli kavramının Türk Vakıf Hukuku ve Medeni Hukuku içinde hükmi şahsiyet olarak yer almadığı da düşünülürse YÖK hiç bir inceleme ve çalışma yapmadan sadece korkutma ve vesayet kurma biçiminde sonuç yaratabilecek yok hükmünde bir karar almış ve yine uygulanamayacak yeni bir “usul ve esası” yürürlüğe koydu.

 Bu yapılan son işlemin Cumhurbaşkanlığı katında kabul görmesinin ne kadar geçerli olabileceği sorusunu ilerki yazılarımızda inceleyeceğiz.

Görüşüne başvurduğumuz bir mütevelli heyeti üyesi, şöyle konuştu:

  “Bu karardan sonra hiç kimse mütevelli heyeti üyesi olmaz, rektörler de, görev ve yetkileri ile ilişkin olmayan böyle bir taahütnameyi mütevelli heyet üyesi olarak imzalarlar mı bilemiyorum, işlem yapmak ve karar vermekten korkan karar mekanizmaları bir eğitim kurumunda kaliteyi ancak YÖK kadar tutturabilir, tüm vakıf üniversiteleri zaten YÖK’ün sıkı denetimine tabiydiler, şimdi de kişisel vesayet altına girerler” demektedir.

 Sadece 7. Maddenin (d) bendi için eskisi değiştirilmiş gibi görünen ve uygulanması bir çok ilgiliye göre hukuka aykırı olan bu yeni Usul ve Esasların neden karar altına alındığı ve mütevelliler ile rektörlerden neden taahüt istendiği ile ilgili olarak YÖK Başkanı Erol Özvar’a aşağıdaki soruları yollayarak, cevap hakkı tanıduk.

 Ancak YÖK başkanı, sorularımızı yanıtsız bıraktı.

Haber3.com'un YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'a ilettiği sorular...
Haber3.com'un YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'a ilettiği sorular...