Sömürü kültürle başlar - 2

 

Bir önceki yazıda emperyalizmin kültür üzerinde oynadığı, zevkli değişim projelerinden bahsetmiştik.

Emperyalizm, ekonomisini çökertmeyi kafaya koyduğu bir ülke veya toplum için zevkli ve “bol zenginlikli” menüler sunar.

Zor elde edilen paranın aslında kolay kazanıldığını fark eden insanlara tarihi değerleri, kültürel mirası anlatmanız kolay olmaz.

Emperyalist ülkeler kültürlerini satarlarken, acı olan kültür ithal eden ülkeyi yöneten idarecilerin basiretsizliğidir. Bilinmelidir ki, Düşünmeyen insanın yarını, yarını olmayan insanların yarattığı toplumun geleceği olmayacaktır.

Özellikle eğitim ve bilimde baş gösteren bu basiretsizlik ucuz siyaset sayesinde neredeyse her seçim sonrasında değişme gösteren eğitim sisteminde, düşünceye yönelik (felsefe, mantık vb.) derslerin kaldırılmasında, yabancı dilin okullarda zorunlu olduğu durumlarda gözlenebilir.

Bu yozlaşmış kültürden nasibini alan gençler yabancı dil konuşmayı ayrıcalık ve kendi sosyal ve kültürel değerlerini eleştirmeyi aydın olmak sanmaktadırlar.   

Artık kendini de eleştirmeye başlayan insan kapitalimin kucağına düşmüş ve olgunlaşmıştır.

Günlük kullanılan dil yabancılaşır. Bu atamamıyla sömürü planının bilinçli bir parçasıdır.

Kültür emperyalizmi, aileye nüfuz ederek bireyin aile içi ilişkileri eleştirmeye başlanması, sömürü kültürü etkisinde kalacak şekilde düzenleyerek büyüklerin gelenek ve yaşam biçimlerinin sorgulanması ve aile büyüklerinin sözlerinin dinlenmeyerek ahlaki değerlerin çökertilmesi amaçlanır.

Çocuk tacizlerinin temeline bu durumu koyabiliriz. Liberalleşen hukuk bu gibi ahlaksızlığa sessiz kalınca toplumsal çürüme umutsuz, uyumsuz ve kaotik bir ortama taşır insanları.

Ulusal değerlerini yitirmiş gençleri, dini inançların ve ahlak bilincinin etki alanından da çıkararak din inancı ile ilişkilerine son vermek ve özellikle Müslüman ülkelerde İslam kurallarını sorgulatmak emperyalizmin başarmaya çalıştığı başkaldırı araçlarından sadece birisidir..

Çünkü din toplumsal yaşamın dirilik sağlayan ve birlikte yaşama bilinci aşılayan yapı taşlarından birisidir.

Tarihini yaratan savaşların aslında birer kandırmaca olduğu, kahramanların aslında birer sahtekâr olduğu ince ince işlenmektedir aydın olmaya çalışan kültürsüz insanlara.

Bu tarihi geçmişi sorgulamaya başlayan bir birey, boşluğa düşer.

Popüler kültürün etkisiyle bunca yıldır anlatılanların aslında hikaye olduğuna inandırılır ve boşlukta sallanmaya bırakılır.

Dayanak noktası şartır her insan için. Bu boşlukta diziler ve sabun köpüğü yarışmalar devreye girer. Bu programlar sayesinde birey, zengin ülkelerin yaşam biçimine özenmektedir.  Zengin ülkelere ve onların yaşam tarzlarına özenen insanlar yabancılarla rekabet gücünü yitirir ve kendi kültürlerini yaşatamazlar.

Bu açıdan gelenek, göreneklere bağlı kalarak ancak, ilerici düşüncelere açık öz kültüründen ödün vermeden kültürünü yaşatan ülkeler geleceğin yaşam alanları olabilirler.

Toplumda aşağılık duygusu yaratmak emperyalizmin felsefesidir.

Bilinmelidir ki kültürünü kaybeden bir toplum geleceğini kiralık vermiştir.

Toplumsal kültüre sahip çıkmak gericilik değildir.

Tarihimizi oluşturan tüm değerlere sahip çıkmak boynumuzun borcu, tarihimizi ve kültürümüzü yüceltmek ve anlamlandırmak görevimiz olmalıdır.,

www.twitter.com/yolagiden

ozden.yolagiden@gmail.com

 

 

 

 

A+ A-