Sadettin Saran Fransa'da yüzme şampiyonu oldu

Sadettin Saran Fransa'da yüzme şampiyonu oldu

Ünlü işadamı Sadettin Saran, Fransa’da yapılan yüzme yarışlarında tüm kategorilerde şampiyon oldu.

Fenerbahçe Klübü yöneticisi Sadettin Saran, gençlik yıllarında uzun sure yüzme milli takımı kaptanlığı yapıp, çok sayıda rekora imza attı. Aktif spor yaşamı sonrasında da sporu bırakmayan Sadettin Saran, halen havuzlarda kulaç atıyor ve  veteranlar ( eski sporcular ) kategorisinde yarışıyor.
 
HAVUZLARDA FRANSA-TÜRKİYE DOSTLUĞU

Haziran'da Fransa'da düzenlenecek olan Euro 2016 öncesinde sporcu işadamı Sadettin Saran, Epinal'de yapılan Fransa Master şampiyonasında, Fransız veteran takımının davetini kabul ederek CNS Vallauris takımı adına havuza girdi.

7f73b1fb-143f-45f1-aa66-85ebb91ca775.jpgSARAN FRANSA ŞAMPİYONU

52 yaşında olan Sadettin Saran, 50 metre serbest stilde 25.78 derecesiyle, sadece kendi kategorisisnde değil,  35 yaş üstü tüm kategorilerde Fransa şampiyonu oldu.

Sadettin Saran'ın takımı CNS VALLAURIS ise şampiyonayı 4.sırada bitirdi.

MEN'S FITNESS'E KAPAK OLMUŞTU: EN SPORTİF, EN FİT İŞADAMI

İş yaşamında başarılı olan Saran Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sadettin Saran, bu başarısını sporla pekiştiriyor. Men’s Fitness dergisi adına Mahmut Hayırlıoğlu, güne sporla başlayan ünlü işadamı ile keyifli bir röportaj gerçekleştirmiş:

Uzun yıllar Amerika da yaşadınız, bu kültürün yaşam ve beslenme düzeniniz üzerinde bir etkisi var mı?

1-20151201150423.jpgAmerika’da yaşarken çok fazla sağlıklı beslendiğimi söyleyemem. Klasik Amerikan tarzı beslenme yani fast-food, hazır yiyecekler vs. derken şu andakinden daha farklı bir düzenimiz vardı. Bunda gençliğin, tecrübesizliğin ve zamansızlığın etkisi çoktu. Beslenme dışında ise, Amerikan kültürünün, yaşam tarzının benim yaşam tarzımda çok ciddi bir etkisi var tabii ki.

Siz sportif, sağlıklı ve fit vücuduyla bilinen bir işadamısınız, bunu nasıl bir beslenme düzenine borçlusunuz? Beslenme düzeni konusunda çok katı kurallarım vardır. Un, şeker, tuz yani 3 beyaza hayatımda yer yoktur. Tabii bazı kaçamak öğünlerim dışında… Genel olarak prensibim “yemek için yaşamam; yaşamak için yerim”. Sofradan mutlaka aç kalkarım. Kızartmadan , yağlı yiyeceklerden uzak dururum. Tatlı yemem. Hamur işi yiyeceğim zaman da kepekli un tercih ederim. Düzenli ve ağır spor yaptığım için protein ağırlıklı beslenirim. Günün en önemli öğünü herkesin bildiği gibi kahvaltıdır. Sabahları beş, altı yumurtadan-ama sadece beyazından omlet yaptırırım. Öğle yemeklerinde de protein ağırlıklı beslenirim. Akşamları ise bunların hepsinden uzak dururum. Çok hafif akşam yemekleriyle, yeşil ağırlıklı bir sofrayla, geceyi geçiştiririm. Sizce fiziksel görüntünüzde genetik yapınızın etkisi var mı, yoksa tamamen sağlıklı yaşamınıza mı borçlusunuz? Dört kardeşiz ve tüm kardeşler fiziki olarak birbirimize benziyoruz. Dolayısıyla genetik yapımızın etkisi olduğunu söyleyebilirim. Hepimizin spora yatkınlığı var. Fiziki özelliklerimiz de bunu kolaylaştırıyor. Ancak sadece genlere ve sportif yatkınlığa bağlamak doğru değil. Biz dört erkek kardeş hep rekabet ve hareket içinde büyüdük. Ben en büyükleriyim. Kardeşlerim barfikslerini tamamlamadan tatlı yemelerine izin vermezdim, mesela…

Sporun hayatınızdaki yerini nasıl anlatırsınız?

