Başbakan Erdoğana diktatör diyenler bu yazıyı okuyun ve utanın

Başbakan Erdoğan’a “ Diktatör “ diye dil uzatanlar, bu yazıyı okuyunca, utancından yerin dibine girecekler…

11 yıldır iktidarda olan Başbakan Erdoğan’a son bir kaç yılda yapılan bir suçlama var:

“ Recep Tayyip Erdoğan diktator oldu ! “

Muhalefet Partisi liderlerinden, sıradan vatandaşa kadar bir çok  kişi, bu ağır suçlamayı yapıyor. Ancak bu ağır suçlamayı yapanlar, bence Başbakan’a karşı çok büyük haksızlık yapıyor !

Neden mi ?

Allah aşkına söyleyin bana, dünyada hangi diktatör, kendisini en ağır şekilde suçlayan bir köşe yazarını, tutar da, kendine Siyasi Başdanışman yapar ?

Malumunuz gazeteci yazar Yiğit Bulut, dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından Başbakanlık Başdanışmanı olarak atadı. Yani Başbakan bundan sonra ülkeyi yönetirken Yiğit Bulut’a da danışacak. Yani mutlak siyasi iktidarının bir kısmını onunla paylaşacak.

Yiğit Bulut, köşe yazıları ile yıllardır Başbakan’ı en ağır şekilde eleştirmiş bir namuslu bir kalem.

Örnek mi istiyorsunuz ?

Tarih 6 şubat 2007. “ Namuslu Kalem Yiğit Bulut “ bu kez Türk Telekomun özelleştirilmesi konusunda, hükümete çok ağır bir eleştiri yapar ve “ Bu olay tarihimizdeki en büyük skandaldır “ der:

“ Türk Telekom'un işletme tecrübesi ve mali durumu yeterli olmayan Oger Telekom'a satılması ve yaptığı sayısız 'Peşin öderiz, kredi alırız' açıklamalarına rağmen ortada hâlâ bir şey olmaması özelleştirme tarihimizdeki en büyük skandaldır... 

Bu yazının linki de şöyle :

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=212219

“ Namuslu Kalem Yiğit Bulut “ 19 Şubat 2007 tarihinde  Radikal gazetesindeki “ Siyasete Girecek miyim ? “ başlıklı yazısında bakın ne diyor:

Bana gelen mesajlarda en çok sorulan soru 'siyasete girmem' gibi kavramlar etrafında şekilleniyor. Konu hakkında günlük gazetelerde ve internet sitelerinde de 'AKP dışındaki diğer üç büyük partiye' yakıştırmalar yapan haberler çıktı, çıkmaya da devam ediyor. 

Sevgili dostlar, 'ülkemizin durumu, nereden gelip nereye gittiğimiz daha doğrusu artık kendimizi koruyarak, değerlerimize sahip çıkarak gidemediğimiz' hepimizin rahatlıkla gördüğü bir dinamik. Ülkenin 'durumu' ve 'yapılması gerekenler' hakkında uzun bir giriş yapmama gerek yok; kendini ülke adına sorumlu hisseden her birey için durum 18 Mayıs 1919 kadar kötü. En azından ben böyle algılıyorum. “

Yani “ Namuslu Kalem Yiğit Bulut “a gore AKP’nin 5 yıldır iktidarda olduğu 2007 yılında memleketin durumu kurtuluş savaşı öncesi, Atatürk'ün Samsun'a çıkmasının 1 gün öncesi kadar kötüdür

İnanmayanlar için bu yazının linki, aşağıda:

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=213405

Takvimler bu kez de 18 Ocak 2008’i göstermektedir. “ Yaşayan En Namuslu Kalem Yiğit Bulut “ artık Vatan'da yazmaktadır.

Yiğit kalem bakın hükümeti nasıl yerden yere vuruyor:

“Trakya’da böyle sorarlar; Abe ne oldu? Abe n’aptı?... Hatta “küpeği” bile şöyle “kuvarlar”; “Abe hüü, abe çüü...” Piyasaların zor günlerinde, sizlere de “moral vermek” amacıyla; bu esprili söylemden yola çıkarak; son 5 yılda “ekonomide mucize yarattık, bizim iktidarımızda borsa X bin oldu” diyenlere sormak istiyorum, “Abe ne oldu mucize! Yurtdışı dala takıldı”, birinci dalga realizasyon oluştu, bizim borsa ağaçtan yuvarlandı! Şirketlerin piyasa değeri bir hamle içinde 35 milyar dolardan fazla eridi! Ben anlamadım; bu nasıl bir mucize! Yaratırken “madem” mucize sizdeydi, haydi gösterin “cevherinizi de” durdurun “sebebi biz” olmayan kan kaybını! 

