Lak Lak / Cek Cak

Güncelleme:

3 kişi bir kahve için biraraya gelsek, ya futbol, ya siyaset, ya da hemşehri muhabbeti yaparız. 

Sağırlar diyaloğunda genellikle en geveze olan galabe çalar...

3 kişi siyasette bir araya gelsek 9'a bölünür, birbirimizi yer bitiririz.

Hamaset monologunda en çok tekrar eden en az tekzip edilendir...

Ne bireyler, ne toplum ne de örgütler olarak gerçeklikle yüzleşmek istemeyiz...

Bu vahada, bu diyarda sistematik düşünce veya iktisadi akıl, yoktur; ara sıra aklın yolunda düzenli laflar edeninse, hiç bir mecliste yeri olamaz...

Neden?

Çünkü;

Sosyalleşmesini kapalı ortamlarda tamamlayan eğitimi ezberci bireylerin, düşünce özgürlüğünden hazzetmeyen yönetimlerin, toplumuyuz!

Burada hamaset, dedikodu, her türlü ayak oyunu prim yapar; 

burası parlak zihinleri cezalandırır, 'ahlaksız uyanıkları' ödüllendirir.

Bir içimlik kahve sohbeti "lak lak" ile başlar ve biter; en radikal sözler bile sahaya hatta sandığa yansımaz... 

Beri yanda, sendika sarıdır; kooperatif yaralıdır; halk ile aydın birbirinden kopuktur...

İşsizliğin, dağ gibi kredi borçlarının altında ezilen halk, imkanları itibariyle "siyaset sınıfı" haline gelmiş bir iki avuç zübüğün yüzünden sesini yeterince duyuramaz...

Siyaset ise "cek cak" a dayalıdır..

"Yapılacaktır..."

"Edilecektir..."

"Bakılacaktır..."

"Aşılacaktır..."

"Tamamlanacaktır..."

Zaman kavramı yoktur, hesap verme yoktur, özelleştiri yoktur; 

 Toplumsal bellek zayıf, denetim mekanizmaları kırılgan-dır. 

"Lak lak" toplumun 

"Cek cak" düzeni işte bu olgular üstüne kuruludur. 

Yıllar önce CHP Bilim Y.K. Platformu Koordinatörü iken yakın çalıştığım bir siyasetçiye şöyle demiştim: "Bir konu hakkında lafın/ söylemin devamlı tekrar edilmesinden hoşlanmıyorum..."

Beni şöyle yanıtlamıştı; "Olur mu hiç siyasette bir konuyu devamlı tekrarlamak gerek. Hele ki gelişmekte olan toplumlarda..."

 Belki de haklılık payı vardı söylediklerinin... 

 Hele ki propaganda imkanlarının medya tekeliyle muhalefet için daraldığı ortamlarda "cek... cak" demeden tekrarda belirli bir yarar olabilirdi...

 O halde içinde bulunduğumuz "lak lak" ile "cek cak" ikilemini sorgulamaya yardımcı olması için önceden değindiğim kimi çarpıklıkları tekrarlayayım;

 *Bu düzen zengine ve faize ve ranta çalışan bir düzendir.

Vergi yükü adil değildir.

Enflasyon hesabı bile tartışmalıdır. 

Maaş ve emekli zamları "gerçeğe" değil "gelecek hayallerine" dayanmaktadır.

 *Yıllarca yapılan özelleştirmeler sonucu devlet adeta piyasadan çekilmiştir. 

Akaryakıt dışarıdan alış fiyatına göre epey zamlı ve üzerine konulan aşırı vergilerle oldukça pahalı satılmaktadır.

Bundan özel sektör ile kamu idaresi kar elde ederken, üreticiler ve halk zarar etmektedir.

Özel elektrik şirketleri 1 TL masrafa karşılık 4 TL kar elde etmektedir. 

Kimi belediyeler su ve emlak vergilerini abartmaktadırlar.

 *Eğitim ve sağlık neredeyse fiilen tamamen paraya endekslenmiştir.

 *Otoyol ve köprülerin işletmeciliği vatandaşın vergileriyle sübvanse edilmekle kalmamış, bu doğrultuda ihale ve ikmal süreçleri dövize bağlanmıştır. 

 *GAP, KOP, Trakya Ovası projeleri yetim kalmış, Çukobirlik, Pankobirlik, Fiskobirlik, TARİŞ unutulmuş, TMO etkisizleşmiş, icralık çiftçi öksüz halde kaderine terkedilmistir.

 *Hazine arazilerinin yagmalanması ve "kar kazanç obezi" bankaların için için hortumlanmasının yanı sıra, kayıt dışı ekonomiden yaklaşık 450 milyar dolarımızın yurt dışına aktarıldığı yazılır çizilir olmuştur.

 Listeyi daha da uzatabiliriz...

 Fakat artık lak lak ile cek cak ile zaman yitirmemek için;

 Siyasetimizi halka güvenen ve güven veren bir kıvamda ve içerikte, örgütüyle, programıyla, öncüleriyle yükseltmek zorundayız. 

 Demokrasi karşılıklı konuşma ve dinleme rejimidir; halk özgürce konuşmalı, kurumlar sistematik akılla çalışmalı, her türlü zorluğa karşın sistem kendini denetlemeli ve dengelemelidir. 

 Yolumuz uzundur.

Borcumuz gençleredir.

 Türkiye, hepimizden büyüktür.

 

Diğer Yazıları
Belediye Encümenleri Böyle mi olmalıydı?
Çöken madencilik politikamızdır
Gıdada fiyat terörü
Yön duygusunu yitirmek
Gerçek ve sahte milliyetçilik...