Mucizelere ve Gizemlere İnanmak

Kader kısmet meselesi, mucizeler insanın aklını her zaman meşgul eder.

İnanç belirleyici ve yönlendirici etkendir. İnsanlar mucizelere inanmaya ve o mucizeleri, kendileri üstündeki bir güce dayandırmaya meyillidir.

Örneğin; Peru' da bir mağarada bulunan İca Taşları üzerinde, Aztek' lerin dinazorlarla savaştıkları, açık kalp ameliyatı yaptıkları resmediliyordu, ancak sonra bunun bir köylü tarafından para kazanmak amacıyla ortaya çıktı ve köylü tutuklandı. Tarihe de bu gizem İca Taşları' nda turist kazığı olarak geçti.

1975 yılında Mars' ta insan suretinde bir kaya olduğu belirlendi. Ancak 2000 li yıllarda, Avrupa Uzay Ajans' ı tarafından gönderilen Mars Express isimli uzay aracının çektiği yüksek çözünürlüklü resimlerle, kayanın insan yüzüne benzemediği tesbit edildi ve en katı savunucuları bile bu görüntülerden sonra pes etti.

Bazı toplumlarda, bazı cesetlerin kutsal olduğuna ve çürümediğine inanılır. 1879 ölen St. Bernadette Soubirois' in cesedinin çürümediği görülmüştü. Fakat bu ceset saklanırken, içinde balmumu kullanılarak saklanmış ve çürümesi engellenmişti, tıpkı benzer yöntemler kullanılarak saklanan diğer cesetler gibi....Bir mucize ya da gizem yoktu.

Yıldızların hareketli olması bize geleceğimizi gösterir mi?

Astroloji günümüzde pek çok insanın uğraştığı, üniversitelerde kürsüsünün açıldığı bir fenomen. İnananlar, işlerini, seyahatlerini ona göre ayarlıyor, eşlerini seçmeden önce burcunu soruyor. Özetle bu konuyla ilgili, çılgınlıkta sınır yok.

Oysa bir çok eski yıldızın artık parlamadığı bilimsel olarak tespit ediliyor. Günlük yorumlarsa, bir çok şeye uygulanacak olası kehanetlerden ileri gitmiyor.

Örneğin, bu gün yeni birisiyle tanışacaksın diyen astrologun, yanılma payının çok da düşük olmadığını bilmek bile, bu fenomeni kesin doğru ve bilimsel gerçeklik noktasına taşımıyor.

Dünyada insanların, açıklayamadığı pek çok gizem, bilinmeyen, doğa üstü olay var.

Bunların bir kısmının anlayabildiğimiz mantıklı, elle tutulur açıklamaları var.

Bir kısmının da açıklması yok ya da henüz keşfedilmemiş.

İnsanın zihinsel ve bedensel yapısı içinde de henüz keşfedilemeyen gizemler var.

Beynimizi tam kapasite kullanamadığımız söyleniyor, nasıl tamamını çalıştıracağımızı bilemiyoruz.

Hastalanıyoruz, tedavi oluyoruz ama mesela kanseri bile tam anlamıyla tedavi edemiyoruz.

Niye hastalandığımızı tam olarak bilemiyoruz.

Bunlar bizim gerçeklerimiz.

Bir de bilemediğimiz, inanç düzeyinde kalan edinimlerimiz var ki, bu çok önemli bir nokta.

Çünkü her zaman bilinmeyen hakkında fikir yürüten, bizi etkilemeye çalışan, kendisi de buna gerçekten inanan ama gerçekte baktığımızda bizi yalnışa sürükleyecek pek çok ortam ve insan olabilir.

Özetle, kadere, mucizelere, bilinmeyenlere her zaman inanabiliriz ama önce kendi aklımızı, hislerimizi ve yaşam tecrübelerimizi en önemlisi de iç sesimizi dinledikten sonra karar vermeliyiz.

Ya da her duyduğumuza inanıp, seyretmeliyiz, onu da keyif etmeliyiz, pozitif baktıktan sonra sorun yok. Orada da bir teslimiyet hali var.

Böyle olunca da kaderimizde elbet bizi de koruyan güçler olabilir. Hem buna inanmanın bir zararı da yok.....