Spor aslında hayatımın tam merkezinde yer alıyor. Bizzat spor yapıyorum. İnsanlara “siz de yapın, bakın siz de yapabilirsiniz” mesajını vermek istiyorum. Sporun ana felsefesi içinde yer alan takım ruhu, motivasyon, özveri ve disiplin gibi kavramlar benim hayatımda da çok önem verdiğim değerler. Spor bu yönüyle hayata bakış açımı, düşünce tarzımı her şeyimi doğrudan etkiliyor. Bir yandan da uluslararası spor yayıncılığı, spor pazarlaması sektöründe çalışan bir iş adamı olarak, hayatımı da spordan kazanıyorum. O yüzden ‘sporsuz bir hayat hatadır’ diyorum. Çocukluğunuzdan beri sporla iç içesiniz, spora olan ilgi ve tutkunuz doğuştan mı geliyor yoksa ailenizin sizi yönlendirmesi sonucu mu gelişti? Genetik anlamda, doğuştan spora bir yatkınlığımız var ama bunun da ötesinde hem annem hem babam beni ve kardeşlerimi spora sürekli teşvik ettiler. Sporun insanın hayat kalitesine kattığı pozitif değerin farkında olan bir ebeveynimiz vardı. Ne mutlu bize, kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.

2-231.jpg

Başarılı iş ve özel hayatınızı sağlıklı bir yaşama borçlu olduğunuzu düşünüyor musunuz, sizce aralarında bir bağlantı var mı?

Kuşkusuz var, yüzde yüz var. Bununla ilgili zaten yapılmış sayısız bilimsel araştırma da mevcut. Ulu önder Atatürk’ün de dediği gibi ‘Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur’.

Mutfakla aranız nasıl, aşçılık yeteneğiniz var mı, eşinize veya dostlarınıza yemek yapar mısınız?

Aşçılık konusunda yeteneğim sıfır. Ama yemek yemek konusunda çok yetenekliyim. Bir oturuşta 5 tabak mantı yiyebilirim… Yeme konusunda aşırıya kaçtığınız bir günü, sonrasından nasıl telafi edersiniz? Şunu söyleyebilirim, sağlıklı ve disiplinli beslenmek lazım ancak arada bir diyeti bozmakta da herkes için fayda olduğunu düşünüyorum. Zaman zaman sizin deyiminizle ‘aşırıya kaçarak’ metabolizmayı şaşırtmakta, bazen tatlı kaçamaklar yapmakta fayda vardır.

En sevdiğiniz yiyecek ve içecek nedir?

Mantı çok severim. İçecek olarak da nar suyu diyebilirim. Alkolden ve gazlı içeceklerden uzak dururum.

Günde kaç öğün yemek yiyorsunuz?

5 öğün.

Canınız tatlı istediğinde ilk tercihiniz nedir?

Dondurma.

Cildiniz için kullandığınız kozmetik ürünleri var mı?

Özel bir ürün yok ama organik ürünler olmasına dikkat ediyorum.

Hangi parfümü kullanıyorsunuz?

Tom Ford şu anda…

Fit olmak isteyen okuyucularımıza vereceğiniz birkaç ipucu var mı?

Tembel olmasınlar. Fedakarlık olmadan, özveride bulunmadan, ciddi ve planlı bir şekilde çalışmadan hedefe ulaşılmaz. İş hayatıyla, modern hayatla spor arasında sağlıklı bir denge kurmak çok önemli ve bir o kadar da zor. Her zaman söylüyorum. Ben her sabah belki de bir çok insan uyurken spor yapmaya başlıyorum. Her sabah 3 saat yoğun antrenman yapıyorum sonra da gelip işimin başına geçiyorum, toplantılar, görüşmeler yapıyorum. Yani zaman planlaması çok önemli. İstemek, hedef koymak ve bu doğrultuda çalışmak çok önemli. Bahane üretmesinler, istedikten sonra her şeye zaman yaratılabilir.

3-098.jpg

Yüzme dalında Türkiye’yi birçok kez temsil ettiniz, hatta Amerika’daki üniversite de yüzme bursu kazanarak okuduğunuzu biliyoruz. Peki, yüzmenin hayatınızdaki yeri nedir ve size kattıkları nelerdir?

