Çanakkale Köprüsü'nü bir de benden okuyun

Güzel bir teklif aldım: “Ağabey; 1915 Çanakkale Köprüsü'nün açılışına gidelim, akşam da benim köy evinde takılırız.”

Benim için dayanılmaz bir fırsat. 

50 yıl geriye sayalım. İstanbul Erkek Lisesinde okurken Çanakkale 18 Mart törenlerine bir otobüs dolusu izci olarak giderdik. Ben de boru-trampet takımındaydım.

Yüz binlerce şehit verilmiş bir savunma savaşında iki eğitim kurumunun özel yeri vardır. En çok öğrenci şehit veren kurum İstanbul Tıp Fakültesi, ikinci en çok şehit veren kurum da İEL’dir (İstanbul Erkek Lisesi). Bu arada İEL’nin Tıp Fakültesine en çok öğrenci veren lise olması da ayrı bir olgu.

İstanbul’dan yoğun kar yağışı altında yola çıktık. Silivri’de hava açtı. Yollar gayet düzgün fakat M. Ereğlisi-Tekirdağ duble yolu, yaz mevsimlerinde büyük sorun çıkaracak gibi.

Elektrik üretimi rüzgâr kuleleri de Kaliforniya’yı hatırlatıyor. 

Feribotla karşıya geçtik, Köprü’ye bağlanan otoyoldan bastık gaza istikamet Köprü.

Etraf bayram yeri; bayraklar, flamalar, inşaat konsorsiyumu firmalarının promosyonu.

Bayraklarını asan firmalar arasında yer alan köklü bir firma dikkatimi çekti: “Yapı Merkezi”

(İlerleyen satırlarda değineceğiz ve konuyu biraz açacağız.)

Hep söylerim! Beni sanalda tanıtıp arkamdan “Yaa şu adam” diyerek sallayanlar var. Bir de beni yakından ve gerçekten tanımış 2500 kişi kadar insan var bu memlekette.

İşte o 2500 kişilik gruptan birilerine rica ettik, bir anda üç değişik kontrol noktasından su gibi akıp kendimi protokole ayrılmış çekirdek protokolün içinde buldum.

Sağımda; Kore Başbakanı, inşaatı yapan gruptan Limak şirketinin YKB, bakanlar, MHP lideri Devlet Bahçeli, kısacası herkes orada.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da önemli bir eserin açılışına kendini kaptırmış, heyecanlı bir konuşma yapıyor. Bu arada, dijital dedikodulara dalmış oryantalist felaket tellallarına buradan sesleniyorum: 5 metre yakından izlediğim Cumhurbaşkanı Erdoğan, çok enerjik ve gayet sağlıklı görünüyordu.

Köprü’nün kendisi teknolojik olarak harika ve şu anda 2 ayak arasındaki mesafe olarak dünya birincisi. Kıyıdan bağlantıları, kablo ankorajı, çelik ayakların bastığı beton platformlar, hepsi bomba…

BİRAZ KÖPRÜ POLİTİKASI YAPALIM 

Demokrasinin gereği, Türkiye'de muhalefet var ve ağzına geleni söylüyor. Her büyük projede “Yandaşlar, 5’li çete, Erdoğan’ın adamları…” muhabbeti pik yapıyor.

Çanakkale Köprüsü’nün yapımı konusuyla ilgili biraz topa girmek istiyorum. Hedefim sosyal medya ve belli medya kaynaklarının yaptıklarını sizlerin gözünün önüne sermek. Çünkü en sağlıklı oy 360 derece bakıp kullanılan oydur.

Yukarıda ucundan değindiğim o şirket konusundan başlayalım.

Çanakkale Köprüsü’nü yapan konsorsiyumun mazisi Avrasya Tüneli’ne dayanıyor.

Türkiye'nin sayılı inşaat şirketlerinden Yapı-Merkezi, Güney Koreli bir ortak buluyor ve tüneli başarılı bir şekilde bitirip hizmete açıyorlar. 

Yıllarca proje finansmanıyla uğraşmış birisi olarak ekleyeyim: Bu tür projelerde yapancı ortağın önemi sadece teknik know-how değil, aynı zamanda uzun vadeli krediyi beraberinde getirmesidir.

Türkiye’de yatırım için birikim yok, hele hele uzun vadeli yatırım için tek kuruş yok. Ayrıca parasızlık bugünün sorunu değil, Osmanlı’dan bu yana böyle.

Avrasya Tüneli’yle ilgili TV’lerde ve medyada hiçbir eleştiri çıkmadı. “Devlet garantisi yine yandaşları zengin etti” falan filan muhabbetine de hiç girilmedi.

Sizce neden? Ben de bilmiyorum! Fakat başka bir şey biliyorum: Yapı-Merkezi İnşaat şirketini başarıdan başarıya taşıyan sahibi, an itibarıyla CHP İstanbul Milletvekili.

Defalarca yazdım; iktidara karşı olan, şovenist solcu, Kürtlere gelince ırkçı, Atatürk’e gelince bezirgân, CHP’ye gelince riyakar medya mensuplarına dikkat edelim.

