Feyzioğlu Erdoğan'a yüklendi

Feyzioğlu Erdoğan'a yüklendi

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, tahliye kararı sonrası yapılan yanlışların neler olduğunu açıkladı.

Diyarbakır'da bulunan Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, kurulan Sulh Ceza Hakimlikleri sisteminin yanlış olduğunu savundu.

Feyzioğlu, “Sulh Cezalar kendi arasında dönüyor. Bu sistemi kaldırmalıyız. Sistemin çarpıklığını biz hukuk bilgisi, teori ve içtihatla düzeltmeye çalışıyoruz. Bu sistem Tayyip Erdoğan Ceza Hukuku’dur” dedi.

TBB Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu meslekte 40 yıldan fazla çalışan avukatlara plaket verilmesi törenine katılmak üzere Diyarbakır’a geldi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda yapılan törene Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Fırat Anlı, Baro Başkanı Tahir Elçi ve çok sayıda avukat katıldı. Tören öncesi gazetecilerin sorularını yanıtlayan Feyzioğlu, avukat Umut Kılıç’ın tahliye haberine çok sevindiklerini söyledi.

‘MÜLAKATINDAN ŞÜPHE ETMEYEN KAMERAYA ALIR’

Afyonkarahisar Baro Başkanı’nın Umut Kılıç’ın avukatı olduğunu belirten Feyzioğlu, “Kaçma şüphesi ve delilleri karartma tehlikesi olmadığı noktasında bir dilekçe yazdık. Bu tüm vatandaşlar açısından emsal teşkil edecek bir karar. Kaçmayacak veya delilleri karartmayacak vatandaşların tutuklanması yanlış bir uygulamadır. Mahkemenin doğru bir karar vereceğine inanmıştık.Tahliye kararı ile tansiyonun düşürülmesi sağlandı. Bu olay bize iki noktada çok ciddi geri bildirim vermelidir. Birincisi Türkiye’deki bütün mülakatların keyfi yapıldığı algısı vardır. Mülakatından şüphe etmeyen kameraya alır. Hayatımızın her alanına kamera sokanlar mülakatları kamera kayıtsız yapıyorlarsa bu ciddi bir güven eksikliği yaratmaktadır. 2007 yılında kamera vardı. Daha sonra yönetmelik değişikliği ile kamera kaydı mecburiyeti kaldırıldı” dedi.

‘SULH CEZA HAKİMLİKLERİ İKTİDARLARIN SOPASI GİBİ’

Türkiye’de Sulh Ceza Hakimlikleri’nin siyasi iktidarın adeta sopası gibi kurulmuş hakimlikler olduğunu belirten Feyzioğlu, şöyle dedi:

“Suh Ceza Hakimlikleri güven telkin etmemektedir. Bizim kaynak kanunumuz olan Alman kanunundan bu yana geçen 250 yıllık dönemde Sulh Ceza kararına Asliye’de itiraz edilirken, Sulh Ceza kararına başka bir Sulh Ceza’da itiraz edilmesi sistemi siyasi iktidarın ‘Ben yaptım oldu, kendime göre iş yaparım’ sistemidir. Ben buna Tayyip Erdoğan Ceza Hukuku diyorum. Bu ceza hukukunun yerine artık evrensel kaidelerin getirilmesi lazım. Öncelikle sistem yanlış. Sulh cezalar kendi arasında dönüyor. Bu sistemi kaldırmalıyız. Sistemin çarpıklığını hukuk bilgisi, teori, içtihatla düzeltmeye çalışıyoruz. Bu sistem Tayyip Erdoğan Cezu Hukuku’dur. Buna doktrinde, teoride, uygulamada akla mantıga uygun nasıl çözüm bulayım? Zaten sistem mantıksız. Sulh Ceza kararına Asliye Cezada itiraz edilmesi lazım. Bunu kaldırdılar. Sulh cezalar kendi içinde dönsün ve kendi sopaları olsun diye kaldırdılar. Kanun red konusunda karar veren mahkemenin, davaya bakacak olan hakimi de belirlemesi gerektiğini söylüyor. Bu belirlemenin kanundaki görev çerçevesinde olması lazım. Kanun tartışılmadan, alelacele, bir gecede sırf birilerinin ihtiyacı çözülsün diye çıkarılmış bir kanun olduğu için, soruşturma evresinde tutuklama konusunda Sulh Ceza Hakimlerinden başkasına görev vermemiş. Kanunda olmayan bir görevi Asliye Ceza Hakimi içtihatla veremez. Kanun koyucunun yaptığı da hakimin yaptığı da yanlış. Biz yine boş konuşuyoruz. Aslolan tutuksuz yargılamadır. Gelin bu sulh ceza hakimliklerini iktidarın sopası olmaktan çıkaralım. Bildiğimiz, denenmiş, kıta Avrupası’nda yerleşik sisteme geri dönelim. Tayyip Erdoğan Ceza Hukuku yerine Ceza Muhakemesi Hukukunun evrenselleşmiş sistemini getirelim. Adamına göre hukuk yazılırsa böyle olur. Ben kendi isteğiyle gelip teslim olmuş insanların kaçacak diye tutuklanmasına her zaman karşı çıkmışımdır. Bu haksızlıkların bu davada başladığını iddia edenlere de cevabım var. Türkiye’de bu haksızlıklar Balyoz, Ergenekon, KCK davasında, duymadığımız binlerce davada hergün yapıldı. Bizim artık bu topraklarda yargı eliyle eziyet edilme uygulaması keyfiliğini kaldırmamız lazım. TBB olarak Sulh Ceza hakimliklerinin sopa niteliğinde örgütlenmesini değiştirmek üzere bir çalışma başlatacağız. Toplumu bu konuda aydınlatma gereği duyduk.”

