Türkçe'ye Q harfi şart !

Eski metinler ve el yazmaları üzerine önemli çalışmaları olan Dilbilimci Prof. Dr. Günay Kut’tan önemli sözler..

Türkçe'ye Q harfi şart !
A+ A-

Kürtçe’nin ve Kürtçe’ye yer alan ancak Türkçe alfabede yer almayan Q, W ve X harflerinin tartışması sürerken Kut’tan tartışmaya yeni bir boyut katacak sözler geldi:

“Q, W ve X harflerini zaten kullanıyoruz yeri geldiğinde. Gayriresmi bir şekilde alfabeye girmiş durumda. Bizim alfabemizde Q şart. Modern Batı yazınında ince ve kalın K sesini ayırt etmek için kullanılıyor..”

Osmanlı’nın günyüzüne çıkmış ne kadar elyazması metni varsa onun elinden geçti. Bu eserlerin herbirini “ambarda bir tane” olarak tanımlıyor ve el yazmalarını insana benzetiyor. Gazete Habertürk, Dilbilimci Prof. Dr. Günay Kut ile eski metinlerde nelerle karşılaştığını ve Q, W, X tartışmasını konuştu.

KANDİLLİ EL YAZMALARI

 

Prof. Dr. Günay Kut, Kandilli Rasathanesi El Yazmaları adlı kitabın ilk cildini Elginkan Vakfı'nın desteğiyle yayımladı. İkinci cilt de yakında hazır olacak. Kut, bir yandan da yükseklisans tezini genişleterek kitaplaştırıyor.

 

OXFORD'DA ATATÜRK ENSTİTÜSÜ

 

Günay Kut, Oxford Üniversitesi'nde bugün hala işler durumdaki Atatürk Enstitüsü'nün kurucusu. Burada, Türk kültürüne ilgi duyanlara dersler veriliyor ve burs sağlanıyor.

 

ERMENİCE VE KÜRTÇE YAZMALAR

 

Prof. Dr. Kut, bugüne kadar karşılaştığı el yazmaları arasında Ermenice ve Kürtçe metinler de olduğunu söylüyor. Bazı Ermenice yazmalar tıpkı Karamanlıca gibi, Ermeni alfabesiyle Türkçe olarak yazılmış.

Zati'nin 20 bin küsur mısralık Şem-i Pervane'sini defalarca yazdı. O zamanlar ne fotokopi vardı ne de yüksek çözünürlü fotoğraf makineleri. Noktasından virgülüne kadar hiçbir mürekkep damlasını gözünden kaçırmaması gerekiyordu. Kaçırmadı da.

Prof. Dr. Günay Kut, Osmanlı'nın günyüzüne çıkmış hemen hemen bütün el yazmalarını gördü. Aralarında Chicago Üniversitesi'nin de bulunduğu birçok yerli ve yabancı okulda dersler verdi. Eşi de kendisi gibi dilbilimci; Turgut Kut. Ablası, Harvard Üniversitesi hocalarından Gönül Tekin. Eniştesi ise Türk diline katkılarıyla tanınan Şinasi Tekin.

Harvard Üniversitesi, üstün hizmetlerinden ötürü, çalışmalarını ve hayat hikayesini anlatan bir armağan kitap hazırladı Prof. Dr. Günay Kut'a. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü o kurdu. Binlerce el yazması gördüğünden ve bu metinlerde her konu işlendiğinden, dilbilimci Prof. Dr. Kut aynı zamanda astronomi, fizik, tarih ve kültür alanlarında da uzman sayılır...

EL YAZMALARI İNSAN GİBİDİR

 

- El yazmalarının özelliği nedir?

Yazmalar insanlar gibidir, üniktir. Parmak izi gibidir. Satırı, yazı cinsi, başlıkları, hataları, sütunu, boşlukları, cetveli farklıdır. Belki aynı eser birkaç defa yazılır ama el yazması olduğunda, her zaman tektir.

 

- Hiç çalıntı bir eserle karşılaştınız mı?

Bir defasında Nuruosmaniye Camii'nden Kuran-ı Kerim çalınmıştı, nadir bir el yazmasıydı. Çok büyük ustalıkla yapılmıştı. Aradan epey zaman geçtikten sonra tesadüfen öğrendik ki, bizim el yazması Kuran, bir mezatta satılıyor.

- Elinize ilk el yazması metin aldığınızda ne hissettiniz?

Zati'nin Şem-i Pervanesi dört bin beyitlik bir hikayeydi. Tabii içinde bütün divanı da vardı. İlk sayfasını çevirdim ve içimden "Eyvah, ben bunu hiçbir zaman okuyamayacağım galiba" dedim. Şimdi aynı kaygıyı öğrencilerimde de görüyorum.

 

- Sizin doktora tezinizi istinsah hikayeniz var, anlatabilir misiniz?

Ali Şir Nevayi'nin çocukluk divanı üzerine doktoramı hazırlarken, ne fotokopi ne de dijital çoğaltma vardı. Kütüphaneye gidiyor, eserin dört nüshasını da okuyordum. Ama evde de incelemem, çalışmam gerekiyordu. Mikrofilmden kağıda basmak çok pahalıydı. Nüshaların dördünü tamamen yazdım ki, okuyabileyim.

 

- Özel ilgi alanınız nedir?

Bir yazmabilimci (kodikolog) katalog hazırlarken, elindeki eserin fiziki ve manevi kimliğini en doğru şekilde aktarmak zorundadır. Bu nedenle benim alanım olabildiğince çok eser görüp, inceleyip, bunları belgelemek yönünde gelişti.

