Cumhuriyet’i anlamak

 Bugün (29 Ekim 2019) Cumhuriyetin 96.yıldönümü.

Dünyadaki demokratik hareketleri kavrayamamış, yenilikleri okumaktan uzak, kendi iç hesaplaşmalarıyla yılları geçen ve son iki yüzyılda ekonomisi çökmesine rağmen yeni saraylar inşa eden, borçlanan ve büyük topraklar kaybeden bir ümmetçi yönetim anlayışı Osmanlı’yı Sevr gibi bir tehlikenin içine sokmuştu.

Bugün yeni Osmanlıcılık hayaline ortak edilen gençler Osmanlı’nın son yıllarını dizilerden değil, gerçekçi tarih yazarlarından okuduğunda gerçeğin rengi akıllara daha net kazınacaktır.

Osmanlı’yı yöneten kimi kesimin zorunluluk olarak gördüğü kimilerinin ise (günümüzde bile) başarı olarak satmaya çalıştığı Sevr antlaşması eğer Cumhuriyeti kuran kadrolar tarafından yırtıp atılmış olmasaydı Türkiye Cumhuriyeti, yıkılan devletlerden sonuncusu olarak tarih sayfalarındaki yerini alacaktı. Bunu anlamak için, Amerika’yı yeniden keşfetmeyi gerek yok!.

Dünya’ya hükmeden, üç kıtada toprağı bulunan bir imparatorluktan sadece Karadeniz bölgesinin ve iç Anadolu bölgesinin bazı şehirleri kalacak şekilde sıkıştırılan bir antlaşmayı imzalama noktasına gelinmiştir. Bu plan Türkleri önce sıkıştırma, sonra yok etme planından başka bir şey değildi!

Az bir gururu olan hiç kimse bunu imzalamaz veya başarı olarak kabul edemez(di)!

Kuşkusuz Osmanlı Meclisi tatilde olmasaydı mutlak surette onaylanacaktı.

1920 yılında hazırlanan bu antlaşma bağımsızlık uyanışını hızlandırmış ve Kuvai Milliye ruhunu canlandırmıştı.

Yok olmanın eşiğinden, İstiklal mücadelesiyle geçen zaman kanlı ve zor oldu. İnsanlarımız öldü. Hayvanlarımız telef oldu, şehirlerimiz yandı. Ekonomi çöktü ama özgürlük arzusu ve bilinci 1923 yılında yeni bir devletin kurulmasına yol açtı.

Şimdi, evlerindeki televizyon kumandasından istediği kanalı açan bir vatandaş, sıcak yuvasında geçmişi acımasızca eleştiriyor. Cumhuriyetin nimetleriyle koltuk sahibi olan siyasetçiler, başta Atatürk ve silah arkadaşlarını, sanki zaten cumhuriyet kurulacakmış da Atatürk tesadüfen orada bulunmuş gibi değersizleştiriyor.

Bugün Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin yarı yamalak da olsa özgürlük ortamında günümü verileriyle 1923 verilerini karşılaştırıp, günümüz yönetiminin aslında Atatürk’ten daha iyi işler başardığını şırınga etmeye çalışıyor. Bu şırıngadan çıkan çürük fikir akıllı beyinde apse yapar, sağlıklı vicdanları yaralar.

Sorgulayan ufacık bir beyini bile ikna edemez.

Bir cumhuriyet düşünün ki yeni kurulmuş ve hem siyasi, hem askeri hem de ekonomik özgürlüğü ile dünyada örneği yok.

Günümüzün yağcı kalemşörleri, 1923 ile günümüz verilerini karşılaştırmaktansa, Atatürk’ün kurduğu kurumların teker teker satılmasına rağmen neden sürekli ekonomik kriz yaşandığını açıklamaları gerekmektedir.

Osmanlı’nın borçlarını Türkiye Cumhuriyetinin kısa sürede nasıl ödediğini anlatsınlar!

Savaştan çıkan genç bir cumhuriyetin o zor şartlarda, sadece siyasi bir düzen kurmayıp, sağlam ekonomik bir temel atan ve onlarca, yüzlerce kurumu nasıl hayata geçirdiğini anlatsınlar.

Tabi önce anlamaları gerekir!

Hasta ruhların iyileşmesi için reçete; kurucu kadroya düşmanlık değil, tarihi anlamak ve saygı duymaktır

Cumhuriyet Bayramı sadece bir geçit töreni değildir.
Sadece askeri tören hiç değildir.
Sıradan bir ulusal gün olarak geçiştirilemez.
Tatil vesilesi hiç değildir.

Cumhuriyet ekonomik özgürlüktür, tarih bilincidir, demokrasinin ana rahmidir.

Bu bayram, geçmişin anılarında değil, yarınların heyecanlarında yaşanmalıdır.
Cumhuriyeti anlamak, daha güçlü bir ülke için özgür bir gelecek için birinci şarttır.
Yaşasın Cumhuriyet...
İyi ki varsın cumhuriyet.

En büyük Bayramımız kutlu olsun!

www.twitter.com/yolagiden

A+ A-