Sevgili dostlar, aylardır bu köşede, Türkiye’de finans piyasalarında yaşananların “sahte bahar” olduğunu ve tamamen “yurtdışına” endeksli bir dinamikten kaynaklandığını aktarmaya ve kamuoyunu özellikle AKP’nin “ekonomik mucizesine” inananları, yaşananları doğru analiz etmeye davet etmeye çalışıyorum.”

“ İnanmıyorum yaa… Yiğit’im aslanım asla böyle şey yazmamıştır. Bu faiz lobisinin komplosu “ diyenlere, aşağıdaki link sizin için geliyor :

http://haber.gazetevatan.com/Abe_ne_oldu_mucizenize__157315_4/157315/4/yazarlar

Tarih 25 Ocak 2008. Yiğit ve namuslu kalem, vatan gazetesindeki köşesinde yine Başbakan’a yönelik çok ağır bir yazı kaleme alır.

Birlikte okuyalım:

BAŞBAKAN DAVOS’A GELİP NE DİYECEK ? 

“ Türkiye’de birkaç gündür tartışılıyor; Başbakan Erdoğan, Davos’a neden gelmiyor? Neden gelmediğini kendi algılamama göre sizlere aktaracağım...

Bunun yapmadan önce içeriye de göz atalım. Türkiye’de bu seneki toplantı algılatılırken; “zirveye damgasını vuracak ülke” iddiası ortaya atılıyor ama maalesef gerçek biraz farklı...

İşin özü; Türkiye “konu dahi” edilmiyor... Bir gala yemeği düzenlenecek, ona da Türkiye’den gelenler katılacak, kısacası toplantının adı: “Kendin pişir, kendin ye!”

Başbakan’ın neden gelmediğine gelince...

2006 yılındaki konuşmasını hatırlayalım Sayın Erdoğan’ın... Ne demişti; “Türkiye’de ekonomik mucize yarattık, bakın borsa endeksi bile nerelere geldi, 46.000’i de gördük” ...

O zaman itiraz etmiştim; bu yükselişin iktidarla alakası yok, yüksek petrol fiyatının sağladığı marjinal faydayla dünya piyasaları genleşiyor, Türkiye’de bundan bir miktar nemalanıyor!

Bu noktada soralım; bütün dünya borsalarının şaha kalktığı, dünyanın en ücra köşesine bile para yağdığı bir dönemde “borsayı 46.000 yaptık” diyen Başbakanımız, şimdi Davos’a gelip ne diyecek!

Adama “ne oldu mucize” demezler mi?

Türkiye’nin kendine özgü, yarattığı bir mucize yok! Dünya çalarsa biz “oynarız.” İşte yaşananlar “takke düştü, kel göründü”.


İnanmayanlar için yazının linki de benden hediye olsun:

http://haber.gazetevatan.com/Haber/158514/1/Gundem

Zaman ilerlemektedir. Tarih 16 mart 2008. Yargıtay, AKP’nin kapatılması için dava açmıştır.  İddianamede, hem AKP’nin kapatılması, hem de  Başbakan Erdoğan’ın da aralarında olduğu birçok AKP’linin siyasetten uzaklaştırılmasını ister.

Bakın, bıugün onu kıskananların “Jöleli Yalak “ diyerek aklınca dalga geçtikleri Yiğit Bulut, AKP’nin kapatılması davasına nasıl destek verir:

 “Son dönemde hükümet eden siyasi partinin “artan kendine güveni” ve “biz her şeyi yaparız, nasıl olsa ses çıkaran yok” tavrı, dün akşam itibarıyla devletin çarklarından sadece birinin attığı bir adımla son bulmuş oldu; Devlet, hükümete “yeter, yol bitti” dedi...

Diyeceksiniz ki; davanın sonucu belli değil, nasıl son buldu!

Sevgili dostlar, şu aşamada atılan adım en az sonuç kadar “dikkate değer”... Önemli olan “biz herşeyiz” mantığı içindekilere “yeter, burada sizlerden başka birileri daha var, buranın kuralları, gelenekleri, sahipleri var” mesajını vermek ve “yeter” demek!