ESKİDEN EDEBİYAT DAHA RENKLİYDİ

 

- Edebiyatımızda ilginç türler var mı?

Elbette. Mesela rakamlarla ilgili ilginç bir metin var: Kasidenin her mısrası, Kanuni'nin tahta geçiş tarihi olan 926 sayısını tutar. Bir başkası var ki, her mısrasında ayrı sanat kullanıyor; bir mısrayı noktalı, diğerini noktasız harflerle yazıyor. Bir başka mısrada da sadece birleşen harfleri kullanıyor...

 

- Bugün olduğundan çok daha renkli bir edebiyat dünyası vardı demek ki...

Kesinlikle. Bir kere, deneysel çalışmışlar. Her türlü sanatı şiirde denemişler. Edebiyat çevreleri Tahtakale ve Galata'da meyhanelerde, zengin kişilerin konaklarında toplanıyor. Zaten başka eğlenceleri yok. Neşeyi Hiciv'le, efkarı Gazel'le tadıyorlar.

 

- Binlerce el yazması içinde sizi en çok büyüleyen hangisi oldu?

Galiba, Acaibül Mahlukat. Önce Arapça yazılmış, sonra Farsça ve Türkçe'ye de çevrilmiş. Madenler, ağaçlar, gökyüzü, melekler, yıldızlar, kuyular, acayip mahluklar ve bunlarla ilgili çeşitli hikayeler anlatılıyor. Bir de Aşıkpaşazade'nin Garipname'si benim için çok özeldir. 1330'da yazılmıştır ve 10 bin küsur beyitten oluşur. Sayılarla çok ilgilidir. İnsan ömrünü yaklaşık 80 yıl kabul edip, dörde böler.

Q, W, X'İ ZATEN KULLANIYORUZ

 

- Türk tarihi için en önemli metinler hangileri?

İbn-i Kemal'in Tevarih-i Ali Osman'ı, Hoca Sadettin'in Tac-üt Tevarih'i ve Evliya Çelebi Seyahatnamesi oldukça önemlidir. Hem kültür hem de tarih açısından hammaddedir. Her araştırmacı, kendi ilgi alanına göre bilgi bulabilir bu metinlerde.

 

- Kürt açılımı nedeniyle Q, W, X harflerinin alfabeye girmesiyle ilgili tartışmalar var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bunları zaten kullanıyoruz yeri geldiğinde. Gayriresmi bir şekilde alfabeye girmiş durumda. Bizim alfabemizde Q şart. Modern Batı yazınında ince ve kalın K sesini ayırt etmek için kullanılıyor. Yine de üzerinde iyice düşünmek gerekir. Donanımlı bir uzman ekip bunu nedenleriyle tartışıp karar vermeli. İncelenmeden eklenmesini istemem.

 

- Şu anda üzerinde çalıştığınız projeler neler?

Millet Yazma Eser Kütüphanesi'nde açıklamalı bir katalog hazırlıyoruz. Eserin içeriğini kapsamlı olarak anlatan bir katalog olacak. Dijital ortama aktarıp, araştırmacıların erişimine açacağız.

PORNOGRAFİK METİNLER VAR

 

- Osmanlı'da eser yasaklama yok mu?

Yok denecek kadar az. Mesela Nasreddin Hoca'nın çok açık

 

- Yazmalarda sizi şaşırtan metinlerle karşılaştığınız oluyor mu?

Şehirde ismi anılan, olay yaratan, kargaşa çıkaranların anlatıldığı bir tür vardır, buna Şehrengiz denir. Ahmet mi, Mehmet mi adı her ne ise başta bu verilir ve sonra onun güzelliğinden bahsedilir. Bu metinler çok ilginçtir.

 

- Peki erkeklerin güzelliğini yine erkekler mi anlatır?

Art niyet aranabilir; yazan da yazılan da erkek. Okuyansa hem erkek hem kadındır. Divan edebiyatında erkek, kadın ayrımı yapılmaz, ideal güzel vardır.

 

- Sadece erkekler mi anlatılır?

İşte beni şaşırtan da bu. Tek bir şair, ki adı Azizi'dir, kadınlar için şehrengiz yazmıştır. İki nüshası olduğunu gördük.

 

- 15. yüzyılda şehirdeki tek bir kadının güzelliğini anlatmak cesaret ister sanırım...

Cesurcadır ama öyle bir ayrım da yoktur. Osmanlı'da edebi metinlerde yazılanlara karışanlar yok. Neredeyse sınırsız bir özgürlük var.

EN AĞIR ELEŞTİRİLEN PADİŞAH KANUNİ

 

- Metinlerde padişahların eleştirilebildiğini de görüyor muyuz?

Bu tip örnekler mevcut. Mesela Kanuni'nin, oğlu Şehzade Mustafa'yı öldürtmesi... Yahya'nın bir şiirinde, Kanuni ve ona ortak olan kişiler için "ecel celalisi" deniyor. Nisai adlı kadın da bu konuda mersiye yazmış. Sarayda Şehzade Mustafa'nın hocalığını yapan şair Sururi, görevini bırakmış ve padişaha karşı tavır almış. Bunlar bir şekilde padişahın kulağına gitmiş ama başlarına bu yüzden bir şey gelmemiş.saçık bazı anlatıları yasaklanır, divana girmez. Ama 16. yüzyıldan, çok daha açık saçık bir eserimiz bugüne ulaşmıştır; Gazali'nin Dafiul Gumum ve Rafiul Humum'u. Pornografik bir metindir. Bunu yazan kişi, sonradan toplamaya çalışmış çünkü büyük yankı uyandırmış.