''Tek yakalı ceket modelini Versace benden sonra yaptı ''

Bazı insanlar vardır, çok ince, çok kibardır, konuşurken yalnlış anlaşılmaktan, kırmaktan korkarsınız. Muzaffer Bey' de öyle birisi, çok derinliği olan, samimi ama mesafeli, çok sevecen, hep hayatınızda olmasını isteyeceğiniz birisi....Onu hepimiz Zeki Müren'in modacısı olarak tanıdık. Kuşkusuz Zeki Müren kendisini bulmasında, sanatını anlamlandırmasında, çok yardımcı olmuş, o da Zeki Müren gibi titiz ve zor beğenen bir sanatçının, yıllarca özgüvenini tamamlayan sahne kostümlerini dikerek, ne giyeceğini düşünmek gibi büyük bir yükten kurtarmış. Hem de Zeki Müren ; bana yabancı moda dergilerle, şunla, bunla gelme, sadece senin tasarımlarını görmek istiyorum diyor. Böyle yıllarca birbirlerine destek oluyorlar ve dostlukları sürüp gidiyor. Muzaffer Çaha birbirinden renkli, farklı, özgün kostümleri sadece tasarlayıp, dikmiyor, kendisine söylenen bir kelime üzerinden kostüm tasarlıyor. Adeta resim yapar gibi, beste yapar gibi bir eser ortaya çıkartıyor. Bakın kendi ağzından kendisini nasıl anlatıyor.....

Muzaffer Bey biz sizi Zeki Müren' in modacısı olarak tanıdık, ama sadece sizi öyle tanımlamak çok haksızlık olur bize biraz kendinizden bahsedermisiniz?

Şimdi kendimi tanıtacak olursam, bir tebessüm kadar yalan, gözlerinin içindeki ışıltı kadar gerçek, özelliği farklı olan bir sanatçı. Burcu başak,oradan buraya savrulabilen ama hiç bir zaman yıkılmayan, kendisini sanata adamış bir kişilik Muzaffer Çaha. Zeki Müren diyoruz o bir efsane tabii ki ama hayat hep Zeki Müren ile devam etmedi. Bunun bir backgroundu var, başlangıçı var, ortası var, noktalar var, virgüller var...

O zaman en başa gidelim, çocukluğunuza, nasıl bir çocuktunuz, modaya ilginiz ne zaman nasıl başladı?

Küçük yaşlarda iyi giyime merakım vardı, iyi giyinen insanlara hep dikkat ederdim, 5-6 yaşlarımda papyon takarmışım. Ablalarım Kız Sanat Enstitüleri' ne gider, dikiş falan bilirlerdi. Babam ipekçilik yapardı, kozayı, ipeğe çeviren tezgahlarımız vardı. O yüzden ipek alaşımlı kumaşlara yakınlığım var. Zeki Müren'in kostümleri de, hep ipek alaşımlı kumaşlardı. Terziliğe küçük yaşlardan itibaren ilgi duydum, zamanın çok meşhur terzilerinin yanında staj görmeye gittim. Sonra işyerim kuruldu. İtalya' da moda akademisine gittim. Bijan ve Valentino sınıf arkadaşlarımdı. Oraya gidebilmek için bir aşama yapmanız lazım, ödül ya da mansiyon almanız lazım. Giyimin kolları vardır Pret a Porte hazır giyim, konfeksiyon, sonra Haut Couture var, onlarında ötesinde el işçiliği ile yapılan sanat etkinlikleri var. Modanın üniteleri bunlar. Bizim yaptığımız el işçiliği çok pahallı.

Zeki Müren ile nasıl tanıştınız?