Yüzme ana spor dallarından biridir. Bir çok temel spor dalında olduğu gibi, sağlıklı bir yaşamın, zinde bir vücudun habercisidir. Disiplin ister, özveri ister. Hedef koyma ve hedeflere ulaşma konusunda yönlendiricidir, eğiticidir. Hayatta çalışmadan hiçbir şeye ulaşılamayacağını öğretir. Hem rakiplerinizle, hem de kendinizle yarışırsınız. Kendi potansiyelinize ulaşmaya çalışırsınız. Tüm bu anlattıklarım zaten hayatın ve hayatta yapmamız gerekenlerin kendisi değil mi!

_mg_3447.jpg

Sizce hayatınızdaki en büyük başarınız ve başarısızlığınız nedir?

Başarı görecelidir. Kimine göre uzun yaşamaktır, kimine göre milyon dolar kazanmaktır, kimine göre iyi baba olmaktır, vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirmektir vs.. Bunların da hepsi kendi mantığı içinde doğrudur; başarı olarak telakki edilebilir. Ben artık parasal anlamda motive olmuyorum çünkü onun sonu yok. Paranın hep daha fazlası var. Benim için artık işimde istihdam yaratmak, daha fazla insana iş vermek önemli. Çok şükür işlerimizde 4000 kişiyi bulduk. Bunu devam ettirmeyi bir işadamı olarak başarı sayarım. Ancak bence bir erkek için en büyük öncelik ve başarı aile kavramı üzerinedir. Ben de iyi bir eş ve kızlarıma iyi baba olmaya çalışıyorum. Başarısızlık konusuna gelince, Herkesin bir tarzı vardır insan ilişkilerinde. Genelde insanlar karşılarındakine 0 puan veriyorlar yeni tanıdıklarında. Sonra da zamanla yükseltiyorlar. Ben öyle yapmam. Ben tersine, tanıdığım insanlara, işe aldığım çalışanlarım da dahil önce 10 veriririm. Onlar bunu korurlar veya zamanla notlarını kırarım. Bu prensibimi seviyorum ve korumaya çalışıyorum. Ancak riskler var tabii. Geriye dönüp baktığımda, bazı insanlarda ciddi şekilde yanıldım, hayal kırıklığına uğradım. Bunu söyleyebilirim.

4-038.jpg

Haftanın kaç günü spor yapıyorsunuz?

Haftanın 6 günü. Pazar off günüm.

Hangi sporları yapmayı seversiniz?

Her türlü sporu severim, ama daha çok efor gerektiren, ter döktüren, challenge gerektiren sporları seviyorum. Bireysel sporları da takım sporlarını da seviyorum.

Bu yoğun çalışma temponuzda spora nasıl vakit ayırabiliyorsunuz?

Burada anahtar kelime ‘öncelik’tir. Sporu önceliklerim arasına koyuyorum. Başka şeylerden fedakarlık yapıyorum. Mesela sabahları uykumdan, ya da dinlenerek geçireceğim bir zamandan fedakarlık yaparak spora gidiyorum.

1984-1985 döneminde kırdığınız 50 metre serbest yüzme rekoru hala sizde, kendi rekorunuzu tekrar kırmayı düşünüyor musunuz?

Bunu düzeltmek istiyorum. O rekoru kırmıştım, doğrudur, ama geçen zaman zarfında yeniden kırıldı o rekor. Üniversite yıllarında da Amerika’da kırdığım bir rekor uzun süre kalmıştı. O ne oldu, mesela, şimdi bilmiyorum. Halen aktif olarak yarıştığım masterlar seviyesinde, değişik yaş kategorilerinde, Türkiye’de ve Avrupa’da kırdığım rekorlar var. Bu ara, onları geliştirmeye çalışıyorum. İleride biraz uğraşsınlar onları da kırmaya…

Milli yüzücü olarak birçok başarıya imza attınız, sizin gibi başarılı olmak isteyen genç yüzücülere ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Her zaman dile getiriyorum. Hayal kurmak, kendine inanmak ve istemek. Ama çok istemek. Sonra da bu yolda, bu hedef doğrultusunda çok çalışmak. Pes etmemek. Yeteri kadar istersen ve çalışırsan başarı gelir.

5-020.jpg

Çok iyi bir Fenerbahçeli olduğunuz biliniyor, Fenerbahçe ile ilgili aklınızda geleceğe dair projeleriniz var mı, nelerdir?

