İktidara Yakın Gazeteci Olmak

Tatildi, bayramdı derken kısa bir süre içine daldığımız yaz rehavetinden çıkıp, köşe yazarlarının gündemle ya da şuna, buna dair yazılarının içine balıklama daldık.

Naçizane bir internet yazarı olmamız vesilesi ile hem ülke gündemini, hem yazarların gündemini gözlemlemek ve konuları, tarzları itibari ile düşüncelere dalmak gerekir.

Bu gün en dikkatimi çeken yazı Oray Eğin’ in, Mehmet Barlas ve o aile ile ilgili yazdıkları oldu. Oray Eğin’ in bazı yazılarını beğenirim doğrusu... Korkusuz ve çıkarsız yazılar yazıyor gibi geliyor. En azından benim denk geldiklerim öyle oluyor.

Barlas ailesi için 12 Eylül ile ilgili eskiden kaleme aldığı övgüler hatırlatılınca rahatsız oluyor neviden bir yazı yazmış ve her zaman iktidara yakın olmayı sevdiklerinden bahsetmiş.

Aynen katılıyorum, bence de öyle ve dışarıdan baktığımızda her devrin insanı gibi gözüküyorlar.

Şimdi bu isimleri konudan çıkartıp bir genelleme yaptığımızda, yani gazeteci etiği ve duruşu açısından baktığımızda, nasıl bir sonuca varmalıyız?

Gazeteci dediğimiz insan, bir haberi ya da bilgiyi, kendi yorumlarını da katarak, ya da katmadan tamamen objektif olarak, okura ulaştıran kimsedir. Geçimini böyle kazanır. İktidara yakın olmak, gazeteciyi ne ölçüde zenginleştirir? Ona bakmak lazım...

Eğer bir gazete ya da televizyonda çalışıyorsanız belli bir ücretiniz, fiyatınız vardır. Bu ülkenin genel fiyatlandırmasından çok yüksek de olabilir. Çok orantılı da olabilir. Genel yayın yönetmeni falan gibi üst düzey yöneticilik yapıyorsanız büyük medya gruplarında 30.000 $ gibi rakamlar telaffuz edilebilir. Televizyonlarda genel yayın yönetmenliği yapıyorsanız, muhtemelen patronla da yakın çalışıyorsunuz demektir. O zaman doğal olarak, patronun işlerini aksatmayacak şekilde iktidara yakınlığınızı ayarlamanız gerekir. Bu özveri içinde, karşılığını ne kadar verebiliyorsanız, o ölçüde fiyatınız artabilir. Bu şekilde çalışan ve kazanan insanlarda bir elin parmağını geçmez. Onun dışında gazeteci ya da televizyoncu yaptığı işten öyle çok para kazanamaz. Ancak o kimliğin getirdiği, sağladığı yan avantajlardan geçimini sağlayabilir. Onlar da nedir? Geniş bir çevreniz olur, çeşitli insanlarla iş ve dostluk ilişkisi kurabilirsiniz. Birine övgü dolu ticari haberler yaptırırsınız, o da sizi bilmem nereye tatile yollar, misafirim der falan filan. Veyahut ticari bir iş yaparsınız diyelim, orada haberini yaptığınız kişi ya da kişilerle yakın temasta olursunuz gibi. Kültür sanat yazarsınız, gittiğiniz yerlerde hesap ödetmezler, ödeyenler yok mudur vardır herhalde....

Yine çok açık ve net yazdım biliyorum. Ne yapayım huyum böyle. O kadar iç yüzünü biliyorum ki, bu dünyanın birisi bir şey söylediği zaman, başını duyunca tamamının resmini çekiyorum.

Her neyse, toparlayacak olursam, gazeteci iktidara yakın olmasın da ne yapsın, çoluk var, çocuk var, eş, dost var. Sadece biz de değil, tüm dünyada kurulu bir düzen var. Biz mi baş kaldırıp değiştireceğiz? Kolay yol neresi ise oradan gideceğiz.

Ya da kendimizi sevecek sayacak, kimseye müdana etmeden, bazen açlığı da bilerek ama bileğimize güvenerek kimseye muhtaç olmadan en iyi şekilde yaşayarak geçeceğiz bu dünyadan....Başka bir yol yok. Bu her devrin gazetecileri ya da insan modelleri bizi beğenmeyecek, eleştirecek, burun kıvıracak belki ama o da varsın olsun artık...