Tepebaşı'nda Casablanca Gazinosu vardı, 1975-1976 gibiydi, Erol Büyükburç, Nuri Sesigüzel gibi sanatçıların kostümlerini dikiyordum. Kulisteydim, Maksim tadilattaydı, Zeki Müren' de oraya galası için gelmişti. Derken kostümleri gördü, kim bunları yapan diye falan sordu. Burada efendim dediler, ben bir heyecanlandım, nasıl hitap edeceğimi bilemiyorum. Tanıştık beni Makism Gazinosu' na davet etti, masanız hazır sizi bekliyorum dedi. Peki efendim dedim. Ama o kadar heyecanlandım ki, gidemedim. Aradan 1-2 yıl geçti, sonra Club Valentino' ya gidiyor, sahiplerine, çok iyi bir tasarımcı ile tanıştım ama gelmedi yanıma diyor.  Onlar İstanbul'un kabadayıları, biz sana onu getiririz diyorlar. Cavit Kılıç mesela, beni arıyor ertesi günü, diyor ki Muzo yarın seninle bir yere gideceğiz, itiraz istemiyorum, peki diyorum. 4. Levent' e gittik kapıyı çaldık, iki katlı villa yukarıdan bir ses;  'Aaaa ben kendimi meşhur sanırdım, daha ünlüler demek 1 yıl sonra geliyormuş' diye, Paşa. Yine heyecandan titriyorum.  'Kalp Vakfı'nın bir gecesine davetliyim orası için senden güzel, şık bir kostüm bekliyorum' dedi. Peki efendim dedim, çok şık ipek moher tabir ettiğimiz bir kumaştan, ipince saks laciverti bir seçim yaptım. İçine açık mavi bir ipek gömlek diktim. Emprime mendili ve kravatı ile hazırladım götürdüm. 2 gün geçmeden üzerinden yılbaşı programı için senden kostüm istiyorum dedi.  Altın yakalı bir smokin yapmaya karar verdim. Krepdöşin kumaştan çok ince bir kostüm yapacağım dedim. Kapalıçarşı' da ki arkadaşlarımdan 7 ayar 12 ayar bir altın plaka eritmesini istedim ve o altın plakayı yaka formuna göre kestim. Kalın ipek ibrişimlerle puntolar attım. Kruvaze bir ceket haline geldi.

Liberace' den esinlendiniz mi hiç ?

Sonraları . İlk kıyafet tamamen kendi duygularımla ve insiyatifimle yarattığım bir kreasyondu.

Kaç yılıydı?

1978 sanırım. Sonra o kıyafet çok tuttu. Birlikte sahne kostümleri tasarlayacağız  dedi.  Her şarkıya ayrı bir kıyafet yaptık. 300 küsur şarkı ve bir giydiğini bir daha giyemeyen, her kostümün ismi ve hikayesi olan bir senaryo başladı. O senaryo 20 yıla yakın devam etti. İşlemeli pek çok kostümün desenlerini kendisi çizdi. Ben işlettim. 3 yıl birlikte yaptık, sonraları bana bıraktı tamamen ne yaparsan yap ben giyeceğim Muzo' cuğum dedi.

Hep heyecanlanıyormuydunuz yeni kostüm hazırlarken?

Gayet tabii. Beni erkenden sabahları uyumadan önce arardı, konuşurduk her gün...

Peki nelerden esinlendiniz? O ilhamlar nasıl geldi?

Yeniköy' de Sait Halim Paşa Yalısı'na giderdim orada akşamları yemek yemeğe herkes gidemezdi, çok kalburüstü idi. Ben oranın müdavimi olmaya başladım. Ben kendi masama simsiyah bir saten örtü gönderdim. Ortada beyaz bir vazo ince belli ve tek bir kırmızı gül, ben gittiğimde böyle hazırlanırdı masam. Orada yıldızlı semalar, mehtaplı geceler veya bir balıkçı sandalının geçerken çıkarttığı sesler ile yemeğimi yerken, peçeteler üstüne desenler, modeller çizerdim. 2 kişilik servis açılırdı ama hep yalnız olurdum, sanki hayalimdeki insandan ilham alarak çiziyordum. Ya gözlerini, dudaklarını görüyordum hayalimde hepsi.O birbirinden farklı kostümlerin çoğu oradaki o güzel mekanda gelen ilhamlardan çıkardı.