Kulüp üyeliğimle ilgili hukuki süreci kazandım. Her yerde dile getiriyorum; Fenerbahçe’ye başkan olmak benim hayalim. Ama bakın burada önemli bir nokta var. Türkiye’de zaten 10 kişiden altısı başkan. O yüzden benim hedefim ‘başkan’ olmak değil. İyi, başarılı ve fark yaratan bir başkan olmak. Ömür boyu orada kalmaya da niyetim yok. Fark yaratacağıma, Fenerbahçe’yi Dünya Kulübü yapacağıma inandığım için bu göreve talibim.

Uluslararası spor ekonomisi alanındaki tecrübelerimizle, ilişkilerimizle, “know how” bilgilerimizle bu göreve talibim. Dünyanın sayılı kulüplerinin yönetimleriyle, profesyonelleriyle iş yapıyoruz, aynı masaya oturuyoruz, yakın dostluklarımız var. Bu vizyonu kulüp yönetimine getirmek istiyoruz. Bir yandan da evet, ben Fenerbahçe’nin doğal başkan adayıyım. Fenerbahçe’nin geleceğine talibim. Fenerbahçe kongre üyelerinin ciddi bir teveccühü var. Hakkımda çok ciddi bir karalama kampanyası yürütülmesine rağmen her yerde ilgi görüyorum. Bu doğrultuda çalışmalarımız devam edecek. Başkan Aziz Yıldırım da çok önemli işler yaptı, büyük haksızlığa uğradı, tüm hizmetleri için teşekkür ederiz ama bu kadar uzun sure görevde kalmanın doğal sonucu olarak yoruldu, yıprandı.

Fenerbahçe’nin hayatınızdaki yerini anlatır mısınız?

Fenerbahçe benim için tek kelimeyle bir tutkudur. Çok özel, vaz geçilmez bir tutkudur. Ama bir yandan da ailem var, çocuklarım var, özel hayatım ve sosyal hayatım var. Kulüp başkanlığı ya da benzeri görevler ile, özel hayat arasında, kendinize ve yakınlarınıza ayırdığınız zaman arasında bir denge kurulması gerektiğine inanıyorum. Ekip çalışmasına inanan birisi olarak, ‘ben bu işe hayatımı adadım, gece gündüz kafamda bu iş var, kulüpten çıkmıyorum’ anlayışını da doğru bulmuyorum. Çünkü bu durum bir süre sonra deyim yerindeyse bir ‘körlük’ getirir. Yaptığınız işe kendinizi adamak çok önemlidir, ama zaman zaman da uzak kalmak, dışarıdan bakmak gerekir. Verimli çalışmanın anahtarı budur. Sadece kulüp başkanlığı için, Fenerbahçe için söylemiyorum bunu. Hayat böyledir. Başarılarınızın yanı sıra yaptığınız sosyal faaliyet projelerine bakıldığında, diğer kurumsal firmalardan çok daha farklı projeleriniz olduğu görülüyor; Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’na sponsorluk, özellikle Doğu Anadolu’da açtığınız spor merkezleri, okullar bunların göstergesi.

Peki, hayalinizde olan, gerçekleştirmek istediğiniz buna benzer farklı projeleriniz var mı?

Spor, eğitim ve gençlik odaklı projelere devam ediyoruz. İş hayatımızda da daha çok istihdam yaratacak, sosyal fayda sağlayacak yatırımlara ağırlık veriyoruz. Tekirdağ ve Eskişehir’de faaliyet gösteren call center firmalarımız da yüzlerce kişiye iş olanağı sağladık. Sadece para kazanma odaklı bakmıyoruz.

Saran Holding, Türkiye’de medyadan enerjiye, havacılıktan hizmet sektörüne kadar sekiz farklı dalda hizmet veren, yurtdışı ortaklarıyla her geçen gün büyüyen bir organizasyon yapısına sahip, bu yapının bugünlere gelmesinde en önemli başarı anahtarı, etken nedir sizce? Başarınızın sırrı nedir?

Fark yaratacak, farkındalık yaratacak fikirlerin peşinden koştuk. Günümüz iş dünyasında başarının olmazsa olmaz koşullarından bir tanesi; önceden görmek. Vizyon sahibi olmak. İlk olmayı başarmak. Yaptığımız birçok işte bunu başardığımızı söyleyebilirim.

_mg_3363.jpg

Erkeklerin kıskandığı, kadınların ise sahip olmak istediği bir erkeksiniz. Hem başarılı hem yakışıklı olmak zor olmuyor mu, sizce bu bir dezavantaj mı avantaj mı?