Siz hiç Halk TV’de, hani şu dürüstlük ticareti üzerinden ortaya karışık Atatürkçülük sofrası kuran muhteremlerin Avrasya Tüneli hakkında tek kelime ettiklerini gördünüz mü?

Ya da Çanakkale 18 Mart köprüsü konusunda Yapı-Merkezi şirketi ile ilgili tek kelime ettiklerini duydunuz mu?

Peki, gençliğimizin “Törkiş Pravdası” Cumhuriyet gazetesinin aynı konuda tek satır yazdığını okudunuz mu?

Mümkün değil, çünkü tarafsız medya Türkiye’de namevcut. Türkiye’de çıkarına göre ideoloji şekillendiren bir Türk medyası var.

Şimdi Çanakkale Köprüsü gibi muazzam bir alt yapı eserinin ekonomik boyutlarına geçmeden önce son bir ekleme daha yapmak istiyorum: 

Birçok sevdiğim dostum “Ağabey bırak şu Erdoğan’ı ve AKP’yi desteklemeyi” diyerek bana sitayişte bulunuyor.

Halbuki benim meselem iktidara destek değil. Benim meselem, ne yazık ki konuların fazla detayına girmeden/giremeden iki yüzlü Türk medyası tarafından manipüle edilen insanlar. Ve bu ticaret üzerinden haksız kazanç sağlayan medya esnafları.

GELELİM KÖPRÜ'NÜN EKONOMİK BOYUTUNA

Uzun ömürlü altyapı projelerinin, hele hele köprülerin ve otoyolların ‘Kar-Maliyet’ hesaplarını yapmak imkansızdır.

Çanakkale Köprüsü’nü ele alalım. Âdettendir, bakkal hesabını çok severiz. Bir araba 200 TL’ye geçecek. Çarp, böl, topla, çıkar; sonuçta “devlet birilerini zengin ediyor” kanaatine kısa yoldan varılır.

Yukarıda sözünü ettim. Türkiye'nin uzun vadeli kredi için parası yok, hiçbir zaman olmadı-ki para dışarıdan gelmek zorunda-

Bükreş’ten ve Romanya ovalarından bir hat çizelim. İkinci bir hattı; Denizli, Burdur Aydın, İzmir, Manisa’dan çizelim. Üçüncü hattı da Çanakkale’den, Ergene Ovası’ndan,  Kavala üzerinden Selanik ve Vardar Ovası’na çekelim.

Çanakkale Köprüsü’nün hinterlandı budur. Köprü bütün bu bölgeyi entegre eder.
Biz buna iktisatta ‘Dışsallık’ diyoruz. İngilizce orijinali: Externality

Ders kitabı örneğinde şöyledir: Arıcılık yapacaksın, başka birisi gelip senin yanına çimento fabrikası kurarsa bunun adı “negatif dışsallık” olur. Fakat başka birisi gelip senin yanına elma bahçesi kurarsa bunu adı “pozitif dışsallık” olur.

İşte Çanakkale Köprüsü’nün yukarıdaki bölge için getireceği pozitif dışsallık hesabını ölçmemiz ve değerlendirmemiz mümkün değildir.

Tamam! Köprü zaman ve yakıt tasarrufu sağlayacaktır ve kıymeti bu yönde ölçülebilir ama büyük resim içinde bu tam anlamıyla bir fasa fisodur.

Şimdi sıra geldi spesifik örneğe. Manisa’dan tır/kamyon Avrupa’ya ihraç malı götürecek. Çanakkale Köprüsü’nden geçti, 12 saatte Yunanistan’ın Adriyarik Ro-Ro limanı İgoumenitsa’da. 16 saat sonra İtalya’nın Ancona Limanı’ndan AB’ye giriş. Maliyet $3 bin dolar. Aynı konteyner Çin’den AB’ye ulaşmak istediğinde, yolda geçen zaman 30 gün ve maliyet $25 bin dolar.

Siz Çinlinin yerinde olsanız ne yaparsınız? “Manisa, İzmir, Nazilli, Burdur’da bir fabrika kuralım, malları burada üretip gönderelim…” diye düşünmez misiniz?

Fabrika’nın arazisini satan köylü amcadan, fabrikada çalışan yeğenine, Çinliye ev kiralayan teyzeye kadar Köprü binlerce insanın cebine pozitif anlamda dokundu mu? Dokundu!

Binlerce benzer örnek üretilebilir. Tarlası otel olan vatandaş, yamacı villa olan dayı, bütün bunlardan daha yüksek vergi geliri yaratan Maliye, saymakla bitmez…

Sonuç olarak, yazılarımı okuyanlar bilir. Türkiye için AB boş bir hayaldir. Gerçek ekonomik bölge Türkiye, Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan’dır.

Diğer Yazıları
Peki şimdi ne olacak?
Rusya - Ukrayna gerilimi
Fadıl'ın Ribası
Amerika'nın Hal-i Pür Melali
Ne vefalı komşumuzdun sen Merkel Abla!