Peki siz çok ince, naif ve sanatçı ruhlu bir insansınız hep böyle insanlarla mı karşılaştınız, onlarla mı çalıştınız, kendiniz gibi insanlar buldunuz mu?

Pek öyle değil. Çok çeşitli insanlar var, bu bir mozaik aynı benzer insanları bulmak zor ama Zeki bey ile aynı frekansta hareket ettim hep. O telefonda bana her hangi bir şeyden bahsederdi, ben onun nasıl bir kıyafet istediğini anlardım. Bir sabah telefonda ; 'Ay ne güzel bir ilkbahar sabahı, mis gibi çiçekler kokuyor bahçemde, hele bir mimozaları görsen, hadi şimdi işine bak da akşam görüşürüz' dedi. Aslında o an bana bir mesaj verdi. 3 gün düşündüm taşındım, sinema tarihini incelemeye başladım o artistler kalkık yakalı tayyörleri nasıl giyerdi diye düşünmeye başladım.

Chanel' den etkilendiniz mi ?

Etkilenme değil, o yakayı nasıl oturtuyorlar diye düşünüp kendime göre bir yöntem buldum. Sıvacı telleri ile büyük bir vazo meydana getirdim. Onun üzerine çok şık bir kumaş koydum, üzerine mimozaları serpiştireceğim ve arasına Zeki Müren, vazodan çıkan bir çiçek gibi gözükecek dedim. Bir bahçe yaptım oraya, ismini 'Mimozaların tebessümü' koyduk, basın günlerce bu kıyafetten bahsetti. Bir gün yine 3 kostüm dikilecek, gece geç yatmışım, sabah gözlerim kan çanağı yanlışlıkla cekedin yakasını kestim. Çalışanlarım bağrıştı akşama yayına yetişecek usta ne yaptın. Dedim bir dakika durun; Her yanlış atılan makas bir modeldir . Tek yakalı olacak. O yaptığım kostümü de benden sonra Versace 3 yıl tek yakalı ceket modeli yaptı. Benden mi gördü hayır . Ona o zaman geldi o ilham bana ondan 3 yıl önce...

Sonbahara merdiven dayamış ama içindeki enerjisi hiç bitmeyen bir sanatçıyım ben....

Sizin bir de Amerika' ya davet edildiğiniz bir anınız var, o nasıl olmuştu, nasıl davet edildiniz?

En büyük hayallerimden biri Newyork' da bir defile yapmaktı. Ama beni kim tanır Amerika' da ne değerler var dünyada falan diye. Derken, Osmanbey' de çok güzel mermer kemerleri olan bir butiğim vardı. Piyano vardı vitrinde, nota kağıtları uçları yanık, yerde , yayı kırık bir kemanla Zeki Müren kostümleri dururdu. Ve çok iyi Maraş işlemeleri olan bir de ceket duruyor o zaman. Çok şık sizin gibi bir bayan vitrine bakıyor, ben de çok şık giyinmişim dükkanıma geliyorum, karşılaştık. Sabah erken saatler, kadının ağır bir sosyete olduğu belli. Bana baktı, ben ona baktım, kadın ceketimi bu dedi hayır dedim, no problem dedi. Girebilirmiyim? Buyrun 2. kata indik bir siyah bir de beyaz bu ceketten istiyorum dedi ve fiyat falan sormadı. Florida' ya gidiyorum oraya yollarsınız dedi. Peki. Ücret sormadı bir zarfa dolarları koymuş o zamana kadar ki aldığım en yüksek ücreti aldım. 90 lı yılların sonları. 2 hafta  sonra telefonla arandım. Biz Amerika'nın jet sosyetesiyiz ve geride kalmış ülkelerin kadınlarına yardım eden bir hayır kuruluşumuz var. Orası için sizden bir defile hazırlamanızı rica ediyoruz. Clevland Hastanelerinin de sahibiyim. Yanındaki arkadaşı Dallas dizisindeki çiftliğin sahibi. Hepsi böyle şahane fizikleri olan çok zengin kadınlar. Davet aldım. Derken düşündüm ben erkek modacısıyım ama beni davet edenler kadınlar, onlara bir şeyler yapmam lazım. Normal kostümler her yerde var Türk kadınını temsil eden kıyafetler olsun. Osmanlı' da kadınlar kaftanlar giyerlerdi. Motifli, işli kaftanlar hazırladım. Cumhriyet' ten sonra Türk kadını tayyörler, şapkalar, parizien giysiler. Semra Özal ile de konuştuk, çok sever beni anlattım ben de geleceğim seninle dedi. Organizasyon da ben de, kreatör de benim . Bir çok iyi kadın terzisi grubu kurdum, başlarında ben, entersan dizaynlar yaptık. Sonra da işlemeli tuvaletler grubu hazırladık ama korkunç paralar gidiyor bu masraflara tükendim. Kültür Bakanı Fikri Sağlar o zaman. En sonda finalde de ince çoraplar, mayolar üstü fraklar sexi şov kıyafetleri toplamda 108 parça.