Estağfurullah, o sizin teveccühünüz teşekkür ederim. Bir yandan da artık modern dünyada fiziki görünüşün ötesinde, başarılı olma, karizma, etkileyici bir kişilik gibi özellikler ön plana çıkıyor. O yüzden salt fiziki görünüşün önemini yitirdiğini düşünüyorum. Ayrıca hepimiz geldik gideceğiz. Önemli olan ‘yakışıklı adam’ diye değil, ‘Adam gibi adam’ diye anılmak. Üniversite sonrası Arkansas’ta yaptığınız bir iş görüşmesinde, işe alınmayacağınızı düşündüğünüzde söylediğiniz şeyler ve bunun sonucu işi almanız gerçekten inanılmaz bir zeka ve özgüven göstergesi.

Aileniz veya siz hiç IQ’nuzu ölçtürttünüz mü? Ölçtürttüyseniz bizimle paylaşır mısınız?

Hayır ölçtürmedim. Ölçtürmeyi de hiç düşünmedim. Çünkü IQ bir potansiyeldir. O potansiyeli nasıl kullandığınız hayatta çok daha önemlidir IQ seviyenizden.

Geleceğe dair planlarınız ve projelerinizden bahseder misiniz?

Turizm sektöründe bizleri heyecanlandıran yeni bir yatırımımız var. Hırvatistan’da, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine alınan Split kentinde, 5 yıldızlı bir otel satın aldık. Grand Hotel Lav & Grand Marina Lav kompleksi. 381 odalı, spa merkeziyle, toplantı salonlarıyla, 75 yatlık marinasıyla çok güzel bir otel. Onun tanıtımı üzerinde çalışıyoruz. Spor dünyasında yarattığımız sinerji ve vizyonu, turizm sektöründe de sürdürmek istiyoruz.

Aynı şekilde Türkiye Voleybol Federasyonu’nun pazarlama ve medya haklarını satın aldık. Çok geniş kapsamlı bir anlaşma söz konusu. 2020 yılının sonuna dek TVF ve Saran markaları Türk voleybolunun gelişmesi, yeni kaynaklar sağlanması, voleybola ait markalar yaratılması, daha çok insana ulaşılması, uluslararası alanda Türk voleybolunun izlenen, talep edilen ürünler yaratması ve geliştirmesi amacıyla birlikte hareket edecek. Bu proje de bu kapsamıyla Türkiye’de bir ilk oldu ve bizi heyecanlandırıyor. Azerbaycan liginin tüm maçlarını full HD kalitede çekiyoruz ve yayıncı kuruluşa veriyoruz. Türki Cumhuriyetlere yayın yapan Stansport kanalımız büyük bir başarıyla, 6 ülkede milyonlarca kişiye ulaşıyor. Belgesel çekimleri yapıyoruz. Bizde yeni proje hiç bitmez.

Son olarak, okuyucularımıza sağlıklı yaşam, beslenme ve başarılı olmakla ilgili tavsiyeleriniz nelerdir?

Çok önemli gördüğüm bir konu var. Maalesef şunu gözlemliyorum, gençler vücut yapacağız diye kimyasallara bulaşıyorlar. Bu 35 senedir sporun içinde yer alan birisi olarak beni son derece üzüyor. Genç sporcu kardeşlerimiz şunu bilsinler ki bu son derece sağlıksız, kısa dönemli bir şey. Merdivenleri çıkarken akıtmadığın ter, inerken sana gözyaşı olarak döner. Bunu unutmasınlar sporcu kardeşlerimiz, arkadaşlarımız. Natürel yollardan, çalışarak, özveriyle çok daha sağlıklı bir şekilde aynı vücut yapılabilir. Burada doğru eğitmenlerle çalışmak da çok önemli… Bugün hocayım diye geçinen bir sürü insan, sporcuları kimyasallara teşvik ediyorlar. İnsanların sağlığıyla oynuyorlar. Bu gibi sentetik, sağlıksız yöntemlerden uzak durmalarını tavsiye ediyorum. Bakın bu bilinç çok önemli. Maalesef bizde bu zihniyet sadece vücut geliştirme açısından değil genel spor anlayışı, kültürü açısından da çok geride. WADA verilerine göre dünyada atletizmde anti-doping kurallarını ihlalde, Türkiye olarak birinci sıradayız. Peşimizden Rusya ve Hindistan geliyor. Bu konuda en bilinçli ülke de Amerika.