Nikahsız ilişki ahlaksız zina sayılır

Bu gün Facebook' dan arkadaşlarımın gönderilerini izlerken bir tanesi gözüme çarptı.

'' Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayın organı 'Diyanet Dergisi'nin "Helal Duyarlılığı" kapağıyla çıkan son sayısında nikâhsız birlikteliklerin 'Helal' olmadığı savunuldu. Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Yaman'ın kaleme aldığı "Aile Merkezli Helal Duyarlılığı" başlıklı yazıda 'helal' kelimesinin 'mübah ve caiz' anlamı taşıdığı vurgulanarak, "Öyleyse 'helal' hem bir meşruiyet ve geçerlilik hem de bir gereklilik ve bağlayıcılık vurgusu taşımaktadır" denildi. Yaman'ın yazısında şu uyarılara yer verildi: Helal birliktelik, helal gıda ile gelişir
Nikah şart: Aile merkezli helal duyarlılığına, onun meşru bir şekilde kuruluşu, kurulduktan sonra helal gıda ile gelişip büyümesi, gerek aile içi gerek çevre ile ilişkilerde hem ahlaka hem de hukuka uygun bir sürecin işletilmesi aynı derecede dahil olmaktadır. Ailenin 'helal' duyarlılığına sahi olmasının ilk adımı onun dini-hukuki bir meşruiyet zeminine sahip olması yani nikâhlı bir beraberliğe dayanmasıdır. Zina sayılır: Nikâha yani Müslüman toplumun benimseyeceği ve takibini yapabileceği bir evlenme akdine dayanmayan aile birliği, gerçek anlamda saygın bir kurum kimliğini taşıyamaz. Aksine aşağılık bir zina olarak değerlendirilir ve çok kötü bir davranış diye nitelenir. Nikâh normal bir akit/sözleşme olmasının ötesinde Allah'a yakınlaşma demek olan ibadet mahiyetine de bürünmektedir.
''

Haberin başlığı da şuydu;'' Nikahsız ilişki, ahlaksız zina sayılır. ''

Ben normalde böyle tepki çekecek bıçak sırtı konulara girmeyi tercih etmiyorum. Çünkü bunlar yıllardır konuşulan ve hiç bir şekilde çözüme ulaşmayan konular. Her iki görüşe de ayrı ayrı inanan insanlar, uzlaşmaya varmazlar. Bu da bence doğaldır, uzlaşacak bir şey yok. Ben derim ki; hayır nikahsız birliktelik zina sayılmaz, kişinin özgür iradesine bağlıdır ama toplum nezninde saygınlığı yoktur.

Diğer tarafta der ki; Bu ilişkilerin zinadan farkı yoktur, ahlaksızlıktır.

Yani iki görüş arasında uzlaşma sağlanamaz.

İnsanlar inandığı değer yargılarıyla özgürce yaşama hakkına sahiptir.

Ve yine taraflar birbirlerinin yaşam hakkına, inançlarına, toplumsal tercihlerine saygı duymalıdır.

O zaman modern kesimde yaşayan ve kendini laik diye niteleyen insanlardan da, türbanlılara hoş görü göstermesini bekleyemezsiniz.

Yani bu konularda uzlaşma olmaz. Ancak birbirinin yaşam hakkına hakaret etmeden saygı duyulmalıdır.

Kimisi diyebilir ki; Ya işte böyle İslami yaşantıya sahip olan insanlarda imam nikahı var, böyle de 4 kadına kadar evlilik olabiliyor. Bu dinen caizdir.

Kimisi diyebilir ki; Biz nikahsız birliktelik yaşıyoruz ama biribirimizi aldatmıyoruz, maddi beklenti içinde değiliz, yalnızca sevdiğimiz için birlikteyiz, bunun için de resmi nikaha gerek duymuyoruz. Bu da bir yaşam tarzıdır.

Ne böyle diyenleri, ne de diğer türlü diyenleri ayıplama, kınama v.s hakkına sahip değiliz.

Madem artık daha önce sessizce yapılan şeyler bu gün gündem konusu haline geliyor. Madem ki toplum içinde birlikte yaşıyoruz, o zaman toplum içinde yaşamanın kurallarını hepimizin yeniden gözden geçirmesi lazım.

İnsanlara hakaret ederek, aşağılık diyerek sevgi dilini yayamazsınız.

Sevgiyle bir şeyleri yaptırmak istiyorsanız, üslubunuz da da sevgi ve saygı dilini kullanmanız lazım.

Yoksa karşı tarafta size aynı şekilde cevap verirse üsluplar bozulur.

Madem ki ilerlemeden, demokrasiden, biribirinin yaşam hakkına saygı göstermekten bahsediliyor.

O zaman bu konuda ahkam kesenlerin, önce kendi yaşamlarında ve lisanlarında değer yargılarını yeni baştan düzenlemesinin zamanı gelmiş demektir.

Diğer Yazıları