Ne kadar sürede hazırladınız?

8-9 ayda hazırlandım ama çok masraf yaptım, maddi, manevi çok yoruldum. toplamda 80 kişiyi bulduk ekibimiz, mankenler, papatyalar falan özel bir uçakla gittik ve bütün masraflar oradaki bu hanımlara ait villalar hazırlamışlar bir tarafta Kevin Costner'ın villası diğer tarafta Julio İglesias böyle bir zenginlik .

Semra Özal Dedi ki; Muzo'cuğum sana çok büyük bir sürprizim var......

Nedir efendim dedim. Sürpriz söylenir mi dedi. Peki efendim dedim. Karl Lagerfeld girişi gibi mankenler arkada ben önde böyle havalı bir iniş yaptık uçaktan. Çok heyecanlandım. Bizi karşılamaya gelmişler. Marriot Otel' e gittik. Ney enstrümanı ile başladı defile.

Para kazandınız mı bu kadar masraf ettiniz, aylarca çalıştınız?

O ana kadar yok ama çok manevi bir duygu mutluluk. Şahane, coşkulu bir defile oldu sonunda herkes ayakta alkışlıyor. Bir baktım salona sürpriz olarak Turgut Özal ve Amerikan Başkanı ayakta alkışlıyorlar. Meğer Turgut bey'in Amerikan Başkanı ile görüşmesi varmış onlarda gelmişler. Gazeteler bizden bahsediyor sonrasında. Cnn İnternational' a da konuk oldum. Sonrasında da 8-9 defile daha yaptım. Dediler ki bu hastane sahibi hanım ne yapmamızı istersiniz, o sırada eşim rahatsız, kanser. Rica etsem Türkiye' de kanser alet edavatı yok sizin hastanenin kanser aletlerini  lütfedip gönderirmisiniz, milyonlar değerinde aletler, Çapa ve Zeynep Kamil Hastaneleri' ne geldi. 1 milyon dolara yakın bir para getirttim benim 50 cent e ihtiyacım olduğu bir dönemde...

Nuri Sesigüzel, Erol Büyükburç, Zeki Müren, Emrah, Coşkun Sabah, Fedon, Hayko, İbrahim Tatlıses ve daha bir çok sanatçı peki yabancı starlarla çalıştınız mı?

Şöyle enteresan bir şey oldu. Michael Jackson'ın Pepsi reklamlarında giydiği bir ceket var bakıyorum Allah Allah bu benim ceketim ama ben vermedim, satmadım bu nasıl oldu. 4-5 kıyafet değişti hepsi benim. Meğerse o zaman mankenlerimden birinin flörtü İtalyan bir çocuk menajerlik yapıyor  vintage kıyafetlerimi alıp Amerika' da satıyormuş. Soho' da bir butiğe satmış. Onları da Jackson'ın menajeri almış Pepsi reklamları ve konserlerde benim o ceketleri giymiş, sonra biz irtibat kurduk fakat konuşmamızdan 6 ay sonra vefat etti.