ELÇİ: AVUKATLARIN BİLE TAM GÜVENDE OLDUĞUNU SÖYLEYEMİYORUZ

Meslekte 40 yılını aşmış avukatlara plaket verme töreninde konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi ise toplumun hemen hemen bütün kesimlerinin öteden beri Türkiye’de yargı uygulamalarından büyük adaletsizlikler gördüğünü belirterek, “Neredeyse yargı uygulamalarından mağdur olmayan toplumun hiç bir kesimi kalmadı. İstiklal mahkemelerinden başlayarak sıkıyönetim, Devlet Güvenlik Mahkemeleri, özel yetkili mahkemelerin uygulamalarını hep birlikte izledik, yaşadık ve gördük. Hatta belki bu salonda bir çok kişi bu mahkemelerin mağduru oldu. Böyle bir atmosferde bütün yurttaşların güvencesi olması gereken bağımsız, tarafsız bir yargı oluşturmak gerekirken, yönetenler, muktedirler iktidarda olanlar yine kendi iktidarlarının hizmetinde olacak, kendilerine hizmet edecek, iktidarlarını koruyacak yapıları tercih ediyorlar ve buna göre yargıyı dizayn etmeye çalışıyorlar. Bir kez daha yargıyı bir sorun olarak masamızda görüyoruz. Adaletin ekmek ve su kadar önemli olduğu bir coğrafyada haksızlığa uğrayanların hakkını, hukukunu korumaya çalışıyoruz. Avukatların kolaylıkla gözaltına alınabildiği soruşturulabildiği tutuklanabildiği bir ülkede, bırakın yurttaşların özgürlüklerinden avukatların hakim ve savcı adaylarının bile tam bir güvencede olduğunu söyleyemiyoruz” diye konuştu.

ÇÖZÜM SÜRECİ DEMOKRASİYE İNANMAYAN BİR ZİHNİYETLE HAYATA GEÇİRİLEMEZ

Törende daha sonra bir konuşma yapan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, adalete güvenin her geçen gün biraz daha düştüğünü belirterek, şunları söyledi:

“Adalete güvenini yitirmiş bir toplum temelsiz kalmış demektir. Ülkedeki hiç bir kurum adalet mekanizması güvenilirliğini yitirdikten sonra ayakta kalamaz. Kamu idaresinden şahsi haklara kadar hiç bir noktada güven kalmaz. Birlik ve beraberlikten dem vuranlar adalet mekanizmasını çökerterek 77 milyonu üçük küçük parçalara ayırdıklarını bilirler de bilmezden gelirler. Bizim talebimiz eşit vatandaşlık paydasında buluşmaktır. Bunun için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin kanun önünde eşit olma ve o kanunun kendisine eşit bir şekilde uygulanmasını talep etme hakkı vardır. Bunu sağladığımızda zaten birlik ve beraberliğimiz sağlanacaktır. Birlik ve beraberlik hamasetle olmaz. Hak, hukuk, demokrasi ve özgürlükle olur. Barış süreci insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye inanmayan bir zihniyet tarafından hayata geçirilemez. 77 milyonun geleceği inşa etme ülküsüyle biraraya getirilmesi sadece adalet temelinde mümkün olabilir. Bu farklılıklarını zenginlik olarak bilen ama ortak noktalarını ortaya çıkarıp, altını çizen bir büyük biz yapar. Bir büyük biz olduğumuz taktirde Türkiye üzerinde yazılmış bütün senaryoları elimizin tersiyle itip, kendi kaderimizi kendimiz yazabiliriz. Bu yurtta barıştır. Bölgede barış istiyorsak önce yurdumuzda barışı sağlayacağız. Bütün komşularımızla siyasi sınır tanımaksızın bir Avrupa Birliği gibi birlik olacağız. Bunu başaracak olan yine hukukun üstünlüğüdür. Türkiye bunu başaracak güçtedir. Un vardır, şeker vardır, helvanın yapılmasına iş kalmıştır. Helvanın nasıl yapılacağını bilen de vardır.”