Toplumun Büyük Vicdanı

Güvenilir araştırmalara yansıyan üç büyük “oy” kümesi var…

Bu oy Parti oyu anlamında siyasi tercih değil; kamu(oyu)nun ta kendisi…

Türkiye halkının yüzde seksenlere yakını; bölünme istemiyor;

Yarısından fazlası, Başkanlığa karşı;

Çoğunluk, kültürel anlamıyla Türk vatandaşı tanımını benimsiyor…

Medyanın merkezileştiği, çevresi ateş altında bir ülkedeki bu veriler;

Mazisi olan bir Devlet ile sağduyulu bir Milletin anlatımıdır…

Kuşkusuz, aynı halk, akan kanın durmasını da diliyor…

Ne ki “kan bedelinin” ülkeyi parçalaması, daha fazla gözyaşı demek.

Olgulara bakmak, yakın tarihin içinden bir okuma ile dış deneyimi sentezlemek gerekiyor.

Bu Ulus’u kuran aidiyetlerden biri (Kürt) terör destekçilerince cepheleştirilmek istendi.

On yıllarca, asker, polis, güvenlikçi o arada yüzlerce öğretmen ve idareci şehit edildi.

Dağlara sürülen gençlerin de kanı aktı, analar yurdu, kana bulandı, terör, rant oldu…

Bu noktada Türk’ü, Kürt’ten, ikisini de diğer etkin kökenlerden farklı görmediğimiz için,

Daha doğru tabirle aradığımız şey “barış” değil, huzurdur.

Çünkü ortada iki ayrı devletin silahlı çatışması yoktur.

Halkın bir bölümünü –o da seçim güvenliği nedeniyle tartışılır şekilde- temsil ettiğini savlayan örgütle, o Ulusun güvenlik güçleri arasında silahla çatışma söz konusudur.

Terminolojinin doğru kullanımı, Anadolu’nun aradığı ve hak ettiği huzurun, ateşkes değil silah bırakmakla mümkün olduğunun kavranılmasına katkı sağlayacaktır…

İspanya’daki, İrlanda’daki deneyim de bu doğrultudadır.

Belçika, Çek/ Slovakya çok farklı dinamiklerdir, İsviçre daha başka…

İtalya kısmen bir hayale kapılmıştı, hatadan döndü… 2014’de İskoçya’da referandum var.

“Akıllı” insanların dünyası, bölünerek sömürülmeyi, yalnızlaşarak ezilmeyi değil, emek başta safları sıklaştırarak, yeryüzü nimetlerinden daha fazla pay almayı öğütlemektedir.

Bizi ayrıştırmak demek, emperyalizme yem etmek demektir. Tüm bunlara karşılık;

Terör örgütü nihai hedefini saklamıyor ki! Harita belli: Özerklik, Federasyon, Bağımsızlık.

Fakat örgüt, sadece tarihsel, toplumsal gerçekleri ters-yüz etmekle kalmıyor, var-lığıyla, vaazını tekzip ediyor:

Siyasi uzantılarının çoğu toprak ağasıdır, lojistik çekirdeği afyonla iç içedir.

Etnik temelde siyaset yapanların, “Anayasa’dan ırkçılığın ayıklanmasında” “rol istemesi” ise, başlı başına ve başka bir çelişkidir.

Tarihsel gerçeklik, maddi temeller ve bölge halkı dahil Anadolu doğru incelenmekte midir?..

Ekonomik zorluklar içindeki halkımız, siyasetten, en az kendisi kadar ön-görülü olmayı beklemektedir.

İktidarın “müzakerelerle” içine doldurmaya çalıştığı “Açılım” ise kördüğüme gidiyor…

Elbette “Sorun”u yok saymak değil, ama “yaşam yanlısı” öneriler sunmak esastır.

Ancak herkes "fili tuttuğu yerden tarif ediyor" ve bu nedenle, (yine kamuoyu araştırmalarına göre) her iki seçmenden biri, siyasetin kendine çeki düzen vermesini diliyor…

Yazımın başında, “…araştırmalara yansıyan üç büyük ‘oy’ kümesi var” demiştim…

Sorunların çözümü de bir sacayağına dayanıyor;

“Gaffar Okkan anlayışında idareciler”, Toprak Reformu ve Fabrikalaşma…

Bir üçleme daha var; evrensel geçerliliği olan ve ulusal boyutta yükselmesi gereken:

Demokraside iyileşme, ekonomide gelişme, toplumsal yaşamda ilerleme…

7 bölge 4 iklim bütün renk tonlarıyla güzelim Türkiye’den bir mutluluk tablosu yapmak…

İnanın ki elimizdedir ve bütün bu işlerde en büyük destekçi halkın ta kendisidir.

Yeter ki ona güven verilsin ve güvenilsin…