Demek iyi bir şey yapınca gelip sizi buluyorlar, aslında sizin de hayatınız hep böyle olmuş?Peki geçtiğimiz günlerde Alpay ile Özdemir Erdoğan, sanat güneşimiz hakkında çirkin laflar ettiler, ne düşündünüz, onları duyunca?

Ben onlara instagram sayfamdan, terbiyem ölçüsünde cevap verdim. Biz de maalesef kötü bir huy var, birileri kendilerinden başarılı olunca, ona çelme takmak düşürmek istiyorlar, halbuki sen de çalış, daha iyi şeyler yap değil mi ama öyle yapmıyorlar. Zeki Müren'i tanımayan insanlar bunlar. Ayrıca kendileri daha bir yere gelememiş, Zeki Müren'i eleştirmek sizin ne haddinize! Bizim moda dünyasında da bu böyle herkes modacıyım diye çıkıyor ortaya. Ben tasarımcıyım.

Moda programlarını ve modacıları nasıl buluyorsunuz, Gülşah Saraçoğlu falan mesela?

Seyretmiyorum, kapatıyorum, üzülüyorum. Sanat başka bir şey, tabii hepsi kendine göre bir değer olabilirler ama sanatçı, tasarımcı olmak başka bir şey. Onlar dışarıda gördükleri bir modelin gelip aynısını burada dikiyor, taklit o yüzden aynı kostümler hep o sanatçılık değil.

Nasıl olmalı peki o programlar?

Mesela jüride Vural Gökçaylı gibi isimler olmalı veya Yıldırım Mayruk, Cemil İpekçi, Canan Yaka bu isimler jüri olabilir. Diğerleri de onun etrafında siz ne dersiniz hocam gibi tavırlar içinde olmalı.

Bülent Ersoy ve Orhan Gencebay'lı Ebru Gündeş' li programlar gibi mi ?

Bravo aynen öyle olmalı.

Faruk Saraç' ı nasıl buluyorsunuz, moda okulu açtı, erkek kıyafetleri dikiyor? Atatürk'ün kıyafetlerinden defileler yaptı? Kendinize yakın görüyor musunuz?

Benim arkadaşım, görüşürüz fakat kendi de söyler ben terzi değilim diye ama butiği vardı, işi genişletti, atölyeler kurdu, bu işe merakı vardı. Bu başka bir şey. Okul işi de şöyle; bir kişi iktidara yakın olur taşeronluğundan faydalanır okul açabilir. Öyle bir Türkiye yaşıyoruz, kavramlar yerli yerinde oturmuyor. Biz Atatürk'ün ilke inkılaplarını taşıyan, yansıtan sanatçılarız.

Siz Diyarbakır doğumlu bir sanatçısınız ama çok zarifsiniz bu şıklığınız Avrupalı gibi duruyor, kimden bu duruşunuzu aldınız?

Mezopotamya biliyorsunuz çok çeşitli kültürlerin karışımı biz oranın terbiyesini aldık, şimdi o toprakların insanları bambaşka bir hale büründü.

Yabancı modacılardan kimlerle tanışıklığınız oldu?

Valentino ve Bijan ile oldu. Bijan İran'lı bir halı tüccarının oğlu. O amerika'yı seçti ben ülkeme döndüm. Valentino' da Napoli'nin bir köyünden yetişmiş. Onunla aynı yaştayız.

Şık bir insan nasıl giyinmeli?

Vücut proporsiyonuna bakarak giyinmeli. Ölçüye, orantıya önem vermek gerekir. Mekan önemli hangi mekanda hangi kıyafet giyilecek, bunlar bir kültür meselesi.

Peki çok teşekkür ediyorum...

Diğer Yazıları
Hayta Yollarda 150 Dolar ile Dünya Turu'na Çıktı
Kim bu Angara Bebesi?
Can Yaman İtalyanca bildiği için tuttu!