Çocukça da saf bir devrim idi bizimkisi: 23 Nisan kutlu olsun!
23 Nisan…
Bir büyük ulusun kaderini saraydan alıp millete tevdi eden iradenin, çocuklara bayram olarak emanet ettiği büyük gün!
Çocukların yarını ve Devrimin günü!
Bizim devrimimiz yalnız bize ait değildir; tüm Dünya’ya seslenir ve belki de dünya tarihinin en saf, en cesur ve en “çocukça” devrimidir.
Bugün bu büyük mirası konuşurken, elimizdeki tabloya da dürüstçe bakmak zorundayız.
Türkiye’de örgün eğitimde (okul öncesinden liseye kadar) yaklaşık 19 milyon öğrenci bulunmaktadır.
Okullaşma oranları özellikle son yıllarda artmış olsa da, ortaöğretimde bu oran %90 civarında seyretmektedir.
(OECD ülkelerinde %95 ve üzerindedir)
Eğitim süresi açısından bakıldığında; ekonomik zorluklar nedeniyle bir "kopuş" görülmektedir.
Son yıllarda, özellikle lise ve üniversite düzeyinde yüz binlerce gencin / çocuğun eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldığı, üniversitelerde kayıt dondurma ve terk oranlarının arttığı gözlenmektedir.
Öte yandan, bölgesel eşitsizlikler de sürmektedir.
Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı kırsal bölgelerinde, kız çocuklarının eğitime erişimi hâlâ ülke ortalamasının gerisindedir.
Gerçekten "erken yaşta evlilik" ve sosyo-ekonomik koşullar bu tabloyu beslemektedir.
Ve gelelim çocuk bayramında çocuk emeği meselesine...
Bazı verileri panayır aynalarındaki gibi
"büyüğü küçük, zayıfı şişman gösteren" Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye’de çalışan çocuk sayısı yaklaşık 720 bin civarındadır.
Ancak kayıt dışı istihdam dikkate alındığında, bu sayının bir milyona yaklaşabileceği değerlendirilmektedir.
Tarımda ise tablo daha ağırdır. Mevsimlik tarım işçiliğinde çalışan çocukların sayısının 250-300 bin aralığında olduğu tahmin edilmektedir.
Bu çocukların eğitimle bağı çok ciddi şekilde zayıflamaktadır.
Adalet sistemine yansıyan tablo da düşündürücüdür.
Türkiye’de ceza infaz kurumları ve çocuk eğitim evlerinde bulunan 18 yaş altı çocuk oranı çok düşündürücüdür.
Faili ile tabii en başta mağduru ile bu çocukların her biri, aslında zamanında korunamamış bir hayat hikâyesidir...
Tüm bu verileri istemeden de olsa, şunun için hatırlattım:
23 Nisan yalnızca bir bayram değil, aynı zamanda bir sorumluluğun büyük başlığıdır!
Dünyada çocuklara bayram armağan eden ilk ülke olarak;
* Çocukların çalıştırılmadığı,
* “çocuk gelin” ayıbının tarihe karıştığı,
* her türlü istismarın ortadan kaldırıldığı;
* “çocuk ve suç” kavramının yan yana gelmediği,
* kız ve erkek tüm çocukların eşit ve nitelikli eğitim hakkına eksiksiz kavuştuğu, bir Türkiye'yi kurmak ve yaşatmak zorundayız.
Evet yapabiliriz ve yapmalıyız.
Nihayet bu 23 Nisan'da da, bağımsızlığına canıyla ve kanıyla sahip çıkmış bir milletin; ulusal egemenliğini daha da güçlendirdiği, demokrasisini derinleştirdiği ve refahı adaletle paylaştığı bir ülke olmamızı diliyorum…
Ve bu gün aynı zamanda,
Büyük Türk Devrimi’nin 106. yıldönümüdür...
Yurttaşların eşitliği ile aydınlanan;
aklı ve bilimi esas alan;
korku yerine sevgiyle inançla bilinçle yükselen bir toplum olunmasını hedefleyen o büyük devrim;
yiğit özünde en büyük gücünü tek bir şeyden alıyordu:
Çocuğa duyulan güven.
Ve bu ülke, en çok da o güven üzerine kuruldu.
Kemal Atatürk idi adı:
Güvendi ve güven verdi;
ta yürekten...
Evet; çocukça da tertemiz, saf bir devrim idi bizimkisi: insancıl ve sosyal bir dünya kurmak istedik…
Bize her gün 23 Nisan!
Dr. R.Bülend Kırmacı