AKP PİLOT OLDUĞUNU UNUTTU

Bu noktada başka bir soru soralım; Devlet, hükümete karşı olabilir mi ?

Olabilir... Devleti bir uçak gibi düşünün, devlet “yapının özünü” yani uçağın gövdesini, gövdenin doğayla temasını- işleyiş prensiplerini kısacası “esas olanı” teşkil eder, hükümetler ise bu yapıyı önceden konmuş kurallarla belli bir süre “idare etmek” için seçilirler... Uçak örneğinden devam edersek “hükümetler” pilot olarak “ana gövde” içinde belli bir süre yer alırlar. AKP’nin en büyük hatası da burada oldu. Pilot olduğunu unutup, uçağın “yapısıyla, koltuklarıyla, motorlarıyla” oynamaya hatta uçağın içinde yol aldığı doğa ile uçuş prensiplerini değiştirip “yeni bir model” yaratmaya kalktı... Ne oldu? Uçağın sahibi geldi ve “hop gardaş” deyiverdi! AKP yine çok şanslı; uçağın “en kibar sahibi, karşısındakine şans tanıyan” sahibi geldi, Allah korusun ya diğer sahipleri gelip “uçağa toptan el koysalardı!”

AKP’YE OY VERMEYEN YÜZDE 53

Sevgili dostlar, burada aklınıza başka bir soru gelebilir; milletin verdiği yüzde 47 önemli değil mi? Bu oylar “AKP’yi sahip” yapmaz mı?

Yapmaz... Yapılan oylamayla ortaya çıkan iktidarlar “pilot” seçimi gibidir. Uçağın “yapısı, rotası, gideceği yer, geldiği yer, doğa ile uyum içinde nasıl uçtuğu” gibi ana dinamikler bellidir, her şey hazır olan uçağa sadece pilot seçilir ve “pilot” kendi takdirine göre “bir uçuş” stili benimser. Verilen yüzde 47 oy (bir detay daha düşelim; yüzde 53 AKP’ye oy vermemiş yani uçağın çoğunluğu “pilotaj yapılmasına” bile karşı) pilotların kim olacağına işaret eder ve ne kadar yüksek oran ile seçilmiş olursa olsun, pilot kardeşlere “uçağın orası burası ile oynama” hakkı vermez.

AKP’YE DUR İŞARETİ

Sonuç: Devlet ile hükümet arasındaki ayrımı “idrak” edemeyen ve her fırsatta “Devleti kendine benzetme, ideolojik hale getirme” hamleleri yapan iktidar partisine yani uçakla oynayan pilotlara, devletin en kibar “dur” işareti geldi. Devamı nasıl oluşursa, oluşsun önemli olan birileri “dur” dedi ve hepimizin, ülkemizin, rejimin bir büyük şansı olarak “en sakin söyleyebilecek” kesimden bu ses yükseldi... Hükümet eden siyasi parti artık şunu anlamalı; “bundan sonrası yok”! Uçağı “riske” atmadan “pilotaja” devam etsin ve lütfen artık “sakin” dursun!

Bu yazıya da inanmayan varsa, bir zahmet  Vatan gazetesi arşivine girsin ve bu yazının tamamını okusun.

Şimdiiiii…

Ey Sayın Başbakan’a “ Diktatör “ diyen utanmaz ve arlanmazlar !

Şimdi bana cevap verin..

Sayın Başbakanımız nasıl bir diktatördür ki, kendisini medyada bu kadar ağır eleştiren bir gazeteciyi tutar da kendine Başdanışman yapar ?

Böyle diktatöre can kurban can…

Şimdi utancınızla yerinize oturtun ve aslında dünyanın en demokrat Başbakanına sahip olduğunuz için dua edin.

 Mübarek Ramazan'da Allah belki size affeder.

Benim verdiklerim, sadece  bir kaç örnek…

AKP gençliğinden hasleten rica ediyorum.

Üşenmeyin girin arşivlere “Yaşayan En Namuslu Kalem Yiğit Bulut “un AKP ve Başbakan’ımız  aleyhine tüm yazdıklarını bulun ve bu yazıları “ Başbakan’a Diktatör Diyenler Utansın” isimli bir kitapta toplayın ki, tarihe belge kalsın….

Sayın Başbakan’ımıza “Diktatör “ diye iftira edenler, ölene kadar bu utançla yaşasın…

Aydın Özdalga
twitter.com/aydinozdalga